Tarihin bir fotoğraf makinesi olarak insanlık adına çektiği en güçlü karelerden birine şahitlik ettiğimiz günlerden geçiyoruz. Bir operasyonun parçası olarak basına sızdırılan üç milyondan fazla belgenin toplamda altı milyondan fazla içerik ve belgeden oluştuğu belirtiliyor. Kayıtlara Epstein skandalı veya dosyaları olarak geçen belgeler özellikle soğuk savaş sonrası dünyanın küresel sistemi ile ilgili sarsıcı ilişki ve operasyonları içeriyor. Başta pedofili olmak üzere insan kaçakçılığının, cinsel sapkınlıkların, hiçbir değer, ilke ve hak tanımayan insanlık dışı utanç verici çürümüşlüklerin ifsadını tüm çıplaklığı ile tüm dünyanın gözleri önüne seriyor.
Epstein skandalı ile ilgili ilişki ağları içinde başta ABD olmak üzere Avrupa’dan Afrika ve Türkiye dahil dünyanın bir çok ülkesinde önde gelen kişilerin isimleri bu dosyalarda yer alıyor. Skandala ismini veren Jersey Epstein’in ise cinayet mi, intihar mı olduğu belirlenmeyen bir şekilde cezaevindeki 2019 yılında hücresinde ölü bulunduğu açıklanmıştı. Hala yaşadığına dair iddiaların olduğunu da ayrıca not etmek gerekir. Olayın kişiler, ilişki ve olaylar bağlamında birçok şey basına yansıyor ve yeni ifşa edilecek belgelerle yeni isim olay ve kişiler yansımaya devam edecek gibi görünüyor. Şimdiden tüm dünyayı sarsan küresel bir skandal haline gelen dosyalar, benzer büyük skandallarda görüldüğü gibi her bir ülke, kişi ve oluşum için birçok manipülatif alan, algı ve yönlendirme oluşturması kaçınılmaz bir durum.
Ancak daha önemli olan bir bütün olarak Epstein skandalı küresel sistem açısından nasıl bir etki alanı oluşturuyor? Gelecek açısından hangi sonuçları oluşturabilme ihtimali var? Skandalı sızdıranlar neyi hedefliyor? Trump dönemi tüm dünyada ABD merkezli yaşanan, Gazze soykırımı, İsrail işgalleri ve terörü, Venezüella, İran İslam Cumhuriyeti ile oluşan yeni süreç gibi olaylarla Epstein skandalının doğrudan veya dolaylı nasıl bir etkileşim ve ilişkisi var? Küresel sistemde sarsıcı değişimlere yol açabilecek kırılmalara neden olabilir mi? Gibi sorular üzerinden analizleri derinleştirmek gerekir.
Felsefi olarak küresel sistemi yöneten değerler, son üç asırlık batı aydınlanması merkezli paradigmal anlayışlar olduğu söylenebilir. Sanayi devrimi gibi insanlık tarihinin en güçlü dönüm noktalarından biri olan süreçle başlayan ve Modernizm olarak tanımlanabilecek bu temel anlayışın, bilim, teknoloji, sosyopolitik ve ekopolitik alanlarda ortaya koyduğu değerler, eşyaya, insan ve tüm varlığa dair getirdiği tanımlar üzerinden şekillendiğini belirtmek gerekir.
Temel önermeleri, hakikatin mutlak ölçüsü bilimsel bulgular, İşlevini dolduran dinin karşısında akıl ve bilimin özneliği. Doğalseleksiyonun temel yasası güçlü olan yaşar. Güçlü olanın ayakta kalabilme önermesinin sosyopolitik ve ekopolitik alana yansıması ise, “Sosyal Darwinizm” olarak karşılık bulur. İnsan türü, aklı ve bilgisiyle nasıl doğaya üstünlük sağladıysa kendi türü içinde de güçlü olanın ayakta kalabileceği bir anlayışla hayatı tanımlar. Bu tanımlamada hümanizmin sınırları homodeus/tanrıinsan kibrine kadar ulaşır. Gerçekte ise bu durum insanlık tarihinde yeni bilinmeyen bir azgınlık değildir. Son sahih Kitap, vahiy ikliminde geçmişin azgınlaşan insan ve toplum prototiplerini çeşitli boyutlarıyla anlatır. Firavun-Bel’am-Karun üçlüsü şirk siteminin temel karakterini verirken Nemrut ile tanrıya meydan okuyan insanın kibrine, müstekbirliğine vurgu yapar.
Modern paradigma gelinen süreçte geçmişin ifsat ve helak yasalarının nedenleri olan tüm bireysel ve toplumsal sapkınlık ve azgınlıkları çok daha derinlikli ve komplike bir şekilde ortaya koyduğu görülüyor. Üç büyük ifsadın her üçünü de Epstein skandalı ile saçılan olay ve olgular örüntüsünde gözlemlemek mümkün.
İlki Hz Musa’nın Firavun ile mücadelesinde Firavun ’un söylem eylem ve duruşlarında ortaya çıkar. Etnik-kavmi-ırki ayrımcılık merkezli ayrımcılıkların ürettiği ifsat. Firavun sistemi kendinden olmayanı Musa’nın kavmini alt, aşağılık sınıf olarak tanımlar. Erkeklerini katlederken, ellerini ve kolların çapraz keserken kadınlarını her türlü hayasızlığı yapılabilecek meşrulaştırmaya layık gördüğü bir aşağılanmaya tabi tutar. Bu ifsat sisteminde temel belirleyici dinamik güce dayalı hukuktur. Firavunun siyasi ve askeri gücü, Bel’am’ın bilgi ve retorik gücü ve Karun’un ekonomik gücü sistemin temel sacayakları olarak şirk düzenini işler kılar.
İkinci ifsat Hz Şuayb’ın mücadelesinde ortaya çıkar. Ölçü ve tartıda ifsat. Günümüzdeki karşılığı ile küresel para, sermaye ve finans dinamiklerinin ekonomik örgütlülüğünün faiz, enflasyon, emtia borsaları, petrol vb. çok boyutlu küresel örgütlü ekonomik sömürü sistemi. Bu sistem ABD dolarının kontrol edilemez, denetlenemez algı gücü üzerinden kendini küresel düzlemde görünür kılmaktadır. Resul’un tebliğinde, tevhide davetin hemen akabinde ölçü ve tartıda hile ve bozgunculuk yapmayın uyarısı vardır. Ancak şirk kibri çok net bir yanıt verir; bunu sana namazın mı emrediyor? Yani Kadir-i mutlak olana, uluhiyet ve rububiyete karşı radikal bir duruş, tehdit ve düşmanlık. Bu şirk halini ise kendi toplumsal gelişmişliğinin, üstünlüğünün bir parçası olarak görmenin oluşturduğu meşruiyet yanılsaması. Nihayetinde hesaplaşma tevhit adalet ve özgürlük lehinde sonuçlanır.
Üçüncü büyük ifsat Hz. İbrahim ve Hz. Lut mücadelesinde karşımıza çıkar. Burada öne çıkan ahlaki ifsattır. İnsanın varoluş ve yaradılış doğasına yönelik hazzın azgınlaştırıldığı sapkınlıklardır. Gücü elinde bulunduran egemen sınıf kibrinin, ötekileştirdiği her bir alt sınıf için meşrulaştırdığı hayâsızlığı onlara sunulmuş bir lütuf ve ayrıcalık üzerinden meşrulaştıran azgınlaşmış nefsin aklı ve vicdanı şirk kibri üzerinden teslim alan araçsallaştırması.
Modern paradigmanın insan türüne yönelik ürettiği ifsat, geçmişin belirli bir yer, kavim ve toplulukla sınırlı kalmadan tüm yerküreyi kuşatan bir bozulma. Kitab-ı Kerim, ekini ve nesli ifsat eden bir delalet, küfür ve şirk hali olarak tanımlar küresel sistemi. Onlara yeryüzünde bozgunculuk etme denildiğinde müstekbir bir kibirle biz ıslah edicileriz derler. Oysa gerçek bozguncular, müfsit olanların ta kendileridir der Kitab-ı Kerim son tahlilde.
Küresel sistemde liberalizm ve sosyalizm gibi kendi iç polarizasyonlarının bu temel paradigmal değerlerin farklılaştırmadığı yüzeysel, niceliksel farklılıklara dayandığının altı çizilmelidir. Dolayısıyla Kapitalizmin alternatifi sosyalizm veya kominizim olmadığını son bir asırlık iki dünya savaşı, soğuk savaş süreçleri tüm insanlığa ağır bedeller ödeterek göstermiştir. Bu kanlı çıkar ve güç rekabeti bir madalyonun iki yüzü arasındaki çıkarcı ve güç merkezli küresel sömürü ve yayılmacılık hala çeşitli biçimlerde ve yeryüzünün farklı coğrafyalarında Sömürüden, katliam ve soykırımlara kadar mezalimler ve ifsatlar üretmeye devam ediyor.
Yukarıda felsefi kodları verilen önermelerin her biri olay ve olgu bazında, yaşanan deneyimler üzerinden, küresel istikbar ve sömürgeci emperyalist sistemin yapısal karakteri daha derinlikli analizler üzerinden görünür kılınabilir, kanıtlanabilir.
Dünya ülkeleriyle ilgili temel bazı istatistiklere bakıldığında küresel sömürü ve ifsadın boyutlarını görmek mümkün. En zengin 62 kişinin dünyanın 3,6 milyar insanla eşit mal varlığına sahip olduğu bir dünyada yaşıyoruz. En zengin 20 ülkenin geliri, en fakir 20 ülke gelirinin tam 46 katından daha fazla.2021 raporlamalarında dünya nüfusunun %55’lik çoğunluğunun toplam gelirden aldığı pay ise yalnızca %1,3’tür. Bu durumun daha da derinleştiği görülüyor.
Daha alt kırınımlarda, gıda/beslenme, barınma, Sağlık ve eğitim gibi hayati önem arz eden alanlarda da karşımıza derin eşitsizlikler karşımıza çıkmaktadır. Dünya Gıda Güvenliği ve Beslenme Durumu raporunun 2024 verilerine göre, 2023 yılında 2,33 milyar insanın orta veya şiddetli gıda güvensizliği yaşadığı ve 900 milyon insanın açlık ve şiddetli gıda güvensizliğiyle karşı karşıya olduğu vurgulanıyor. 3,1 milyardan fazla insan sağlıklı beslenmeyi karşılayamıyor. Dramatik bir paradoks olarak 2 milyar insan ise obezite kaynaklı sağlık sorunlarıyla boğuşuyor.
Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) yayımladığı raporda, doğum sırasında ölen annelerin sayıları dünya genelinde 300.000 kadın, başka bir ifade ile günde 830 kadın, doğum sırasında ölmüştür. Ölümlerin yaklaşık %65’i Afrika’da meydana gelmiştir. Bu bölgeden sonra en çok ölüm sırasıyla Güney Asya ve Ortadoğu bölgelerinde meydana gelmiştir (WHO, 2016: 44-45).
Savaş ve iç çatışmalar sonrası küresel göç ve buna bağlı temel insan hak ve özgürlükleri ile ilgili sorunlar yüz milyona yaklaşan küresel bir insani kriz olarak insanlığın karşısında duruyor. Barınma, gıda, beslenme, sağlık, eğitim gibi alanlar başta çocuklar ve kadınlar gibi dezavantajlı gruplarda daha ağır sonuçlar doğruyor. İnsan ticareti üst başlığında, organ mafyası, pedofili ve kadın istismarı gibi organize yapı ve ilişkiler ağı dünya sisteminin karanlık yüzünün ayrılmaz bir parçasına dönüştü.
