Engin GÜLTEKİN

Tarih: 12.02.2026 15:11

KİRLENMİŞ DÜNYADA TEMİZ KALABİLMEK

Facebook Twitter Linked-in

Modern dünyada yaşanan ahlaki aşınma, bireysel yozlaşmanın ötesinde toplumsal bir krize dönüşmüş durumdadır.

Bu kriz, yalnızca ekonomik, siyasal veya teknolojik gelişmelerle açıklanamayacak kadar derin; insanın vicdan, merhamet ve sorumluluk bilincindeki zayıflamayla da doğrudan ilişkilidir. Çünkü zamanın insanı vicdan, merhamet, vefa gibi insanı insan yapan değerleri kaybetmiştir. Kirlenmiş bir dünyada bireyin kire bulaşmadan temiz kalabilmesi zor bir durumdur. Temiz bir toplum inşa edebilmenin ahlaki dili kaybolmaya yüz tutmuştur.

Temiz toplum ancak insan onuru, vicdan ve ahlaki sorumluluk merkezli bir birlik diliyle mümkündür. Önce bu dili oluşturmak gerekir.

Toplumların çöküşü çoğu zaman dışsal sebeplerle açıklansa da, asıl çözülme toplumun içeriden ahlaki ve vicdani birlikteliğini kaybetmesiyle gerçekleşmektedir.

Günümüzde şiddetin sıradanlaşması, nefret dilinin yaygınlaşması ve insanın araçsallaştırılması, dünyanın kirlenmesini hızlandırmaktadır.

Ancak bu kirlilik fiziksel olmaktan ziyade toplumun ahlaki özelliklerinin kaybolmasıyla ileri boyutlara varmaktadır.

Kur’an’ın insanı “en güzel biçimde yaratılmış” (Tin, 95/4) olarak tanımlaması, insanın taşıdığı değerin ilahi bir temele dayandığını göstermektedir. Bu bağlamda sorun, dünyanın kirlenmesinden önce, insanın vicdani duyarlılığını kaybetmesidir.

Temiz kalabilmek ve temiz bir toplum oluşturmak adalet, ahlak ve dini referansların ortak bir zeminde uygulanmasıyla sağlanır.

İslam düşüncesi ile Anadolu irfan geleneği arasında kavramsal bir köprü kurularak kirlenmeye engel olunabilir.

Ahlaki kirlilik, bireyin başkasına zarar vermeyi meşrulaştırmasıyla başlar. Dilin sertleşmesi, ötekileştirmenin normalleşmesi ve merhametin zayıflık olarak görülmesi, bu sürecin temel göstergeleridir.

Hz. Peygamber (sav), Müslüman kimliğini ahlaki güvenle ilişkilendirerek şu ölçüyü koymuştur:

“Müslüman, elinden ve dilinden insanların emin olduğu kimsedir.”
(Buhârî, Îman, 4)

Bu hadis, ahlakı imanın merkezine yerleştirmekte; bireysel ibadetleri toplumsal sorumluluktan bağımsız düşünmeyi reddetmektedir.

Dolayısıyla temiz bir toplumun inşası, öncelikle bireyin kırmayan ve  incitmeyen bir dil ve eylem bilinci geliştirmesine bağlıdır.

Anadolu irfanının temel ilkelerinden biri olan “İncinsen de incitme” anlayışı, İslam ahlakının özlü bir ifadesidir. Kur’an’da müminlerin vasıfları sayılırken, öfkeyi kontrol edebilme ve affedicilik özellikle vurgulanır:

“Onlar öfkelerini yutarlar ve insanları affederler.”
(Âl-i İmrân, 3/134)

Bu ilke, pasif bir ahlak anlayışını değil; bilinçli ve iradeli bir ahlaki duruşu ifade eder. İncitmemek, adaletsizliğe sessiz kalmak değil; kötülüğü yeniden üretmemek anlamına gelir.

Modern toplumlarda birlik söylemleri çoğu zaman kimlikler üzerinden şekillenmektedir. Oysa Kur’an, insanlığı ortak bir ontolojik zeminde buluşturur:

“Ey insanlar! Sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık…”
(Hucurât, 49/13)

Bu ayet, insanları ayıran değil; buluşturan bir bakış açısı sunar. Üstünlük ölçütü olarak takvanın belirlenmesi, ahlaki sorumluluğu merkeze alır.

Hacı Bektaş Veli’nin “İyiler iyidir” ifadesi, bu evrensel ahlak anlayışının kültürel bir yansımasıdır.

Toplumsal kirliliğin önemli sebeplerinden biri, insan onurunun ihlal edilmesidir. Aşık Veysel’in “Beni hor görme gardaşım” sözü, Kur’an’daki insan onuru vurgusuyla örtüşmektedir:

“Biz Âdemoğlunu üstün kıldık.”
(İsrâ, 17/70)

Hz. Peygamber (sav) ise hor görmeyi ahlaki bir çöküş olarak nitelendirir:

“Kişiye kötülük olarak Müslüman kardeşini hor görmesi yeter.”
(Müslim, Birr, 32)

Bu bağlamda temiz toplum, her bireyin onurunun korunduğu bir ahlaki iklimi gerektirir.

Barış, İslam ahlakında edilgen bir durum değil; aktif bir sorumluluktur. Kur’an’da “Barış hayırlıdır” (Nisâ, 4/128) buyruğu, çatışma yerine uzlaşmayı teşvik eder.

Hz. Peygamber’in “İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olandır” hadisi ise toplumsal ahlakın yönünü belirler.
Bu yaklaşım, bireysel kurtuluşu değil; toplumsal iyiliği önceleyen bir ahlak anlayışını ifade eder.

Kirlenmiş bir dünyada temiz kalabilmek, dışsal şartlardan ziyade bireyin içini temiz, vicdanını diri tutmasıyla mümkün olmaktadır.

Temiz toplum sloganlarla değil; incitmeyen dil, adil duruş ve merhamet merkezli bir birlik anlayışıyla inşa edilebilir.

Kur’an ve sünnetin ortaya koyduğu ahlaki ilkeler ile Anadolu irfan geleneğinin ortak paydası, adalet, merhamet ve ahlak noktasında insanı merkeze alan bir vicdan dilidir. Bu dil yeniden kurulduğunda, her şeye rağmen sevginin yeşermesi mümkün olacaktır.

Ancak bu, sözle değil bedel ödeyerek mümkün olur. Susarak değil, şahitlik ederek olur. Makama göre değil, hakikate göre konuşanların çoğalmasıyla olur. 
Aksi hâlde kaybettiğimiz sadece değerlerimiz değil, insanlığımız olacaktır.

Selam ve dua ile...

Engin GÜLTEKİN
Eğitimci-Yazar-Sosyolog


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —