Engin GÜLTEKİN

Tarih: 04.02.2026 17:28

MAARİF MODELİ: METİN Mİ SORUN, ZİHNİYET Mİ?

Facebook Twitter Linked-in

Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli etrafında yükselen eleştiriler, eğitimin içinde bulunduğu krizi görünür kılmaktadır.

Bürokratikleşme, yüzeyselleşme, öğretmenin itibarsızlaştırılması ve değerlerin araçsallaştırılması gibi itirazlar, sahadan beslenen gerçek sorunlara işaret etmektedir.

Ancak bilinmesi gereken eleştirinin kendisi de bir fikrî sorumluluk taşır.

Çünkü yanlış hedefe yönelen haklı öfke, hakikati güçlendirmez; bulanıklaştırır.

Bu noktada asıl soru şudur:

Sorun gerçekten Maarif Modeli’nin metninde mi, yoksa onu kuşatan ve uygulayan zihniyette mi?

Maarif Modelini metin olarak incelediğimizde:
insanı merkeze alan,
anlam ve değer vurgusu yapan, salt akademik başarıyı mutlaklaştırmayan
bir çerçeve sunduğu görülür.

Bu yönüyle model, önceki müfredatlara kıyasla daha cesur ve daha yerli bir dil denemesi gibi görünüyor.

Ancak sorun tam da burada başlıyor. Bir metnin söylediği ile onu uygulayan aklın anladığı şey aynı değildir.

Eğer: “erdem” davranış çizelgesine, “değer” performans kriterine,
“ahlâk” rubrik maddesine dönüşüyorsa, problem metinde değil, zihniyettedir.

Maarif Modeli’nin eleştirilecek noktalarından biri de eğitimin bir “dosya ve form üretim alanı”na dönüşmesidir. Ancak bilmemiz gereken bu hastalık yeni değildir ve Maarif Modeli’yle de başlamamıştır.

Bu, uzun yıllardır eğitim sistemine hâkim olan devletçi-bürokratik aklın refleksidir ve maalesef mevcut iktidar da bunu ortadan kaldırmadı veya kaldıramadı.

Ölçemediğini yok sayan,
denetleyemediğini tehdit eden, insana güvenmeyen bir akıl mevcuttur.

Bu akıl: hangi müfredat gelirse gelsin, onu evraklaştırır, ruhunu boşaltır, öğretmeni memura indirger. Zaten mevcutta, sözleşmeli, ücretli, gölge ve formalite öğretmenin varlığı bu zihniyetin devam ettiğini gösteriyor.

Dolayısıyla sorun: Maarif Modeli’nin varlığı değil,
bürokrasinin her şeyi öldüren dokunuşu ve icraatıdır.

“Sadeleştirme” adı altında yapılan her müdahale masum değildir. İnsan zihni zorlukla gelişir; cehd olmadan tekâmül olmaz. Bu, bilimsel ve pedagojik bir hakikattir.

Ancak burada da bir ayrım yapmak gerekir:
Zorluğu ortadan kaldırmak başka, karmaşayı hakikat sanmak başkadır.

Gerçek mesele: Gençleri düşünmekten alıkoyan bir sadeleştirme mi yapıyoruz, yoksa düşünmeyi mümkün kılan bir derinlik mi inşa ediyoruz?

Bu sorunun cevabı yine müfredatta değil, onu uygulayan zihinsel yapıda gizlidir.

Değerlerin notlandırılması, puanlanması ve ölçülmesi; ahlâkı üretmez, aksine onu değersizleştirir. Ancak bu 
“Değer temelli eğitim yanlıştır.” demek değildir.
Yanlış olan değer eğitimi değil; değerleri teknik bir araç hâline getiren modern pedagojik zihniyettir.

Değerler: müfredat maddesi değil, şahsiyetle taşınan bir mirastır.

Bunu üretemeyen şey Maarif Modeli değil;
öğretmeni örnek şahsiyet olmaktan çıkaran sistemdir.

Bugün karşı karşıya olduğumuz asıl sorun şudur: Yerli kavramlarla yazılmış, fakat Batı merkezli bir akılla uygulanmak istenen bir eğitim modeli.

Bu durum: Ne sahici bir yerlilik, ne de gerçek bir evrensellik üretir.
Ortaya çıkan şey:
Zihinsel melezliktir.
Maarif Modeli ya bu zihinsel bağımlılıkla yüzleşecek, ya da iyi niyetli ama etkisiz bir vitrine dönüşecektir.

Maarif Modeli kusursuz değildir. Eleştirilmelidir.
Ancak eleştirinin yönü doğru olmazsa, haklı itirazlar yanlış adrese çarpar ve geri döner.

Bugün eğitimde yaşadığımız kriz: müfredat başta olmak üzere bir zihniyet krizidir.

Hakikat kağıtlara sığmaz,
formlarla korunmaz,
bürokrasiyle yaşatılmaz.
Hakikat; doğru bir niyetle yazılmış bir metnin,
yanlış bir akılla boğulmasına da razı olmaz.

Asıl mücadele burada başlamaktadır.

Selam ve dua ile...

Engin GÜLTEKİN
Eğitimci-Yazar-Sosyolog


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —