Yusuf YAVUZYILMAZ

Tarih: 01.02.2026 20:36

SİYASAL VE TOPLUMSAL ANLAMDA NEPOTİZM

Facebook Twitter Linked-in

" Emeksiz yemek ( çökme, çalma, beleş) cehalet ve kibir Türkiye halkının yaygın ortalamasıdır. "

( İlhami Güler, Sahih Kendi-Öz Arayış Fragmanları, s: 35)

Nepotizm, Latince ’de ‘yeğen’ anlamına gelen ‘nepos’ sözcüğünden türetilmiştir. İtalyancada ‘nepotismo’ diye anılan bu kavram tarihte ailelerine çıkar sağlayan bazı ‘Papa’ları tanımlamak için ortaya atılmıştır” (Mustafa Büte, Nepotizm’in Çalışanlar Üzerine Etkileri: Aile İşletmelerine Yönelik Bir Saha Araştırması, Ekonomi Ve Sosyal Araştırmalar Dergisi, Bahar 2010, Cilt: 6 Yıl:6 Sayı:1, s.3)

 

Nepotizm,(Dayıcılık. Akraba, eş, dost kayırmacılığı)toplumumuzda siyasetten toplumsal yaşama bütün kesimlerin en büyük hastalığı ve zaafıdır.

 

Türkiye toplumunda ve siyasal yapıda nepotizm beklentisi yüksektir. İnsanların çoğunluğu siyasal partilere üye olmayı, bir cemaat içinde bulunmayı, kendilerine sağlayacağı yarar düzeyinde düşünürler. Bu yapıları kişilerin ikbal beklentilerini karşılayan yapılar olmaktan çıkarmak gerekir. 

 

Anadolu kültüründe tanıdığı bir dostuna hak etmediği bir ayrıcalık konusunda yardımcı olmak kötü bir değer değildir. Dolayısıyla bürokrasideki bu kayırmacılığın toplumsal zeminde güçlü bir karşılığı vardır. Siyasal kültür, bir değerler sistemi üzerine oturuyor. Dolayısıyla siyaseti bu siyasal kültürün dışında tanımlamak mümkün değildir. İnsanların nepotizm konusunda ikircikli davrandıkları da çokça rastlanan bir davranış biçimidir. Bireyler kendine tanınan ayrıcalığa ses çıkarmazken, başkasına tanınan ayrıcalığa isyan eden bir ahlaksızlığı yaşıyorlar."Yılda bir işimiz düştü onu da yapmadı" yakınması, işini görmeyen, kendine ayrıcalık tanımayan, kendini sırada bekleten, yani adil davranan bürokrat için kullanılır. Toplum, adil davranan böyle kişileri genellikle sevmez. Bu anlamda toplumda yaygın ve derin bir ahlaksızlık vardır. Bu ahlaksızlığın ürettiği siyaseti tek başına hedefe tahtasına koymak doğru bir yaklaşım değildir.

 

Sanıldığının aksine adam kayırmacılık Türkiye seçmeninde olumsuz bir davranış kodu değildir. Düşünün hastaneye gittiniz ve tanıdığınız bir doktor var ve size sıra konusunda hiçbir ayrıcalık tanımadı. Diğer hastalarla eşit, normal bir hasta gibi davrandı. Onun hakkındaki düşünce genellikle olumsuzdur. Gözlemlerim bu konuda doktorun son derece ağır ifadelerle eleştirildiğini gösteriyor. Örneğin "doktor oldu, kendini adam oldum zannediyor, kimseyi tanımıyor." Bu kuşkusuz en hafif eleştiri biçimidir.

Nepotizmin siyasal karşılığı ise ayrıcalık beklentisidir. " İmar barışı kavramı, halkın iskan alanında yaptığı hırsızlığı ve kamu otoritesinin, oy almak için halka verdiği rüşveti ifade eder"( İlhami Güler, Sahih Kendi-Öz Arayış Fragmanları, Ankara Okulu Yayınları, s: 30)

Ayrıcalık beklentisi ve pragmatizm nepotizmi besleyen en önemli kaynaklardır. Futbolcuların ikili mücadelelerde abartılı sakatlık gösterileri, toplumdaki derin ahlaksızlığın futboldaki karşılığıdır. Hak etmediği bir kazanç elde etmek, kazanma hırsının gerisinde kalıyor.Ne olursa olsun kazanmayı her türlü değerin üzerine koyan pragmatist ahlakın egemen olduğu bir ortamda, futbolcu abartılı bir gösterişle rakibi azaltmanın yolunu arıyor. Bu pragmatist ahlak kendi başarısından ziyade rakip olanı ahlaksızca azaltmayı düşünebiliyor. Emeğin, hakkın, adaletin değil, gösterişçiliğin egemen olduğu bir toplumda, değerlerin bu kadar araçsallaştırılması da normaldir. Kuşkusuz nepotizmin bir yönü işini düzgün yapmayan bürokrasi ile diğer yönü de kendine yapılan ayrıcalığı hak olarak gören halkın ahlaki duyarsızlığı ile ilgilidir. Toplumsal yapı hak ve adalet yönünden çürümüştür.

