Ahmet Celal Köse

Tarih: 05.03.2026 13:44

ZULME SESSİZLİK DE BİR TARAFTIR

Facebook Twitter Linked-in

Bugünkü yazımda kurallara riayet etmeyeceğimi söylemek isterdim. Noktanın, virgülün ya da ünlem işaretinin hiçbir önemi kalmadı demek isterdim. Devrik cümleler kurmak, yazı kurallarını bir süreliğine yok saymak isterdim.

Ne gariptir ki yine bir 28 Şubat günü, dünyanın gözüne baka baka insanlığın bittiğinin ilanı gibi bir olayla karşı karşıya kaldık. Amerika adlı haydut devlet ile bizim coğrafyadaki tetikçisi, terörün devlete dönüştürülmüş hâli olan katil sürüsü İsrail, İran’a alçakça ve şereften yoksun bir saldırıda bulundu.

İlk saldırıda adeta şu mesajı verdiler: “Sizin çocuğunuzun, bebeğinizin bizim gözümüzde tek bir değeri var; o da öldürme keyfimizi yaşayacağımız bir nesne olmasıdır.”

Burada diyeceksiniz ki: “Bu insan değil.” İnsan desem insan değil; hayvan desem hayvanlara hakaret olur. Bu mahlûklardan başka ne beklenebilir? Evet, başka bir şey beklenmez.

Ama benim yüreğimi sızlatan başka bir şey var.

İran devletinin siyasi duruşunu beğenmeyebiliriz. Hakka karşıt durduğunu düşünebiliriz. Etrafındaki birçok İslam ülkesiyle geçinemediğini söyleyebiliriz. Gazze’de suskun kaldığını, Suriye’de ortalığı karıştırdığını, konu Türkiye olduğunda mesafeli davrandığını ifade edebiliriz. Onlarca eksi sayabiliriz.

Fakat bir gerçek var ki dünyanın gözü önünde zulme uğruyor. Katliam yaşanıyor. Körpecik çocukların bedenleri paramparça oluyor. Kâfir kudurmuşçasına saldırıyor, hiçbir kural tanımıyor. Seni insan kabul edip seninle yaptığı anlaşmayı olgunlaştırmak için bütün devlet erkânını toplamışken, anlaşmaya son şeklini vermeye çalışırken, sen onların üzerine bomba yağdırıyorsun.

Buraya kadar yazdıklarım için “Bu katil sürüsü bunu yapar, ne bekliyorsun?” diyebilirsiniz. Buna hiçbir itirazım yok.

Benim asıl itirazım bizim cenahtaki sözüm ona Müslüman geçinen, sakalına, cübbesine, şalvarına toz kondurmayan, Müslümanlığı kimseye bırakmayan hoca kılıklı kişilere ve onların avanelerine.

Sen peygamber kürsüsünü din adına işgal edeceksin; sonra çıkıp diyeceksin ki: “Bu savaşta ben taraf olamam. Çünkü İran Şiidir, sahabeyi tanımaz...”

Bu sözü söyleyenlere soruyorum: Sizin katil sürülerinden ne farkınız kaldı?

Aranızda sadece bir fark var. Onlar askerî silahlarla kendi mevzilerinden füze fırlatıyor; siz ise peygamber kürsüsünden öyle söz füzeleri atıyorsunuz ki küffarın bombaları sizin sözlerinizin yanında zayıf kalıyor.

Oysa benim dinim bana “İslami–gayri İslami” diye bir ayrım yapmayı öğretmiyor. Nerede bir zulüm görürsen, zalimin karşısına geç, diye emrediyor. Allah’ın bu emri apaçık ortada dururken, “Ben taraf olamam” diyerek zaten tarafını çoktan seçmiş oluyorsun.

Ben buradan açıkça söylüyorum: Ben tarafım. Mazlumdan yana tarafım. Mezhep, meşrep ayrılığı yapmadan Müslüman kardeşimden yana tarafım. Küçücük bedenlerin parçalanmasına göz yumamayacak kadar insan olduğum için tarafım. Peygamber kesen katil sürülerine karşı mücadele edenlerden tarafım. Müslümanların kaybolan izzetini ayağa kaldırmaya çalışan Gazzeli yiğitlerden tarafım.

Bu, imanımın gereğidir. Dinimin emrettiği insani duruştur.

Elbette İran’ı eleştirecek çok şey sayabilirim. Fakat bizde bir söz vardır: Evi yanan insana “Niçin şunu yapmadın?” denmez. İnsan eline ne geçirirse yangını söndürmeye çalışır.

Burada şunu da diyebilirsiniz: “Bizim ülkemizde saydığım kişilerden başkasına sözün yok mu?” Onlar zaten kendilerine yakışanı yapıyorlar. Asıl mesele bizim nerede durduğumuzdur. Biz kiminle yan yana duruyoruz? Buna bakmalıyız.

Son duam şudur:
Yarabbi, zalimleri ve yandaşlarını yerle yeksan eyle.

 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —