İnsan olmamız, bizim birlikte, toplu olarak yaşamamızı ve toplum olmamızı zorunlu ve gerekli kılmaktadır...
Bir insanın, tek başına bu hayatı yaşaması mümkün değildir.
Bundan dolayı da, diğer insanlarla, bir çok konu ve hususta yolları kesişmekte ve birlikte iş yapma, yeni bir hayat inşa etme, her türlü acı, hüzün, sevinç gibi toplumsal meseleleri birlikte çözüp, aşma gibi ve yine yaraları, acıları birlikte sarma hak, hukuk ve adalet gibi yüce değerleri birlikte koruyup, kollamak ve de bunlara uygun bir toplum inşa etmek de, toplumsal görevlerimiz arasındadır...
Bu açıdan da, toplum hukuku, bireyin hukukundan, toplumun maslahatı, bireyin maslahatından önce ve önde gelir...
Sağlam toplumlar sağlam sağlam ailelerden, sağlam aileler ise, sağlam bireylerden teşekkül eder...
Bir toplumun, sağlam ve sağlıklı olmasının temel göstergesi, hak, hukuk ve adalet sisteminin doğru işlemesi, gelir eşitsizliğinin ortadan kaldırılması, toplumsal huzur ve barışın inşa edilmesi ve insanı merkeze alan ve de insan onur ve haysiyetinin özenle korunduğu, herkesin can, mal, akıl, din ve nesil emniyetinin sağlandığı, insanların inandıkları değerleri, rahatlıkla ve özgürce ifade edip, yaşayabildiği toplumlardır...
Yaşamış olduğumuz ülkemizde, çok büyük bir deprem olmuş bunu akabinde ise, onbir şehrimizde büyük yıkımlar olmuştur...
Depremin vurduğu bu onbir il, ilçe ve köylerde maddi, manevi alanda, çok büyük kayıplar yaşanmaktadır...
Bu yaraları sarmak, bölgedeki depremden çok ağır travmalarlaıkan, her şeyini kaybetmiş olan tüm depremzede insanlara, sadece "insan" olduğu için, ayrım yapmaksızın el uzatmak, onların yeniden normal hayatlarına dönebilmesini sağlamak bizim için, toplumsal bir görev, vazife, ibadet ve sorumluluktur...
Bu toplumsal sorumluluk bilinç ve ruhunu, hem insani, hem de İslami açıdan kendimize bir ödev, görev ve vazife olarak değerlendirmemiz gerekir...
Çünkü, Allah (cc) hem insan olmamız, hem de müslüman olmamız hasebiyle bize, yaşamış olduğumuz toplumun, tüm soru, sorun, sıkıntı ve problemlerine duyarlı olmamızı ve bu konuda hassasiyetle her türlü sorun ve problemin ortadan kaldırılması için, elimizi taşın altına koymamızı bizden istemektedir...
Yalnız, kendi gelecek, çıkar, menfaat ve mutluluğu için yaşayanlar, küçük düşünür, küçük yaşar ve küçük ölürler..!
Ancak, kaliteli, kültürlü, medeni, nitelik sahibi ve gerçek insanlar ise, toplumsal duyarlılığı son derece yüksek, sorunlar karşısında duyarlı ve müteyakkız, insani ve vicdani noktada hassas insalardır...
Bu insanların, kendi şahsi geleceklerinden daha ziyade, yaşamış oldukları toplumun daha adil, eğitimli, müreffeh, iyi, kaliteli, kültürlü, medeni ve de her türlü sorun ve sıkıntılarını çözmüş, bir hale getirilmesi için, saha ve sahnede sorumluluk aldıklarını görürsünüz...
Bu açıdan da, tarih boyunca, bütün Peygamberler (as) ve onlara ümmet olan ashab ve arkadaşları, yaşamış oldukları toplumun, tüm sorun, sıkıntı ve problemlerine duyarlı davranmışlar ve onların hem imanı, itikadi hem de sosyo kültürel, ekonomik açıdan müreffeh olmaları veya kardeşçe, hak hukuk içerisinde birlikte yaşamaları için, ellerinden gelen gayreti ortaya koymuşlardır...
Olaylara vurdum duymaz, görmezlikten gelme, neme lazımcı bir şekilde değil! bizzat iyi, hatta aktif iyi olarak, var olan tüm sorun ve sıkıntı ve de problemi analiz edip, toplumun tüm kesimleri ile birlikte insaniyet temelinde, toplumsal sorun ve sıkıntıları el birliği ile ortadan kaldırmaya gayret etmişlerdir...
Bu açıdan da, Hz Peygamber (as) Mekke'de Peygamber olmadan evvel, birkaç arkadaşıyla oluşturmuş oldukları "Hılful Fudul" yani, erdemililer, faziletliler grubunun icra etmiş olduğu fonksiyon ve misyon tam da bunu anlatmaktadır...
Mü'min, bulunmuş olduğu şehir ve ülkeyi hem fiziken, hemde fikren, ruhen ve manen ihya ve inşa etmeye gayret eden insandır...
Yani, Mü'min mağdur, misafir ve garip insanların, hak ve hukukunun, can, mal, akıl, nesil ve din emniyetinin korunması ve bunlara saldırıda bulunanların ise, engellenip, defedilmesine yönelik takdire şayan, olması gereken insani bir toplumsal dayanışma ve yardımlaşma ruhuna sahip insandır..!
Hz. Peygamber (as) Medine'de, toplumun tüm kesimleriyle beraber, Medine vesikasını ki, toplumun her kesiminin, her türlü can, mal, akıl, nesil ve din emniyetinin garanti altına alındığı ve yine tüm toplum kesimlerinin yaşamış oldukları toplumun şehir ve ülkenin menfaatlerini ve de güvenliğini koruma noktasında, el birliği ile hareket edilmesi gerektiğini, yazılı o olarak'da ortaya koyan, toplumsal birlikteliğin, çok güzel bir numunesi ve tezahürüdür...
Ayrıca da, yine Hz. Peygamberin (as) Mekke'den Medine'ye göç(hicret) eden Muhacirler ile Medine'de mukim olan Ensarı kardeş yapması da, İslam'ın sosyal sorumluluk projelerinden birisidir...
Bu konuda, Rabbimiz (cc) kitabının(kur'an) bir çok ayetinde, toplumsal dayanışma ve yardımlaşmayı emreden ayetleri söz konusudur...
İyilik etmek ve kötülükten sakınmak hususunda birbirinize yardım edin, suç işlemek ve düşmanlık etmek için yardımlaşmayın... Maide 2
Bunlardan bir tanesi de; sevdiğiniz, hoşunuza giden şeylerden infak ve ikram etmedikçe takva(bir) sahibi olamazsınız... Ali imran 92
Müminler, bollukta ve darlıkta infak ederler, zekat, sadaka ve infak mü'minlerin dayanışması yardımlaşması ve kardeşleşmesi açısından çok önemli ibadetlerdir...
Bu konuda Hz. Peygamber (as)'ın bir çok hadisleri de mevcuttur...
Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir. H. Ş.
Onlar, kendileri (yemek) istedikleri halde yiyeceği yoksula, yetime ve esire ikram ederler. İnsan 8
Biz Müslümanların, yaşamış olduğumuz toplumun, deprem gibi ki, aynı anda onbir ili yıkan büyük bir felaketi ve böylesi çok büyük acı, ızdırap, yıkıntı, sıkıntı ve insani dram ve de maddi manevi enkazın kaldırılması, bu insanların yaralarını sarılması için, karınca kararınca her birbirimizin, inacımız, ismimiz, cismimiz, ırkımız, rengimiz, cinsiyetimiz, vakfımız, derneğimiz, teşkilatımız ve de siyasi görüşümüz ne olursa olsun, bu acıyı dindirmemiz, bu enkazı kaldırmamız, birlikte bu toprakları daha insani, yaşanabilir, müreffeh ve medeni bir toplum inşa edilmesi noktasında, bunun bir milat olmasını ümit ediyorum...
Özellikle de, asrı saadette, Mekke'deki zengin Müslümanların, yine iman eden ancak köle durumunda olan, diğer Müslüman kardeşlerinin azad edilip, özgürleştirilmesi noktasındaki fedakarlıklarınıda yakından biliyoruz...
Medine döneminde, malının yarısını İslam toplumun giderleri ve ihtiyaçları, daha müreffeh olması ve İslam'ın yayılıp hakim olması için feda eden Hazreti Osman (ra) ya da malının tamamını Allah (cc) yolunda feda eden Hz. Ebubekir Sıddık (ra) görüyoruz...
Rabbimiz (cc) Ali İmran 92'de, sevdiğiniz şeylerden İnfak etmedikçe, takva (bir) ehli olamazsınız buyuruyor...
Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma, imanımızın ve insanlığımızın olmazsa olmaz bir gereğidir...
Bu açıdan da, namaz, oruç, hac, zekat ve infak tümüyle sosyal yardımlaşma ve dayanışmaya yönelik toplumsal yönleri ağır basan ibadetlerdir...
İçinde yaşadığımız ülkede, on dört milyon insanı doğrudan, yaklaşık otuz milyon insanı'da dolaylı olarak etkileyen bu büyük deprem sınavını ırkı, dini, dili, rengi, mezhebi, meşrebi ve siyasi görüşün ne olursa olsun hep birlikte bu ülkenin insanları olarak, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma bilinci ve ruhu ile bu yaraları sarmamız gerekiyor...
Her hususta birlikte hareket etmemiz, sen ben kavgasına girişmeden, birlikte bu enkazı kaldırmamız ve yeniden bu insanları ve toplumu yaşanabilir şekilde imar ve inşa etmemiz, özellikle de yüreklerde oluşan acılara bir nebzede olsa merhem olmamız ve acıları dindirmemiz gerekiyor...
Bu açıdan da, malımızla mülkümüzle ve de bizzat giderek canımızla, bu acılara duyarlı olmamız ve hayır işlememiz ve hayırda öne geçmemiz gerekiyor...
Onlardan önce bu yurda yerleşmiş ve gönülden inanmış olanlar, kendilerine göç edip gelenleri severler, onlara verilenlerden dolayı içlerinde bir rahatsızlık duymazlar; ihtiyaç içinde olsalar bile onları kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin bencilliğinden korunmayı başarırsa işte kurtuluşa erecekler onlardır. Haşr 9
Selam ve dua ile...