Nepotizme karşı ahlaki bir duruş sergilemek için iktidar ya da muhalefetin yanında değil, hakikatin yanında durmak gerekir. Kendini bir parti, grup cemaat içine hapseden kişinin nepotizmden uzaklaşıp sağlıklı bir özeleştiri yapması mümkün değildir. Nepotizmin yaygınlığı toplumsal düzeyde ahlaki çürümüşlüğün en önemli parametresidir. 

Kendine yönelik bir ayrıcalığı reddetmek nepotizmi engelleyen en önemli ahlaki tutumlardan biridir. Aliya İzzetbegoviç, Bosna savaşının olduğu günlerde, Cuma namazını kılmak üzere oğlu ve korumalarıyla birlikte, Gazi Hüsrev Bey Camiine gider. Aliya ve ekibi gecikmiştir. Namazda hutbe okunmaktadır. İmam Aliya'nın geldiğini görünce hutbeyi keser ve yerleşmesini bekler. Aliya, bütün siyasi önderlere örnek olacak konuşmasını burada yapmıştır: “Ey cemaat! Burası Allah´ın evidir, burada hiyerarşi olmaz, herkes bulduğu yere oturur, ben burayı buldum burada oturacağım. Allah katında üstün olan, takva sahibi olandır. Biliyorsunuz ki bir savaşın içindeyiz, belki hepimiz öleceğiz; fakat inşallah İslam´ı ve onun üstün ilkelerini çiğnetmeyeceğiz. Unutmayalım ki, bir savaş ölünce değil, asıl, düşmana benzeyince kaybedilir. Hocam lütfen hutbeyi tamamlayın”

Türkiye seçmeni ağırlıklı olarak istikrar ve güvenliği adaletin (eşitlik, özgürlük, hak, hukuk) önüne koyan bir zihin yapısına sahiptir. Bundan dolayı II. Abdülhamid'e otoriter yönetimden dolayı muhalefet eden Mehmet Akif Ersoy'u anlamakta zorlanıyor ve eleştiriyor.

Türkiye seçmeni adaletsizlik, hukuksuzluk, yolsuzluk, adam kayırmacılık, temel hak ve özgürlükler konusuyla çok fazla ilgilenmiyor. Tüm araştırmalar bu konuların çok alt sıralarda olduğunu gösteriyor. Salt bu konulara odaklanan partilerin seçim kazanamaması bu yüzdendir.

Nepotizmin en önemli görünümlerinden biri, kutuplaşmadır. Öyle görülüyor ki, kutuplaşmanın doğurduğu bir sonuç olarak, kimse bir olayı değerlendirmek için delile ihtiyaç duymuyor. Bunun yerine kimin suçlayan, kimin suçlanan olduğuna bakıyor. Değerlendirmenin odak noktası bulunduğumuz siyasal pozisyon oluyor. Dolayısıyla hırsızlık, dolandırıcılık, hukuk ihlalleri kimin tarafından yapıldığına göre değer kazanıyor. Bu konuda ilkesel ve ahlaki bir tutumun olmaması sağlıklı eleştiriyi engelleyen bir ortam yaratıyor. Eğer suçlanan öteki ise hemen saldırıya geçiliyor; kendi tarafında ise komplo, siyasal linç olarak görülerek önemsizleştiriliyor. Öz eleştiri zaaf olarak görülüyor. Bunun sonucu olarak sorunlar görmezden geliniyor ve bir süre sonra daha büyük sorunlara kaynaklık ediyor. Kur'an bizi en yakınlarımız bile olsa adaletten ayrılmamayı emrediyor. Bundan dolayı iç eleştirilere daha çok önem veriyorum. İktidarı destekleyenlerin iktidar eleştirisi, muhalefeti destekleyenlerin muhalefet eleştirisi bana daha sağlıklı geliyor. Sürekli ötekini eleştirenlerin tutumu bana adil ve tutarlı gelmiyor. Üstelik bu tür bir eleştiri tarzı kendi zaaflarını görmemekle ve yüzleşmemekle sonuçlanıyor. Sürekli ötekini suçlayıp, öz eleştiri yapmayanlar ise genellikle fanatik taraftarlardır. Onların eleştiri anlayışı daima tek yönlüdür. Onlar muhalif olduklarının iyi taraflarını görmezden gelirler.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —