“Ey iman edenler! Sizden öncekilere farz kılındığı gibi, oruç size de farz kılındı. Umulur ki takvaya erersiniz.”
(Bakara;183)
Ramazan bir arınma, diriliş ve inşa çağrısıdır.
Ramazan her yıl gelir…
Takvimler değişir, sofralar kurulur, camiler dolar, ekranlar Ramazan programlarıyla süslenir. Dillerde aynı cümle dolaşır:
“Hoş geldin ya Şehr-i Ramazan…”
Fakat çoğu zaman bu söz, bir temenniden öteye geçmez. Ramazan gelir, kalabalıklar içinde karşılanır; ilahilerle, bir daha gelmesi temennileriyle de uğurlanır. Geriye ise değişmemiş bir insan, dönüşmemiş bir hayat kalır.
Oysa Ramazan, gelişigüzel gelen bir ay değildir. O, ilahi bir davettir. İnsanı kendisiyle, Rabbiyle ve sorumluluklarıyla yeniden buluşturmak için gelen rahmet mevsimidir.
Ramazan, eğer hakkıyla ihya edilirse geldiği gibi gitmez. Bize iz bırakır. Ruhumuzu dönüştürür. Vicdanımızı diriltir. Hayatımıza istikamet kazandırır öyle gider.
Üzerinde düşünmemiz gereken asıl mesele şudur:
Ramazan bize ne getiriyor, bizden ne götürüyor?
Ramazan’ın bize en büyük armağanı Kur’an-ı Kerim'dir.
“Ramazan ayı; insanlara yol gösterici, doğruyu ve yanlışı ayıran açık deliller olarak Kur’an’ın indirildiği aydır. Sizden kim bu aya erişirse oruç tutsun…”
(Bakara, 185)
Kur’an-ı Kerim hayatımızda, elimizde, evlerimizde, raflarımızda ve duvarlarımızdadır. Fakat kalplerimizin merkezinde, hayatımıza yön veren rehber konumunda değildir.
Kur’an; Mevlitlerde okunan, cenazelerde tilavet edilen, süs gibi duvara asılan, metinler üzerinde sadece konuşulan ve üzerinden para kazanılan, kariyer planlanan bir metin hâline indirgenmiştir. En çok okunan en az anlaşılan ve en az kanun ve kurallarına uyulan bir kitap halini almıştır.
Oysa Kur’an, hayat kitabıdır. Yön verir, ölçü koyar, bilinç kazandırır, şahsiyet inşa eder.
İşte Ramazan, Kur’an’la kopan bağı onarmak için gelir. Kalple kitap arasındaki mesafeyi kapatmak için gelir. Okunan değil, yaşanan bir Kur’an bilinci kazandırmak için gelir.
Ramazan insanların aç kalması için gelmez, onları arındırmak için gelir.
Halden hale girmiş, kirlenmiş, kendi olmaktan çıkmış, hayatın anlam arayışını kaybetmiş, Allah'a karşı müstağnileşmiş insanlara; hayatın anlamını buldurmak, onları temizlemek, insanı kendine getirmek ve Allah'a karşı kulluk görevlerini hatırlatmak için gelir.
Ramazan çoğu zaman “aç kalma ayı” olarak algılanır. Oysa Ramazan sadece aç kalmak değildir. Asıl olan, arınmaktır.
Gözünü haramdan, dilini gıybetten, kalbini kibirden,
vicdanını duyarsızlıktan korumaktır.
Oruç, nefsin terbiyesidir. İnsana sınır çizmeyi öğretir. İnsana haddini bil der. Onun ne kadar aciz ve fani olduğunu, sahip olduklarının sadece emanetcisi olduğunu hatırlatır. Açla tok arasındaki mesafeyi kapatır.
Ramazan: Hevesi dizginler, hırsı törpüler, şahsiyeti güçlendirir ve
onuru muhafaza eder.
Sadece mideyi değil, insanın bütün benliğini terbiye eder.
Gösterilerden uzak kendisiyle diriliş gerçekleştirmek ister.
Maalesef modern çağda Ramazan tüketim kültürünün parçası hâline getirilmiştir. İftar sofraları birer gösteriye, paylaşımlar birer vitrine dönüşmüştür.
Oysa Ramazan:
Sergi ayı değildir.
Reklam ayı değildir.
Dindarlık gösterisi değildir.
Programlar yapmak, konuşmalar düzenlemek, paylaşımlar yapmak elbette kötü değildir. Fakat eğer bunlar insanın iç dünyasında bir dönüşüme yol açmıyorsa, geriye sadece görüntü kalır.
Gerçek Ramazan, kalpte başlar. Kalp değişmiyorsa, vicdan uyanmıyorsa, ahlak güzelleşmiyorsa, adalet bilinci gelişmiyorsa…
Ortada Ramazan değil, alışkanlık vardır.
Ramazan bozulan hayatları onarmaya gelen sıradan bir misafir değildir. O İlahi bir misafirdir.
Ramazan ayı hayatımızı düzeltmek için gelen bir misafirdir. Bizi olduğumuz hâlde bırakmaz. Rahatsız eder. Sorgulatır, silkeler ve değiştirir.
Alışkanlıklarımızı gözden geçirir. Yanlışlarımızla yüzleştirir. Haksızlıklara karşı bilinç kazandırır. Merhameti çoğaltır. Sorumluluk yükler.
Ramazan’ın asıl hedefi, bireysel dindarlığın ötesine geçerek toplumsal bir ahlak ve adalet bilinci inşa etmektir.
Bundan dolayı Ramazan;
Samimi bir tövbe ile,
Temiz bir niyetle,
Kur’an’la karşılanmalıdır.
Ve: Ahlak kazanarak, merhametle, adaletle,
şuurla uğurlanmalıdır.
Öyle uğurlanmalıdır ki, Ramazan gitsin ama insan eskisi gibi kalmasın. Bir türküde denildiği gibi "O eski halinden eser yok şimdi." dedirtsin.
Çünkü insanı değiştirmeyen Ramazan, amacına ulaşmamış demektir.
Değiştirmeden giden Ramazan, kaybedilmiş büyük bir fırsattır.
Okunan ama yaşanmayan Kur’an, tutulan ama dönüştürmeyen oruç,
Kalbe inmeyen ibadet…
insanı kurtarmaz.
Ramazan; Bizi Allah’a İnsanı İnsana ve onları da hakikate yaklaştırmalıdır.
Ayın sonunda şunu diyebiliyorsak:
“Artık eskisi gibi değilim…”
İşte o zaman Ramazan görevini yapmış demektir.
Aksi hâlde, gelen de giden de bizden bir şey almadan ve bize bir şey vermeden geçmiş olur.
Selam ve dua ile…
Engin GÜLTEKİN
Eğitimci-Yazar-Sosyolog