Yusuf YAVUZYILMAZ

Tarih: 13.03.2022 15:02

YENİLMEK VE KAYBETMEK

Facebook Twitter Linked-in

Yenilmek, kaybetmek değildir. Kazanç ve kaybı modern aklın ışığında değerlendiren zihnin konuya doğru yerden bakması imkansızdır. Örneğin 18 ve 19. yüz yıl aydınlanma felsefesi, aklı ve insanı öne çıkarma, ( rasyonalizm ve hümanizm) paradigmasından yola çıkıyordu. Çoğu kimse tarafından kutsanan ve bizim yapmamakla hayıflandığımız bu gelişme acaba hakikaten yapılması ve ulaşılması gereken bir kızıl elma mı idi?

Rasyonalizm, aklın sınırları dışında kalan ve aklın üretemediği bilgilere kuşku ile bakar. Yani rasyonalizm göre, vahiy gibi aklı aşan bir bilgi kabul edilemez. Hümanizm ise, Tanrı merkezli düşünce yerine insan merkezli düşünceyi koyar. Yani Müslümanın hakikati, Batının hurafe dediği şeye denk düşer. Bir mağarada verilen bilgi ve Tanrı merkezli düşünce yerine, ' Ne Tanrı, ne efendi' diyen bir zihniyet ve aklın dışında her bilgisi yanlış kabul eden bir anlayış nasıl örtüşebilir.

18 ve 19 yüz yıl aydınlanması Batı da yaşanan ve bilim, sanat, felsefede köklü değişimler yaratan bir zihinsel devrimdir. Peki, bu paradigmal dönüşüm nelere yol açtı?

Tanrı’yı ve vahyi yeryüzünden kovan insan orayı istediği gibi inşa etti. Sömürgecilik en vahşi şekilde uygulandı. Afrika ve İslam ülkelerinin insan ve ekonomik kaynakları talan edildi. Üstelik ne rasyonalizm ne de hümanizm buna engel olamadı.

Asıl soru su: Gerçekten batılılar gibi olmak, zenginleşme istiyor muyuz, Batı nedir, dahası özenilecek bir yer midir? Sömürgecilik, insan ticareti, faiz ve başkalarına ait kaynakları talan etmek meşru mudur?

Kazanmak ve kaybetmek konusuna Müslüman zihinler de Batılılar gibi bakmaya başladı. Kazanmayı pragmatist bir mantıkla yenmek olarak anlayan bir zihin yapısı türedi. Bu anlayışa göre yenilen kaybediyor. Hz. Hüseyin, Ömer Muhtar giriştikleri mücadelede yenildi Peki kaybettiler mi, elbette hayır. Kazanç hak yolda mücadelenin bizzat kendisidir, karşılaşılan sonuç değil.

"Yıkımların içinden belirir umut şimşekleri " diyor Nuri Pakdil.

Doğrusu insanlık tarihindeki her çatışma zulmü ve adalet ışıklarını içinde barındırır. Kazanmak veya kaybetmek savaşın pozisyonuna göre değişmez. Müslümanlar bilirler ki, yenmek ya da yenilmek Savaş meydanındaki sonuca değil, bir mücadelenin hak ve adalet üzerinde yürümesiyle ilgilidir. Hz. Hüseyin savaş meydanında kaybetti kuşkusuz, ama adaletin, özgürlüğün, hak arayışının, düşmanın gücüne karşı çıkmanın sembolü oldu. Geçici dünya hayatının menfaatleri için zulmün yanında hizalanmamak gerekir. Kendi halklarının özgürlüğü için savaşan her topluluğun talepleri talebimiz olsun. Talebimiz, haksızlığa uğrayanlar icin sığınacak bir Necaşi, sığınılacak bir liman olabilmek olsun.

"Kartalların kanadını yolmak, doğacak neslin kartal olmasını engellemez." diyor büyük İslam mütefekkiri Muhammed İkbal.

Doğrusu İslam dünyasının halini bundan iyi anlatan bir analiz olamaz. İslam dünyası kolu kanadı kırık bir kartal gibi. Ama bu kartal olma potansiyelini ve özünü ortadan kaldırmıyor.

Zaten İslam üzerine hesap yapanlar bugünkü Müslümanları değil, bu potansiyelin harekete geçme ihtimali üzerinden hedeflerini belirliyorlar. Emevi despotizmi, sesi kısa sürede kesilmişse de Ömer bin Abdülaziz'in doğumunu engelleyemedi.

Selahaddin'in, Fatih'in doğumunun engellenemediği gibi. Hiç kuşku yok dünyada adalet damarı kurumayacak. insanlığın kıyamete kadar sürecek bu kadim savaşında size düşen yarın utanacağınız bir pozisyonda durmamaktır.

Yarın adil bir yargıç tarafından yargılanacağımızı, kendi amellerimizden başka kimsenin yardımcı olamayacağı, hiçbir kaçışımızın olmadığı günün hesabını unutmayalım

Gerçekten bize soylu yenilgiler lazım.

Dahası hangi dünyevi kazanç, ahiret mutluluğunu terk etmeye değer.

 

Kaynak: hertaraf.com


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —