Seyit Ahmet UZUN

Tarih: 18.01.2026 16:09

NEPOTİST

Facebook Twitter Linked-in

“Sayın başkanım hayırlı olsun."

Başkan makamına oturmuş gelen misafirleri ağırlıyor, iyi dilekleri kabul ediyordu. 

"Ya buradan dünya daha farklı görünüyor. Koltuk insanın bakış açısını değiştiriyormuş..."

Başkan, gelenlerin taltif, takdir ve yüceltmeleriyle kendisinde olağanüstü bir hal olduğunu düşünmeye başladı. Saygının kendisine değil de makama olduğu gerçeğine kördü. Onun için de sıradan vatandaşlara sıradan davranırken itibarını arttıracağı kişilere ayrı itibar gösteriyordu. 

Esnaf Mehmet Beyin sözü havada kalmıştı. Çünkü o sırada içeriye şehrin ileri gelenlerinden Fatih Bey girmişti. Protokol kuralları alt üst oluyordu. Sırf zengin diye içeriye alınmış ve halkla yapılan görüşme bitirilmişti. Mehmet Bey sessiz sedasız uğurlandıktan sonra ışıldayan gözlerle gelen ağırlandı. 

Fakirlerin çağrılmadığı sofra nasıl bereketsiz olursa emekçilerin değer verilmediği siyaset meydanı da o kadar değersizleşir. Ancak Sedat Başkan şimdi bunları görecek erdemde değildi. Başkan olmanın havasına kapılmış, kendisini buraya taşıyanlar unutulmuştu. Şimdi gün başkanlığın keyfini çıkarma günüydü.  Keyif de zenginlerle çıkardı.

"Hoş geldiniz Fatih Bey buyrun oturun. Desteğinizden dolayı teşekkürler. Ne içersiniz?"

"Başkanım hayırlı olsun. Kazanmanıza sevindim. Ne gibi bir isteğiniz olursa  başım gözüm üstüne. Bir sade kahve."

Kahveler yudumlanırken bir yandan da yapılacak yatırımlar üzerinde konuşuluyordu. Fatih Bey belediyenin çalışmalarına destek vereceğini dile getirirken başkanın da bundan nasipleneceğine dair ipuçları veriyordu.

"Sayın Sedat Başkanım insan kazanacak ama aç gözlü de olmayacak. Hep bana hep bana demeyecek. Önceki başkanı koltuğundan eden de buydu. Tabi ki kendine alacaksın ama çevreni de gözeteceksin canım!" dedikten sonra ayağa kalktı. Başkandan izin istedi. Başkan Sedat yanına gelip yolcu ederken kulağına fısıldadı. 

"Şehrin en verimli yerinde bir arsam var. Sizin başkanım hayırlı olsun."

Başkan Sedat şaşırdı. Ne için verdiğini anlamaya çalıştı. 

"Niçin Fatih Bey?"

"Başkana yakışır. Şehrimizin başkanı güçlü olmalı değil mi? Yalnız bir ricam olacak imara çok müsait yerde geniş bir arazim var. İmara açılır ve on iki kata kadar ruhsat verilirse her apartmanda bir dairen olur sayın başkanım. Haydi hayırlı olsun," dedikten sonra makam odasından ayrıldı. 

O gün Sedat Başkan için büyük kazançların kapısı aralanıyordu. Belediye emlak yumurtlayan bir tavuk gibiydi. Protokol, yemek, toplantı derken gün bitmişti. 

Eşi Hayriye Hanım onu güler yüzle karşıladı. Artık o da bir first ladydi. Arkadaşları onu ayrı bir gözle görüyordu. Belki de kendisi nasıl görünmek istiyorsa öyle algılıyordu. 

Eşi Hayriye Hanımla yorgunluk kahvesi içerken o da kulağına bir su kaçırttı.

"Sedat hazır başkan olmuşken bal tutan parmağını yalar atasözümüzü de boşa düşürmeyelim öyle değil mi? Hem gibi güveneceğin insanların yanında olması da en doğal hakkındır. İnsanlar ne der diye düşünme. Halk güce aşıktır. Sen koltukta olduğun müddetçe herkes seni alkışlatacaktır. İlk önce kardeşlerimizi daire başkanı olarak yanına al. Benim kardeşim inşaat mühendisliğini, senin kardeşin de makine mühendisliğini bitirdi. Okumuş çocuklar. Sokaklara, temizliğe, alanlara da söz verdiğin kişilerin yakınlarını aldın mı diller susar."

'Sen ne zeki bir kadınsın be Azize! Şeytana pabucu ters giydirirsin. Tamam yarından tezi yok hemen işe alalım. Çocuklar işsiz mi kalsın canım!"

Kısa sürede başkan, daire başkanları ve özel kalem ciddi bir emlak zengini oldular. Altlarındaki arabaların modelleri yükseldi. Çocukları pahalı özel kolejlere gitti. Daire başkanı yeğeni ise oğlunu ve kızını belediye alarak bekleyen yüzlerce gencin hakkına tecavüz etti. Evet bal tutanlar parmaklarını yalıyordu. Ancak alınan ahların bir gün kendileri için ne büyük bir felaket olduğunu öğrendiklerinde ticaretlerinin kâr etmediğinin farkına varacaklardı. Ama o zaman iş işten çoktan geçmiş olacaktı. 

Sedat Başkan artık masanın arkasından bakmayı öğrenmişti. Tutulmayan sözler, usulsüz ihaleler, üç katın kaldıracağı zeminlere on iki kata kadar verilen ruhsatlar, onu ekonomik açıdan güçlü kılıyordu. Ve halk gücü seviyordu. Ancak gücün zulme alet edilmesini sevmiyordu. Kendileri ne kadar güçsüz ve zayıf olsa da gücün haksızlığın kapısını aralamasına sıcak bakmıyorlardı. Sedat Başkan halkın sessizliğini kendisinin kabulü olarak görüyordu. Bu sözde ikrardan aldığı güçle daha da azgınlaşıyordu. İşçilere fakirlik edebiyatı yapıp kendisi ve şehrin ekabiri kaymağını yiyip lüks içinde yaşıyorlardı.

"Sayın Başkanım, verdiğiniz ihale için minnettarım. Gereken yapılacaktır. Hisseniz belirttiğiniz hesaba aktarıldı."

"Başkanım minnettarım imara açılacak yeri ilk bana haber vermenizin karşılığı belirttiğiniz hesaba aktarıldı."

Sedat Başkanın hesabı her geçen gün kabarıyordu. Hesap kabardıkça o da horozlar gibi kabarıyordu. Kaldırmayacağı koltuklara oturanlar onun ağırlığı altında eziliyordu.

Zaman hızlı geçiyordu. Yeni seçim yaklaşıyordu. Başkan yine tevazu maskeli yüzüyle halkın karşısındaydı. Onlara olmayacak vaadler sıralıyordu. Arkasında coşkulu kalabalık yürüyordu. Bu yürüyüş halkın kendisinin yanında olduğu izlenimi veriyordu. 

Ancak Sedat Başkan halkın sessiz ve etkili bir güç olduğunu, haksızlıklara karşı sessizliğinin anarşiyi sevmediğinden kaynaklandığını ilk seçimi kaybederek öğrendi. Ona göre kaybettiği bir şey yoktu! Erdeminden ve kişiliğinden başka. Haksız kazançla elde ettiği mülkleri satıp başka bir memlekette yeni bir hayata başladı.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —