Başlığa bakınca ölüm ve sonrası akıllara gelebilir. Gelmesi de yanlış değildir ama eksiktir. Rahmetli kelimesi, Müslüman toplumlarda daha çok ölmüşler için kullanılan bir kavramdır. Vahyin öğrettiği ve tamamı hayatta olanları ilgilendiren kavramların birçoğu yalnızca ahiretin konusu edilmiştir. Onlardan biri de rahmet kavramıdır. Oysa rahmet, Rahman ve Rahîm Allah’ın bütün varlığa sevgisinin tecellisidir. Sevgisinin neticesi olarak ikram ettiği her şeydir. Bu, ezelden başlayan ve ebediyete devam edecek ilahî güçtür.
Her şeyden önce inen vahyin kendisi rahmet, tebliğcisi rahmettir. Ahiret yolcusu her mükellef için sorumlulukları ve sonuçları içeren ilahî buyruklar ve bu buyrukların gösterdiği hedefler, rahmete yolculuğun ilkeleridir.
Rahmetin rahime dönüşüp anne karnında korumaya aldığı insana, doğumdan ölüme kadar refakat edecek olan merhamet ilkeleridir. En korunmasız hâlde rahimde rahmetle saklanan ve her ihtiyacı hazırlanan insana, her istediğinin verileceği cennete götürecek ilkeler rahmetin tecellisidir.
“Üstün ve Rahîm olanın indirdiği vahiy” (Yâsîn Suresi 36/5) ile yola devam etmek rahmetli olmanın gereğidir. Başkalarının rahmet dilemesinden önce, insanın rahmet olan Kur’an-ı Kerim ile yürümesi gerekir.
Birçok farklı kalıpla yüzlerce defa kullanılan “rhm” kelimesi, her kullanıldığı bağlamda rahmetli olmak, rahmetle yol almak isteyenlere rehberlik eder. Bu rehberliğin çağrısına kulak verenler: “Allah’a ve Peygamber’e itaat edin ki, size merhamet edilsin.” (Âl-i İmrân, 3/132) mükâfatına tâbi olanlar kazanırlar.
Kök anlamı “acımak” olan rahmetin, acıma boyutunu doğru anlamak gerekir. İnsan acizdir, acınmaya muhtaçtır. İlahî acımanın en güzel yönü, Rahman’ın acıtmadan kuluna ikram etmesidir. Kulun rahmetli olması da acımak yerine, acıtmadan acıyan Rahman’ın ölçülerine tâbi olmaktır. Yanlışa düşen insan: “Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz, bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz!” (A‘râf Suresi 7/23) diyerek kendisine rahmet olmalıdır.
O Allah ki: “Kendi üzerine rahmeti yazmıştır.” (En‘âm Suresi, 6/12) Yazılan ilahî planda, kula düşen de kendisi için rahmet istemesidir. Rabbimizin öğrettiği dua cümlelerinden en çok kullanılan “bize acı/verhemnâ” ifadesidir.
Rahmet kelimesinin bir anlamı da kalp yumuşaklığıdır. Kalbin yumuşaklığının en belirgin özelliği, iyilik üretebilmesidir. Toprağı su, kalbi vahiy yumuşatır. Mü’minin kalbi, Allah’a saygı ve sadakat ile her daim iyiliğe yatkındır. Kur’an-ı Kerim indiği her gönül yurdunu inşa ve ihya eder. Rahmetli olmak için rahmete gönül açmak gerekir. Yaşayan kullara rahmetin tecellisi, Kur’an-ı Kerim’in öğretilmesi, muhakeme ve irade verilmesidir. “Rahman olan Allah, Kur’an’ı öğretti. İnsanı yarattı; ona beyanı (anlama ve anlatmayı) verdi.” (Rahman, 55/1-3)
Toprağa düşen tohum, meyveye dönüşerek hem kendi kıymetini gösterir hem de toprağı kıymetlendirir. İnsanı kıymetli kılacak olan, ayet tohumlarına kalbini hazırlamasıdır. Son elçi Hz. Muhammed Mustafa (sav)’in kalbine düşen vahiy, onu: “Âlemlere rahmet kıldı.” (Enbiyâ, 21/107)
Her varoluş, Rabbin rahmetinin izdüşümüdür. İçtiğimiz sudan aldığımız nefese kadar devam eden rahmet, dünya için herkese bir ölçüyle, ahirette ise hak edenler için devam edecektir. Özü itibarıyla insanın doğru inancını güçlendiren musibetler dâhil, her olan rahmete vesiledir. Bundan dolayı mü’minler besmelesiz işe başlamaz ve hamdsiz işi bitirmez.
Örneğin: Geleceği yaşayacak olan biri, hayır olanı isteyince olana razı olmalıdır. Hep hayır istediklerimizde olmayabilir. Allah, gelecekle ilgili zarara dönüşecek olumlu görünen şeylerden korumayı murat edebilir. Rahmet her zaman aranan bir rahatlık değildir. Bazen zahmet de rahmete hizmet eder. Bir filizin yeşermesi için tohumun toprağa düşüp zahmet çekmesini düşünelim. Bir dilim ekmeğin sofraya gelene kadar geçtiği her aşama rahmetle kuşatılmıştır; her biri ayrı bir rahmet tecellisidir.
“O ki, hanginizin daha güzel davranacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratmıştır. O, mutlak galiptir, çok bağışlayıcıdır.” (Mülk, 67/2) buyuran Allah, özellikle insandan, rahmetli oluşun en önemli ahlakî davranış şekli olan muhsin olmasını istemektedir. Muhsin olan her irade, etrafına iyilik, güzellik ve kaliteli katkı sağlar.
Muhsin: Güzel davranan, iyilik eden, iyilik üreten, en güzelini isteyen, daha güzeli isteyen, en güzele talip olan, işini en iyi yapan anlamlarına gelir.
Kur’an-ı Kerim’de farklı kalıplarda yüz doksan dört defa kullanılan “hsn” kelimesi, her geçtiği yerde rahmetin tecellisi olan iyiliği, değeri öne çıkarır. “Allah işini güzel yapanları sever.” (Âl-i İmrân Suresi 3/148)
Yaşarken rahmetli olmayan, ölünce rahmetli olmaz. İlahî ölçü nettir: “Herkese kazandığının karşılığı verilir.” (Necm Suresi 53/39)
Örneğin:
Parası olmayan adam, başka yere gidince paralı olur mu?
Aç adam, başka sokağa gidince tok olur mu?
Rahmetli bir hayat yerine bulunduğu zamana zahmet olanlar, ölünce rahmetli olur mu?
“Allah rahmet eylesin” diyerek ölüsüne dua eden insan, kendisinin ölüden daha çok rahmete muhtaç olduğunu unutmamalıdır. Allah’ın öğrettiği samimiyetle edilen duaların karşılık bulması, dua edilenin de layık olmasıyla mümkündür.
Uydu anteni vericiye doğru ayarlanmazsa hiçbir ses ve görüntü ekrana yansımaz. İnsanın ahiretteki ekranı amel defteridir. Görüntünün cennet olması, rahmet dolu hayata talip olmaktan geçer. Rabbe rahmetle arz edilmeyen hayatların ahiretteki görüntüleri karanlıktır; görecekleri sadece azaptır.
Ahirete dönük her duanın dünyada bir ayağı olmalıdır. Rahmetle anılmak için kullanılan hayat imkânı, imanın şahidi olmalıdır. Rahmete, en büyük rahmet Kur’an-ı Kerim’e tâbi olmaktır. Rahmeti kalbinde büyüten, iyilik üretip hakikatin yüzünü güldüren, Rabbinden büyük rahmete kavuşturulur. Hayatına Kur’an-ı Kerim ile yön vermeyenlerin, ölünce cesetlerine verdikleri yönün önemi yoktur.
Kıble ayetinde buyrulduğu gibi döneceği yeri bilenler, duracağı yerde de rahmete vesile olacağını bilirler. Mü’min: “Ey inananlar! Andolsun ki içinizden size; sıkıntıya uğramanız kendisine ağır gelen, size düşkün, inananlara şefkatli ve merhametli bir peygamber gelmiştir.” (Tevbe Suresi 9/128) haberiyle rahmete sahip çıkmalıdır. Aynen Resûlullah (as) gibi şefkatli, merhametli insan olmanın onuru, kul olmanın sorumluluğuyla rahmetli bir hayat yaşamalıdır. Hayatı rahmetli olana, başkasının duası olmasa dahi o zaten rahmetlidir.
Rahmet dolu hayata tâbi olanın rahmete kavuşma hâlini haber veren Rahman: “Ona ‘Cennete gir!’ denince, ‘Keşke milletim, Rabbimin beni bağışladığını ve beni ikrama mazhar olanlardan kıldığını bilseydi!’ demişti.” (Yâsîn Suresi 26-27) ayetiyle rahmet yolunda yürüyenlere yolun sonundan haber vermektedir.
Bir ağaç, bulunduğu hâl üzerinden yüzlerce kez fayda sağlar. Kimi gölgedir, kimi gıda, kimi yuva, kimi sıcaklık, kimi siperdir. Merhamet dolu varlıklar içinde özel yere sahip olan insana da rahmet dolu hayat yakışır. Mü’minler, bulundukları yerin cennet sakinleridir; sadece ölmemiştir. Ölünce kalıcı rahmete, Rahman olanın Rahîm ikramına kavuşacaktır.