1962 yılında Tanzanya’nın Tanganyika bölgesinde bir kız okulunda başlayan ve literatüre “Tanzanya Kahkaha Salgını” olarak geçen olay, modern sosyal bilimler açısından çarpıcı bir vakadır.
Sebepsiz gibi görünen kontrolsüz kahkaha nöbetleri, kısa sürede birkaç öğrenciden yüzlerce insana yayılmış; ağlama, bayılma ve fiziksel tükenmişlik krizleriyle birlikte aylarca süren bir toplumsal duraksamaya yol açmıştır.
Yapılan tıbbi incelemelerde herhangi bir virüs, zehirlenme ya da organik neden bulunamamış; olay kitlesel psikojenik hastalık olarak değerlendirilmiştir.
Psikojenik hastalık, birey ya da topluluklarda fiziksel bir neden olmaksızın, yoğun stres, baskı ve kaygının zihinsel kökenli bedensel tepkilerle dışavurumudur.
Bu tür vakalarda beden, zihnin taşıyamadığı yükü sembolik ve kontrol dışı davranışlarla açığa vurur.
Bu bağlamda Tanzanya’daki kahkaha, bir mutluluk göstergesi değil; aksine uzun süre bastırılmış korku, çaresizlik ve baskının görünür hâle gelmesidir.
İnsanlar gülmüyordu; zihinler artık susamıyordu. Bu olay basit bir tuhaflık değil, toplumsal baskının kolektif bir patlamasıydı.
Bugün Türkiye’de yaşanan toplumsal tablo, benzer bir psikososyal baskı zeminine işaret etmektedir.
Öğrenciler sınavlar ve belirsiz bir gelecek korkusuyla kuşatılmış durumdadır. Doktorlar aşırı iş yükü ve sistemsel yetersizliklerle tükenmişlik yaşamaktadır. Emekliler bir kira bedeliyle hayatlarını sürdürmeye çalışırken, asgari ücret temel ihtiyaçları dahi karşılayamaz hâle gelmiştir.
Buna karşın bir milletvekilinin asgari ücretin yaklaşık 14 katı maaş alması, toplumsal adalet algısını derinden sarsmaktadır.
Toplumun omurgası olan orta sınıf erimekte, zengin daha zengin, yoksul daha yoksul hâle gelmektedir. Ekonomik eşitsizlik yalnızca gelir dağılımını değil, empatiyi ve toplumsal dayanışmayı da aşındırmaktadır. İşi olan işsizi, görev alan alamayanı anlamamakta; bireyselcilik, insanların birbirinin fikrine ve varoluşuna tahammülünü azaltmaktadır.
Siyaset ve toplumsal dilde artan kutuplaşma, farklı düşünenlerin bir araya gelip konuşmasını zorlaştırmakta; baskı birikmekte, kaygı derinleşmektedir.
Sosyolojik açıdan bu durum, duygularını ifade edemeyen toplumlarda patolojik tepkilerin artması riskini beraberinde getirir.
Tanzanya’da kahkaha nasıl bir patlamaysa, başka toplumlarda öfke, umutsuzluk, şiddet ya da toplumsal çözülme benzer bir patlama olabilir.
Bu nedenle toplumsal olayları yalnızca görünen yüzüyle değil, arka plandaki yapısal baskılarla birlikte değerlendirmek gerekir.
Emeğin karşılığının verilmediği bir düzen insan onurunu zedeler.
Toplumsal baskı ve zulüm konusunda ise Kur’ân uyarıcıdır:
“Zulmedenlere meyletmeyin; yoksa size ateş dokunur.”
(Hûd, 11/113)
Baskıyı üreten ya da ona sessiz kalan her yapı, sonunda toplumun tamamını sarsar.
İnsan onuru ve özgürlük bahis mevzu ise, İslam düşüncesinde insan, asla araç değildir. Allah’ın özgür yarattığı kulun köleleştirilmesi kesin bir şekilde reddedilir:
“Biz insanoğlunu şerefli kıldık.”
(İsrâ, 17/70)
Bu ilahi beyan, insan onurunun sosyal, ekonomik ve siyasal tüm düzenlerin merkezinde olması gerektiğini bildirir.
Resûlullah (s.a.v.) ise toplumsal sorumluluğu şu hadisle özetler:
“İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olandır.”
(Dârekutnî, Müsned)
Bir toplumda insanlar birbirinin yükünü görmezden gelirse, fayda değil zarar üretirler.
Bir gün Tanzanya’daki o hadisenin benzerini kendi hayatlarımızda ya da toplumumuzda farklı biçimlerde görebiliriz.
Bugün görünmeyen tehlike, yarın herkesin hayatını sarsabilir. Bu yüzden ders açıktır:
Toplum olarak birbirimizi anlamalı, baskıyı fark etmeli, insanların duygu ve düşüncelerine değer vermeliyiz.
İnsan yaşamalıdır ki devlet yaşasın. Aksi hâlde bastırılan her duygu, bir gün kontrolsüz bir tepki olarak geri döner.
Kur’ân’ın uyarısı bu noktada yol göstericidir:
“Bir toplum kendini değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez.”
(Ra‘d, 13/11)
Toplumsal diriliş, önce insanı yeniden merkeze almakla başlar. Çünkü insan çok değerlidir; ihmal edildiğinde yalnız birey değil, bütün bir toplum çöker.
Selam ve dua ile...
Engin GÜLTEKİN
Eğitimci-Yazar-Sosyolog