Son günlerde olan biten, sadece Suriye haritasında yaşanan bir değişiklik değildir. Aynı zamanda büyük laflarla kurulan küçük hayallerin nasıl dağıldığının da hikayesidir.
Bir sabah uyandık ve gördük ki Suriye ordusu, yıllardır “aşılamaz” denilen SDG/PYD hatlarını neredeyse yürüyerek geçmiş.
Hani çok iyi tahkim edilmişlerdi?
Hani ağır silahları vardı?
Hani Amerika arkalarındaydı?
Demek ki bazı soruların cevabı mevzide değil, masadaymış.
SDG/PYD meselesi bize çok net bir hakikati gösterdi. Silah çokluğu güç değildir. Asıl güç, yarın da yanında duracak bir iradeye sahip olmaktır. Bu yapının bütün savunması ABD’nin gölgesine dayanıyordu. Gölge çekilince, beton da anlamsızlaştı.
Çünkü tahkimat sadece toprakla yapılmaz; meşruiyetle, halkla kurulan bağla, aidiyetle yapılır. PYD’nin kontrol ettiği alanlarda silah vardı, baskı vardı, ideoloji vardı. Ama “bu toprak için ölünür” duygusu yoktu. Halkla kurulamayan her yapı, ilk rüzgârda savrulmaya mahkumdur.
Suriye ordusu ilerlerken sadece tanklar yürümedi. Bir algı yürüdü: “Devlet geri dönüyor.”
Ortadoğu’da bu algı, bazen bir hava filosundan daha güçlüdür.
Gelelim asıl meseleye…
Amerika neden SDG/PYD’yi desteksiz bıraktı?
Çünkü ABD için SDG/PYD hiçbir zaman kalıcı bir müttefik olmadı. Washington’un gözünde onlar bir hedef değil, geçici bir araçtı. DAİŞ’e karşı kullanıldılar, denge kuruldu, iş görüldü. Ama maliyet giderek arttı. Ve her taşeron gibi, işi bitince kenara bırakıldılar.
Amerika artık bölgede askerle değil, önceliklerle hareket ediyor. Türkiye ile yeni krizler istemiyor. ABD’nin buradaki asıl korkusu SDG/PYD’nin yenilmesi değil, Türkiye’nin haklı çıkmasıdır. Çünkü haklı çıkan Türkiye, bölgede oyun kurucu olur. Oyun kurucu Türkiye ise Amerikan denetimini zorlar. Bu yüzden Suriye’de daha fazla oyalanmak istemiyor.
Trump’ın zihniyeti de bu tabloyu tamamlıyor. O sadece bir isim değil artık; Amerikan sabırsızlığının adıdır. Uzun savaşlardan yorulmuş, uzak coğrafyalardan bıkmış, hesabı cebinden yapan bir Amerikan zihniyeti…
Amerika artık coğrafya yönetmiyor, dosya yönetiyor. Eskiden “Ortadoğu politikası” vardı, şimdi ayrı ayrı dosyalar var: İsrail’in güvenliği, Çin ile küresel rekabet, Rusya’yı çevreleme, enerji yolları, ticaret hatları ve tüm bunların iç siyasete yansıyan maliyeti…
Suriye dosyası bu tabloda en alt raflara itilmiş durumda. Washington için Suriye, stratejik bir merkez değil; kapanması gereken bir angaryadır.
ABD bugün Ortadoğu’daki stratejisini İsrail merkezli bir güvenlik mimarisi üzerine kurmuş durumda. Bu tabloda SDG/PYD faydadan çok risk üretmeye başladı. Onlara göre İsrail’i rahatsız eden her yapı risk, İsrail’i yoran her cephe gereksiz, İsrail’i Türkiye ile karşı karşıya getiren her denklem sorundur.
Yani SDG/PYD, ABD açısından korunması gereken bir ortak değil; yönetilmesi zor bir arızadır.
Türkiye açısından bakıldığında ise tablo son derece nettir. Ankara yıllardır aynı şeyi söylüyordu:
“Bir terör yapısını devletleştiremezsiniz.”
Bugün yaşananlar, bu uyarının sahadaki teyididir. Zaman, Türkiye’nin tezlerini haklı çıkardı.
Ortada kazanılmış bir askeri mucizeden çok, masada kaybedilmiş bir siyasi oyun var. Suriye ordusu mucize yaratmadı, takvimin kendisi onun adına çalıştı.
Amerika için piyonlar her zaman kullan-at defterindedir. Yarım denklem kurarlar, zamanı gelince bozarlar. Çünkü bu coğrafyada herkes şunu iyi bilir. Amerika silah verir ama sonuna kadar durmaz. Afganistan bunun en berrak örneğidir.
Ortadoğu’da kazananlar tankla değil, sabırla ayakta kalanlardır.
Ve en kalıcı tahkimat beton değil, meşruiyettir.