Oktay YILMAZ

Tarih: 06.01.2026 14:04

Venezuela Örneği: Küresel İstikbar ve Yerel İstibdad Arasında

Facebook Twitter Linked-in

Dünya siyaseti çoğu zaman ahlâkî ilkelerle değil, çıplak güç dengeleriyle şekilleniyor. Gücün hukuku bastırdığı, hukukun vicdanla bağını kopardığı bir dünyada “hak” ve “hukuk”, çoğu zaman birer retorikten ibaret kalıyor.

ABD’nin Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro’ya yönelik kaçırma operasyonu, bu çarpık düzenin güncel bir yansımasıdır. Bir devletin, başka bir ülkenin liderini zor kullanarak etkisiz hâle getirmesi; hakla, hukukla, meşruiyetle ya da evrensel ilkelerle açıklanamaz. Bu tutum, uluslararası hukukun askıya alındığı, egemenliğin güç karşısında değersizleştirildiği bir anlayışın ürünüdür; açıkça bir tür uluslararası haydutluktur.

Ancak tabloyu yalnızca küresel güçler üzerinden okumak, hakikatin önemli bir kısmını eksik bırakır. Halkının bir kesimini düşmanlaştıran, meşruiyetini adaletten değil baskıdan alan, iktidarını korku üzerinden tahkim eden rejimlerin de bu tabloda ağır bir sorumluluğu vardır. Tarih göstermiştir ki içeride adaleti yitiren bir yönetim, dışarıda egemenliğini de koruyamaz. Halkına sırtını dönen iktidarlar, er ya da geç başkalarının müdahalesine açık hâle gelir.

Kur’an’ın bu konudaki uyarısı, yalnızca bireysel ahlâka değil, siyasal iktidara da yöneliktir:

وَخَابَ كُلُّ جَبَّارٍ عَنِيدٍ“

Her inatçı zorba hüsrana uğramıştır.”

(İbrahim, 14/15)

Bu ilke, tarihin tekrar eden hakikatlerinden biridir. Saddam, Kaddafi, Esed ve benzeri Ortadoğu zorbaları, uzun yıllar halklarını sustururken aynı zamanda küresel ve bölgesel güçlerin örtülü ya da açık desteğinden yararlandılar. Ancak çıkar dengeleri değiştiğinde, dün korunan bu rejimler tereddütsüz biçimde tasfiye edildi. Zorbalar birbirlerini kollasalar da birbirlerine sadık kalmazlar.

Allah bazen bir zalimi başka zalimler eliyle de helak eder. Venezuela lideri Maduro; ülkesini yoksulluk ve istikrarsızlığa sürükleyen, muhalefeti düşmanlaştıran, seçimlere hile karıştıran, yolsuz ve müstebit bir diktatördü. Onun maruz kaldığı hukuksuzluğun, besleme çevreler dışında halk nezdinde güçlü bir karşılık bulmaması da bu gerçeği teyit etti.

Ortaya çıkan manzara nettir:

Bir yanda uluslararası istikbar, diğer yanda yerel istibdad. Küresel zorba, hukuku güç adına ihlal eder; yerel zorba ise gücünü korumak için halkını ezer. Çoğu zaman bu iki yapı birbirini besler, meşrulaştırır ve ayakta tutar. Ancak çatışma kaçınılmaz hâle geldiğinde, bedeli çoğu zaman halk öder. Geride yıkılmış ülkeler, parçalanmış toplumlar ve umutsuz bırakılmış nesiller kalır.

Bu nedenle mesele yalnızca “ABD ne yaptı?” sorusuyla sınırlı değildir. Asıl soru şudur: Halkıyla barışık olmayan iktidarların kaderi neden hep başkalarının kararlarına bağlı hâle gelir? Cevap açıktır: İçeride adaletini kaybeden bir yönetim, dışarıda da bağımsızlığını kaybeder.

Sonuç değişmez. Zorbalık, ister yerel ister küresel ölçekte olsun, kendi sonunu içinde taşır. Tarih bunun sayısız örneğiyle doludur:

Her inatçı zorba kaybetmiştir.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —