Bundan önceki yazılarımızda irtidat konusunun klasik fıkıh kitaplarında nasıl ele alındığını, sahabenin tatbikatını, mürtedlere verilecek ölüm cezası konusunda icma olup olmadığını ve Hz. Peygamber’in irtidat ve mürtedlerle ilgili hadislerini ve tatbikatını ele aldık.
Bu yazıda konunun Kur’an-ı Kerim’de nasıl ele alındığına bakmaya çalışacağız. Konuyla ilgili doğrudan veya dolaylı ayetleri üç ana grupta toplamak mümkün:
A. Münafıklar ve irtidat,
B. Kitap ehli ve irtidat,
C. Müslüman iken dinden irtidat edenler.
A. Münafıklar
(63/Münafikun Suresi)
(4/Nisa suresi)
Bu ayetler grubunun, ya Uhud savaşından geri dönenler (Bkz. 3/Al-i İmran, 153) veya Mekke’de Müslümanlıklarını açığa vurdukları halde hicret etmeyenlerle ilgili indikleri rivayet edilmektedir. Uhud savaşında 300 kişi cepheden geri dönüp Hz. Peygamber’le savaşmadı. Bunun üzerine bazı Müslümanlar bunların öldürülmelerini istedi, bu konuda görüş ayrılığı çıktı. Ayetin bu olay üzerine indiği söylenir. Hz. Peygamber (s.a.) şöyle buyurdu: “Medine güzel ve hoş şehirdir (taybe). Ateş demir ve gümüşün cürufunu nasıl dışarı atarsa, o da içindeki pislikleri öylece atar.” (Buhari, Fezailu’l Medine, 10; Müslim, Münafıkun, 6. Ayrıca bkz. 7/A’raf, 178.) Mevdudi’ye göre, burada sözü edilenler çevre kabilelerdir. Ancak müfessirler ve nüzul sebepleri üzerinde çalışanlar arasında ayetlerin nüzul sebebi üzerinde görüş birliği sağlanmış değildir.
Münafık, Allah’ın ve Müslümanların gizli düşmanıdır, zararı sadece kendine değil, başkalarına da dokunur. “Allah’ın ve Müslümanların düşmanlarıyla ilişkileri kesmek gerekir” (60/Mümtehine, 1). Bunlar düşman safında yer alan kimselerdir. M. Reşid Rıza, bu grubun önceden İslam’a girip sonra çıkan mürtedler olduğunu söyler. Bundan hareketle de, kendileri İslam’a ve Müslümanlara karşı savaş açmadıkça onlara dokunulmaz. Reşid Rıza’ya göre bu ayet, savaşçı olmadığı müddetçe mürtedlere dokunulmayacağına ilişkin bir delildir.
Mümtehine sûresinde (60/8-9) iki insan grubuna işaret edilmektedir: Biri, Müslümanların din ve vicdan özgürlüğünü tanıyan, Müslümanlarla dinlerinden ve hayat tarzlarından dolayı savaşmayan; onları yurtlarından sürmeyen ve düşmanlarıyla işbirliği kurmayanlar (muahidler); diğeri bunun aksi pozisyonda olanlar (muharipler). Bu ayet kümesinde ise üç tür insan grubundan söz edilmektedir: a) Düşman gruplar (muharipler), b) Anlaşmalılar (muahidler), c) Tarafsızlar.
Düşman gruplar muhariplerdir, onlarla savaş hali sürdükçe savaşılır. Ayet, “savaş halinde olduğunuz kimseleri bulduğunuz yerde öldürün” demektedir. Elbette bu, kişinin şu veya bu dini inancı ve kimliğinden dolayı öldürülmesini emrettiği anlamına gelmez, savaş ortamında düşman olması hasebiyle öldürülür. İkinci grupta anlaşmalılar yer alır. Anlaşmalılarla (muahidler) savaşılmayacağı açıktır. Bunlar hangi dinden olursa olsun, farketmez, puta tapıcı müşrik olsalar bile (Bkz. 9/Tevbe, 4). Eski Arap geleneğine göre, bir kabile anlaşmalı olduğu kabilenin hükümlerine tabii olurdu, çünkü o kabilenin mevlâsı idi. Yani onun gibi dost ve koruma altında kabul edilirdi. Kur’an-ı Kerim, savaş ortamında olsa dahi, anlaşmalı kabileden olan kimselerin de koruma altında olduğunu belirtmektedir.
Anlaşmalı tarafa sığınanlar da koruma altına alınır, savaş hali var diye öldürülmezler. Bu gibi kimseler anlaşmalı tarafa sığınmayı düşündükleri gibi, Müslümanlara da sığınma yolunu tercih edebilirler. Hem Müslümanlarla hem kendi kabileleriyle savaşmak istemeyenler üçüncü grubu, yani “tarafsızlar bloku”nu oluştururlar ki, bunlar da savaşın dışında tutulur.
(4/Nisa suresi)
(9/Tevbe suresi)
67- Münafık erkekler ve münafık kadınlar, bazısı bazısındandır; kötülüğü emrederler, iyilikten alıkoyarlar, ellerini sımsıkı tutarlar. Onlar Allah’ı unuttular; O da onları unuttu. Şüphesiz, münafıklar fıska sapanlardır.
68- Allah, erkek münafıklara da, kadın münafıklara da ve (bütün) kâfirlere, içinde ebedi kalmak üzere cehennem ateşini vadetti. Bu, onlara yeter. Allah onları lanetlemiştir ve onlar için sürekli bir azab vardır.
70- Onlara, kendilerinden öncekilerin; Nuh, Ad, Semud kavminin, İbrahim kavminin, Medyen ahalisinin ve yerle bir olan şehirlerin haberi gelmedi mi? Onlara resulleri apaçık deliller getirmişlerdi. Demek ki Allah, onlara zulmediyor değildi, ama onlar kendi nefislerine zulmediyorlardı.
71- Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar birbirlerinin velileridirler. İyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler ve Allah’a ve Resûlü’ne itaat ederler. İşte Allah’ın kendilerine rahmet edeceği bunlardır. Şüphesiz, Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.
72- Allah, mü’min erkeklere ve mü’min kadınlara içinde ebedi kalmak üzere, altından ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde güzel meskenler vaadetmiştir. Allah’tan olan hoşnutluk ise en büyüktür. İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur.
73- Ey Peygamber, kâfirlerle ve münafıklarla cihad et ve onlara karşı sert ve caydırıcı davran. Onların barınma yerleri cehennemdir, ne kötü bir yataktır o!..
74- Allah’a and içiyorlar ki (o inkâr sözünü) söylemediler. Oysa andolsun, onlar inkâr sözünü söylemişlerdir ve İslamlıklarından sonra inkâra sapmışlar (dinlerinden irtidat etmişler) ve erişemedikleri bir şeye yeltenmişlerdir. Oysa intikama kalkışmalarının, kendilerini Allah’ın ve elçisinin bol ihsanından zengin kılmasından başka (bir sebebi) yoktu. Eğer tevbe ederlerse kendileri için hayırlı olur, eğer yüz çevirirlerse Allah onları dünyada da, ahirette de acı bir azabla azablandırır. Onlar için yeryüzünde bir koruyucu-dost ve bir yardımcı yoktur.
80- Sen, onlar için ister bağışlanma dile, istersen dileme. Onlar için yetmiş kere bağışlanma dilesen de, Allah onları kesinlikle bağışlamaz. Bu, gerçekten onların Allah’a ve elçisine (karşı) nankörlük etmeleri dolayısıyladır. Allah fasıklar topluluğuna hidayet vermez.
84- Onlardan ölen birinin namazını hiç bir zaman kılma, mezarı başında durma. Çünkü onlar, Allah’a ve elçisine (karşı) inkâra saptılar ve fasık kimseler olarak öldüler.
85- Onların malları ve evlatları seni imrendirmesin; Allah bunlarla, ancak onları dünyada azablandırmak ve canlarının onlar inkâr içindeyken zorluk içinde çıkmasını istiyor
Ayetlerden açıkça anlaşıldığına göre münafıklar hakikatte inkârcılardır (9/55); inkârlarını gizleyip zahirde Müslüman gözüktükleri için açıktan inkâr eden kafir veya müşriklerden daha aşağı bir derekededirler.
Dikkat çekici husus şu ki, Mekke’nin fethinden sonra Müslümanlar artık Hicaz bölgesinin yegâne güç sahibi olmalarına, bu arada inen ayetlerde münafıklara hayli ağır eleştiriler yapılmasına rağmen münafıklara karşı tutumda herhangi (sıcak çatışmayı gerektiren) bir değişikliğe gidilmemiştir:
Münafıklar imanı kendilerine siper ederler, gösterişlidirler ancak dış görünüşlerine aldanmamak lazım. Fırsatını bulduklarında İslam inancının ana umdelerini sarsmaya, güçleri yettiğinde Müslümanları tahakkümleri altına almaya çalışırlar. Kadınları ve erkekleri birbirlerine benzer. Yalnızca İslami dönemde ortaya çıkmış değiller, tarihin her döneminde ikiyüzlü, mürai/münafık tipler olmuştur (9/70), olmaya devam edecektir.
Kur’an-ı Kerim, münafıklarla Müslümanlara buğz ve düşmanlık içinde olan Kitap ehli kimselerin “birbirlerinin kardeşleri” olduklarını (59/Haşr, 11-12) belirtir. Hz. Peygamber (s.a.) münafıkların belirgin üç özelliğini sayar: “Sözlerinde durmazlar, konuştuklarında yalan söylerler, emanete ihanet ederler.” (Buhari, İman, 24; Müslim 107-108).
Tevbe (9) suresinde bu toplumsal grubun Allah’a, Resulü’ne ve ahiret gününe inanmadıkları belirtilir; fitne çıkarmaya çalışırlar; fasıktırlar; namazı üşenerek kılarlar; infakları gönülsüzcedir; İslam’ın ana değerlerini alay konusu edindikleri ve Peygambere eziyet ettikleri için ahirette çetin bir azaba maruz kalacaklardır. Münafıkların problemi imandan sonra inkâra düşmeleri veya hiç inanmadıkları halde mü’minmiş gibi gözükmeleridir, bu ahlaki zaafları dolayısıyla iyilikten sakındırır, kötülüğü teşvik ederler; cimridirler; Allah’ı unuttukları için Allah da onları unutmuş (rahmet diyarından çıkarmıştır); kişilik profilleri kendilerinden öncekilerle birebir benzemektedir. Hz. Peygamber kendileri için istiğfar/af dilese de bu kabul edilmeyecek, bu hal üzere ölmeleri durumunda namazları kılınmayacak.
Dahası İslam’ın ana değerlerine karşı misyon üstlenmek üzere yaptıkları mescidler (mescid-i dırar) Allah’a ihlasla ibadet edilen mescid değildir, bu gibi mescidlerde namaz kılınmaz.. Kur’an-ı Kerim, Hz. Peygamber’e kâfirlere ve mürted münafıklara karşı cihad etmesini ve onlara sert ve caydırıcı davranmasını emretmektedir (66/Tahrim, 9).
Özetle, münafıklar gerçekte inkârcı/kâfir ve mürtettirler. Mürted oldukları halde haklarında ölüm cezası verilmemiştir. Bunun sebebini İmam Şafii şöyle açıklamaktadır: Dilleriyle iman iddiasında bulunmaları onlar hakkında ölüm cezası verilmesine mani olmuştur. Demek oluyor ki, dille beyan yeterlidir, kimseye niyet isnad edilerek muamele edilmez.
Sonraki yazımızın konusu “Kitap ehli ve irtidat” ile “Müslüman iken dinden irtidat edenler” olacak.
Kaynak: Farklı Bakış