Epstein skandalı ile altı milyon belgenin açıklanan kısımları bile dünya sisteminin bu karanlık yüzündeki insanlık dışı ilişki ağını anlamaya fazlasıyla yeterli. Küresel şirk ve sömürü düzenin güç aktörlerinin iç çatışmalarının dışa yansıyan Epstein olayı yerkürenin fıtratı bozulmamış tüm vicdanlı yüreklerine geleceğe dair daha insani bir sistemin kurulmasının kaçınılmazlığını gösteriyor.
Epstein skandalı, soğuk savaş dönemi NATO merkezli Gladyo yapılanmasının İtalya’da bir savcı üzerinden deşifre olması sonrası ortaya dökülen kirli ilişkiler ağının ABD-İsrail merkezli tek kutuplu dünya düzenindeki yeni versiyonu olarak okunabilir. Siyonist İsrail istihbaratı birimi MOSSAD ve ABD merkezli CİA gibi yapılanmaların sömürge coğrafyalarında etkin siyasi kontrol ve gücünü korumak ve devam ettirmek için her bir ülke özelinde şantaj ve tehdit dosyalarının üretildiği bir ilişki ağına karşılık gelen Epstein skandalı ortaya saçılanlar, belge ve görüntülere düşen isimler adeta aysbergin görünen yüzü mesabesinde kaldığını anlamak için kâhin olmaya gerek yok.
Hedefe ulaşmak için her şeyin meşru görüldüğü neoliberal düzenin güç mücadelesi içindeki ABD merkezli yapı, oluşum ve aktörlerin tüm yerkürede zayıfladığının çözülmeye başladığının dışa vuran öfkeli çığlıkları olarak ta okunabilir Epstein dosyaları ile ilgili yaşanan süreç. Özellikle Epstein skandalı, İsrail’in 7 Ekim 2023 sonrası ortaya koyduğu kontrol edilemez terör ve barbarlığının gittikçe yalnızlaşmasının tepkileri olarak görülebilir. Adeta kapitalizmin egemenliğindeki dünya sistemine yön veren etkin yapı oluşum ve aktörlere tüm kirli çamaşırlarınız elimde ve benim kontrol ve ittifakımda, benim çıkarlarımın yanında durmaktan başka seçenek tanımıyorum demesinin tepkileridir Epstein dosyalarının tedrici ve kontrollü servis edilmesi ile yaşanmakta olan süreç.
ABD ve Avrupa merkezli ilişkilerin ağırlıkta olduğu dosyalarda Türkiye gibi NOTO üzerinde sisteme entegre olan ülkelere, İbrahim anlaşmaları ağındaki devletlere, Latin Amerika, Afrika ve Asya coğrafyalarına nasıl yansıyacağını zaman gösterecek. Özellikle yıllarca ABD işgali altında kalan Afganistan, Irak, Suriye gibi savaş coğrafyalarında, Arap baharı sonrası derin kırılmalar yaşayan Libya, Mısır, Tunus ve Cezayir gibi ülkelerde Epstein dosyaları MOSSAD-CİA merkezli karanlık suç operasyonlarının açığa çıkarılması küresel sistemin değişimi ve yeni arayışları domaine edici etkileri katalize edeceği öngörülebilir.
Daha şimdiden geçmişte çeşitli düzeylerde yaşanan politik ve diplomatik ilişkilerde çeşitli alt dosyalar gündeme gelmeye başladı. Kayıp çocuklar, diplomatları gayrı ahlaki isteklerinin karşılanması gibi hala tüm detayları ile ortaya çıkmayan benzer olayların birçok ülke siyasetinde sarsıcı etkiler yapma olasılıklarından bahsedilebilir.