Ahmet TAŞ

Tarih: 18.02.2022 14:54

SİVİL TOPLUMU TOPYEKÜN SİVİL SAHİPLENMEK

Facebook Twitter Linked-in

 

Ülkemizde sivil toplum geleneği çok eski tarihlerde başlayan vakıfçılık geleneği ile başlar.

4 halife döneminde başlayan Allah’ın kendine verdiği varlığı (Mal, mülk, ilim ve diğer imkânlar) İnsanların yararına karşılık (Dünyalık) beklemeden sarf etme geleneği Emevi, Abbasi, Selçuklu, Osmanlı Devletleri döneminde devam etmiştir.

Ülkemizde Osmanlı Devleti'nin ortadan kalkıp Cumhuriyet yönetiminin kurulmasına müteakip devletçilik anlayışı hâkim olmuştur. Bu dönemde ziraat, hayvancılık, sanayi, ticaret, bayındırlık hizmetleri devlet eli ile yürütülmeye başlanmıştır. Serbest teşebbüs ve sivil inisiyatif’in gelişmesine imkân tanınmamıştır. (Özellikle 1950'li yıllarda başlayan çok partili döneme kadar)

1950'den sonra başlayan çok partili hayat döneminden sonra özel teşebbüsün önünün açılması ve sivil toplum faaliyetlerinin çalışmasına imkân tanıyan hukuki düzenlemeler ile yeni bir dönem başlamıştır.

Bir yandan özel şirketler kurulup sanayi, ticaret, eğitim, kültür alanında kalkınma ve istihdam faaliyetleri hız kazanmış. Diğer yandan başta hayır işleri olmak üzere eğitim, düşünce, insan hakları, kültür, spor ve diğer alanlarda sivil toplum kurumları oluşup (Vakıf, dernek, spor kulübü, düşünce kulübü, insan hakları dernekleri) toplumu aydınlatmak ve ona hizmet etmek için faaliyetlere başlamışlardır.

Tüm bu gelişmeler olurken devlet kademesinde görev alan bürokrat ve idarecilerde vatandaşa güvenmeme, insanları her an devlete karşı suç işleyen veya işleyecek kimseler olarak görme refleksi yaşayagelmiştir. Bu refleksi gören sivil vatandaşlarda da her an devletin sopasını ensesinde hissetme korkusu yaşayagelmiştir.

Özellikle darbe dönemleri ve sonrasında (1960, 1971, 1980, 1997, 2016) devletin uyguladığı baskı yönetimi sivil inisiyatifi ve sivil teşebbüsü sanki meşru olmayan alanlar olarak algılanır hale getirmiştir.

Bunun sonucu sivil vatandaşlar ve bunların aileleri sivil toplum kurumlarına uzak kalmayı tercih eder hale gelmişlerdir. En son 28 Şubat 1997 postmodern darbe döneminde yaşanan bu durum ne yazık ki 15 Temmuz 2016 kanlı darbe kalkışmasından sonra da yaşanır hale gelmiştir.

Bugün dünyanın dört bir yanına devlet kurumlarından önce sivil toplum kurumları gitmiş ve ülkemizi erdemli bir şekilde temsil etmiş ve ediyor iken hâlâ sivil toplumun geriye bırakılıp (En son Afgan mazlumlarına giden iyilik treninin bileşenleri arasında 20'ye yakın sivil toplum kurumu var iken) bunların mensuplarının kendileri ve çocuklarının akrabaları ya da kendilerinin sivil toplumla irtibatlı oldukları için kamu sınavlarında ayrımcılığa uğramalarını anlamak gerçekten zor.

Sivil toplumun bir handikapı da belli bir yaşın üstünde İnsanların bu kurumlarda görev alıyor olup eşleri ve çocuklarını buralara getiremiyor, onlara buraları sahiplendiremiyor olmalarıdır. Kim ne derse desin meşru ve o hukuki olarak hizmet veren sivil toplum kurumları yaratılanın sevabı için yaratılmışa hizmet etme yerleridir. Yani sevap kazanma yerleridir. Öyle ise bu kurumların mensupları, hizmetleri doğru anlatarak eşlerini ve çocuklarını sevap kazanmaya dâhil etmelidirler.

Zaten hayat nasıl anne, baba ve çocukların oluşturduğu ailede devam ediyorsa sivil toplumda erkek kadın yetişkinler ve onların devamı olan erkek ve kız genç ve çocukları buralara dâhil edip tanışarak birlikte hizmet edebilmesi ile devam eder.

Şunu da asla unutmayalım sivil toplumu ve insanlarını yok sayan, suçlayan devlet adamlığı ve yöneticilikte hayır ve berekete kapalı bir anlayıştır.

Selam ve dua ile


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —