Ali BULAÇ

Tarih: 01.01.2026 18:50

Yılbaşı ve Doğum Günleri

Facebook Twitter Linked-in

Geçen senelerde Galip Engin Şimşek isminde bir araştırmacı, “İlk defa Eskişehir’deki mezarlığın içinde bulunan Şeyh Edebali’nin türbesini gezerken dikkatimi çekti” demişti. “Arkasından Geyikli Baba türbesi var. Bu yerlerde neden geyik boynuzları var diye düşündüm. Geyik Şamanların öteki aleme giderken ruhlarını taşıyan sembolü anlatmak için kullanılır. Anadolu erenleri İslamiyet’i benimserken ona kendi geçmişlerinden de bir şeyler katmışlar… ve Şaman Türk köylülerinin geldikleri coğrafyanın kültürel yapısına adapte olabilmeleri için onların kültürel kodlarını yeniden şekillendirmişler (Bir teze göre Aleviler günümüzde bu kodların taşıyıcısı). Edebali (öl. 1326) bir şifacı ve ruhsal aracı olarak Şaman geyiğine binip Anadolu’ya yerleşen Türk kabilelerinin ihtiyaçlarına onların anladığı dilden yardımcı olmaya çalışmış.”

Şimşek soruyor: “Acaba en saf duaların öznesi çocukların dileklerini geyiklerin çektiği arabasına binerek yerine getirmeye çalışan aksakallı Şaman kılıklı Noel Baba (ve) onun yardımcısı yeşil cinler toprağın bereket gücünün temsilcisi olmasın? Bütün bunlar bizim Şeyh’in ne kadar uzağına düşüyor dersiniz?”

Bu sualler sorulmaya değer.

Dinlerin karşılaştıkları en büyük zorluk, insan, her seferinde yenilenen vahyi tebliğe karşı, masumane formlar altında yine kendi bildiğini okumasıdır. Yeryüzünde insanın tarihi, insanın ya Allah’a doğru yürüyüşü veya O’ndan kaçışıdır. İnsan her zaman saf dine açıktan meydan okumaz, pagan/putperest ve yoldan sapmış atalarının (ehli’d dalale) geliştirdiği gelenek ve görenekleri, kültürel form ve alışkanlıkları, kabul edilebilir biçimlere sokarak devam ettirir, böylece tevhide karşı yeni formda bildik eski inançları devam ettirir.

Yılbaşı kutlamaları ve Noel Baba ritülleri modern dünyanın pagan kutlamalarına dönüşmüş bulunuyor. Bundan sadece tevhidin ne olduğunu iyi bilen Müslümanlar değil, modernzede Hıristiyan dünyası da rahatsız. Noel Baba kültürüne karşı mücadele başlatanların sayısı az değil. Hz. İsa’nın doğumu ile Noel Baba arasında herhangi bir bağıntı yok. Doğru kabul  Hz. İsa’nın 25 Aralık’ta dünyaya gelmiş olmasıdır.

Noel Baba karşıtları, 21. Yüzyılın başlarında Hz. İsa’nın doğum günü diye kodlanan Noel kutlamalarında, Almanya ve İsviçre’de uzun bir geleneğe sahip olan figür Christkind’in (sarı saçlı, kanatlı çocuk Mesih) öne çıkarılmasını teklif etmişlerdi.  Christkind taraftarları, “ticari Amerikan geleneği”nin bir uzantısı olarak gördükleri Noel Baba’yla ilgili ürünlerin satışını yasaklayan işverenleri ödüllendireceklerini ilan ediyor. Yıllardır bu kampanyayı yürüten “Pro-Christkind” taraftarları, 2009’da ülkede yüzde 70 oranında taraftar bulduklarını belirtmişlerdi. Grup, Aralık ayının başlarında, Graz kentinde Noel Baba karşıtı protesto yürüyüşü de yaptı. Viyana’nın Freyung meydanındaki en eski Viyana Noel Pazarı, geleneksel olmadığı için Noel Baba dekorasyonu satmadıklarını bildirmişlerdi.

Hz. İsa ile Noel Baba arasında belirgin ayırım yapmaya çalışan Hıristiyanlara göre, Amerikan Noel kültürü kutsal ve geleneksel olan her şeyi kirletti, din müntesipleri bu suistimali ve kirlenmeye karşı ortaklaşa mücadele etmek durumundadırlar.

Şimdi gelelim durumumuza.

Kültürel bir öge profan olarak varlığını sürdüremez, ögeye belli bir “kutsallık” atfetmek lazım, modern paganizm kutsalın profanlaştırılması, kutsala ait ritüellerin özlerinden, hakiki mahiyetlerinden tecrid edilerek putperestliğe transfer edilmesidir. Milli/ulusal bayramlar, yılbaşı ve doğum günü kutlamaları bu türden ritüellerdir.

Biliyoruz ki, yılbaşının miladi takvime göre belirlenmesi mecburi olmuş, karar tamamen siyasi mülahazalarla batılılaşmanın/modernizasyon politikalarının emredici araçlarından biri olarak kullanılmıştır. Osmanlı’dan sonra diğer birçok İslami gelenek ve teamülün yerine Batı’dan ithal edilenlerinin ikame edilmesi, bize zamanın Düvel-i muazzaması tarafından mecburi kılındı, bizim başımızdakiler de buna boyun eğdi.

Geride bıraktığımız iki yüz senenin ardından bugünün de pek bir farkı yok, belki hakim güçler artık emredici ve taşıyıcı araçları açıktan kullanmıyorlar ama zaten toplumlarımız (muhafazakar çevreler dahil) hegemonik güçlerin geleneklerini, kültür ve hayat tarzını iştahla satın alıyorlar. Bugünün küresel düvel-i muazzamaları bunun nezaretini yapmaya devam etmekle yetiniyorlar. Yılbaşı ve doğum günü vd. konulara masumane gözle bakanlar, “Bunda ne var canım” diyorlar. “Miladi yılın başlangıcı, çoluk çocuk televizyonda eğlence programları seyreder, kuru yemiş, meyve yer, bu arada aldığımız piyango biletinden iyi bir ikramiyenin çıkması için dua ederiz” derler. Eskiden her 31 Aralık saat 24.00’den hemen sonra TRT dansöz oynatıyordu, şimdi ana akım televizyonların ekranları 7/24 seyirlik cinsel tüketime sunulmuş çıplak bedenlerle, pavyon dansözleriyle dolup taşıyor, .

Başka bir kesim, “Mis gibi Hicri takvimimiz varken, Hıristiyanların yılbaşından bize ne!” der, bu sefer “Hicri takvim başlangıcını kutlama” bid’atını dine dahil ediyorlar. “Ne olsa gider” felsefesine dört elle sarılan postmodern muhafazakarlar “Hem Hicri yılbaşını, hem yılbaşını kutlarım” der ve bu pagan geleneği gönül huzuruyla kutlarlar. Son senelerde birden sınıf atlayan muhafazakar kesimler Hz. Peygamber (s.a.)’in doğum gününde kaç metrelik pasta kesiyorlar.

Sünneti ve siyeri istihfaf edenler, müslümanın Kur’an vahyini ancak Sünnet formlarını iyi bildiğinde pratik hayatında yaşayabileceği gerçeğini bilmezlikten geliyorlar. Efendimiz (s.a.)’in şu buyruğu sosyal bir yasanın (sünen) birebir ifadesidir: “Kim bir kavme benzemeye çalışırsa, o da onlardandır.” (Ebû Dâvud, Libâs, 4)”

Sünneti, Kur’an vahyini hikmet üzere anlama ve bir yaşama tarzına referans olmaktan çıkaranlar, yozlaşmış kültür istilasına karşı ümmeti mukavemetsiz bırakıyorlar. Buldukları slogan -Sünnet’te somutlaşan temel sosyolojik İslami hayat tarzının evrensel beşeri kaynağı olan ma’rufu ve örfü yanlış isimlendirip- “Canım, bu Arap örfüdür” deyip amorf bir din algısını yaygınlaştırıyorlar.  Bir teamül veya eylem örf ise, Arapların örfü meşru ve kaynak olduğu gibi Türklerin, Kürtlerin ve başka kavimlerin de örfü meşru ve kaynak hükmünde müracaat edilen kaynaktır.

Kavimlerin örfüyle amel etmek ilahi emirdir: “Örfle emret!” (7/A’raf, 199).

Peki, “Ne yapacağız?”

Kıblesini şaşırmış, zihn-i müşevveş müslüman kum fırtınasının her şeyi altüst ettiği modern çölde dalalete düşen müslümanlara doğru güzergahı (hidayet) kim gösterecek?

Bizim için kutsalın kesafet kazandığı tek bir gece Kur’an ve Sünnet’le sabit Kadir Gecesi’dir. Onun dışında her gece kutsaldır, günler Allah’a aittir. Sair gecelerde ne yapıyorsak 31 Aralık gecesi de aynısını yapmaya devam edelim, çocuklarımızın doğum günlerinde Efendimiz (s.a.)’in tavsiye ettiği “akika”yı ihya edelim, şanı yüce Allah’a bir şükür nişanesi olarak gücümüz yetiyorsa bir kurban keselim veya kurban parasını mültecilere, depremzedelere, ihtiyaç sahibi yoksullara verelim.

 

Kaynak: mirat haber


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —