A. İrtidat ve mürtedle ilgili hadislerin kirtiği
Hz. Peygamber (s.a)’in irtidat ve mürtedlerle ilgili tutumunu (sünnet) biri hadis mecmualarında ona isnad edilen rivayetlere, diğeri hadis ve siyer kitaplarında yer alan tatbikatına bakarak anlamaya çalışacağız.
1.Mürtedlerle ilgili ele alacağımız ilk hadis “Kim dininden dönerse onu öldürün:” (66) diye kaynaklarda yer alan rivayettir. Bu rivayetten senet ve metin kritiği yapılmadığında ilk anlaşılması gereken, her ne olursa olsun ve hangi dinden diğer dine geçiyor olsun, din değiştirenin ölüm cezasıyla cezalandırılması gerektiği hususudur. Nitekim önceki bölümlerde gördüğümüz üzere fakihler bu rivayete dayanarak hüküm vermişlerdir.
İslam’ın ilk dönemlerinde bilinmeyen (67), sonraları hadis mecmualarına yer alan bu rivayetle ilgili çeşitli kritikler yapılmıştır. İlki, hadisin İbn Abbas’tan İkrime (105/723) yoluyla ve merfu’ olarak gelmiş olması eleştiri konusu olmuştur ki, Harici olan İkrime’den Müslim (262/875) hiçbir hadisi Sahih’ine almamıştır. Sebebi Hariciler, büyük günah işleyen kimseleri kâfir kabul edip ölümlerine hükmediyorlardı. İbn Abbas’ın Said bin Cübeyr, Mücahid bin Cebr, Amr b. Dinar ve önemli hadis münekkidi Ata bin Ebu Rebah (114/732) gibi fakih-bilgin öğrencileri bu hadisten hiç bahsetmemişlerdir.
Hadis’te “dini değiştirme” lafzı “mürtedlik” değil “tebdil” kelimesi ile yer almıştır: “Men beddele diynehu.” Hadisin ravisinin Harici olması, rivayete bazı şüpheler düşürmektedir. Hariciler, büyük günah işleyeni mürted saydıklarına göre, onlara göre büyük günah işleyen kişi dinini değiştirmiş (tebdil etmiş) sayılır ve mezheplerine göre ölüm cezasına müstahak olur.
Bugün Suudi Arabistan’ın alimlerinden Hasan bin Ferhan, müslümanların çoğunun ister fikri ister siyasi sebeplerle her zaman günah işlediklerini, bu Hadise göre amel edecek olursak, her günah işleyeni öldürmemiz gerektiğini, bunun da yanlış olduğunu söylemektedir. Başka bir husus, hadisi zahiri lafzıyla ele alacak olursak, başka dinden, mesela Hıristiyanlıktan İslam’a geçeni de –din değiştirdiğinden- öldürmek icap edecek. Din değiştirme suçunu sadece müslümanlara hasretmek pek ikna edici değil.
Burada önemli bir soru var: Acaba Hz. Peygamber (veya ravi İkrime) neden “beddele” fiili yerine “irtedde” fiilini kullanmadı? Beddele fiilinde bir şeyin özünü, iç yapısını değiştirmek, orijinal halini bozmak, tahrif etmek, bir şeyi bir başka şey yerine alternatif koymak gibi anlamlar var. Buradan bakınca mürted sadece fikir ve inanç değiştirmekle kalmıyor, aynı zamanda İslam’a cephe almış oluyor, hükümlerini değiştirmeye, iptal etmeye kalkışıyor. Ridde genelde kişisel boyutta olurken, tebdil ise kitlesel boyutta, topluluk halinde ve fiili tepkiyle vuku bulur. (68)
İrtidat hareketlerine karşı meşru kamu otoritesinin fiili tepki koyması, mürtedlerin toplumda sosyal barışı, güvenliği ve siyasi birliği ayakta tutan genel yasaları, İslam’ın temel ve ana hükümlerini değiştirmeye kalkışmaları dolayısıyladır.
Sonuç itibariyle İslam’ın ilk dönemlerinde bilinmeyen, sonraki dönemlerde yaygınlık kazanan bir rivayetle karşı karşıya bulunuyoruz. Hadis tek bir raviye isnaden bir grup tarafından nakledilmiştir. Ravi İbn Abbas’ın kölesi İkrime hakkında hayli ciddi eleştiriler yapılmıştır. Ali b. Abdullah b. Abbas, İkrime’nin babası hakkında yalan söylediğini iddia edip bazen elleri ve ayaklarını bağlayıp bir tuvaletin önünde oturtturdu. Said bin Cübeyr, “İkrime öyle hadisler rivayet etmiş ki, yanında olsaydım, bunu yapamazdı”, der. Said bin Müseyyeb, İkrime’den rahatsızlığını dile getirir ve “Er veya geç boynuna ilmik geçirilecek” derdi. Buhari de İkrime’den rivayetleri mecmuasına alması dolayısıyla eleştirilmiştir. (69)
Bunun yanında bu sözü Hz. Peygamber (s.a.)’e ait kabul etsek di, hadis genel (âmm) bir lafızdır, buna dayalı verilecek hükmün kime, ne zaman, hangi durumda, hangi oranda ve hangi şartlarda uygulanacağı gibi hususlar kapalı kalmıştır.
Bu yüzden olacak ki söz konusu hadisin zahirinden hareketle hiçbir müçtehid hüküm vermemiş olması bu fikri kuvvetlendirmektedir. Binaenaleyh, biz Hz. Peygamber (s.a.)’in mürtedler konusundaki sahih sünnetini (tutumunu) öğrenmek için pratikte takip ettiği tatbikatına bakmamız gerekir.
Bu rivayet yukarıda genel bir hüküm olarak rivayet edilen “Dinini değiştireni öldürün” hadisiyle ilgilidir. Alvani hadisin geniş bir kritiğini yapıp bununla mürtedlerin öldürüleceğine ilişkin bir hüküm bina edilmeyeceğini belirtir. (70)
Bu hadisin çeşitli versiyonları söz konusudur: Kimi versiyonu “imandan sonra küfür”, kimi versiyonu “İslamlığından sonra dininden irtidat etme” şeklindedir. Biz bu önemli hadisi birkaç noktadan kritik edelim:
İşte bu sosyo politik ortamı göz önünde bulunduran Hz. Peygamber, “din değiştirme”yi, “siyasi birlik (cemaat)ten ayrılma” olarak görmekte ve kim buna yeltenirse ona karşı koymayı emretmektedir. Bu ihbarî hadisin tecellisi Hz. Ebu Bekir’in iki yıllık hilafeti döneminde tecelli etmiştir, ayrılmak isteyenlerin tamamı ya vergi vermeyi reddetmiş veya savaş açmışlardır.
Dolayısıyla bu hadisteki irtidadı, kişinin inanç değiştirmek suretiyle İslam’dan çıkıp yeni girdiği dine veya felsefi kanaate ve inanca göre yaşamaya karar vermesiyle ilgili değildir.
Gerek önceki yazımızda (mürted kadın icmaı bozar mı IV), gerekse bu yazıda göstermeye çalıştığımız gibi bu rivayet mürtede ölüm cezası verilmesi gerektiği hükmüne mesned teşkil etmemektedir.
Mekke fethedildiğinde Hz. Peygamber, daha önce işledikleri suçlar (cinayet, Beytülmal’a ait malları gasp, müslümanların aleyhine savaş kışkırtıcılığı) dolayısıyla İslam’dan çıktıklarını ilan edenlerin cezalarının infaz edilmesini buyurdu. İbn Hazm, sekiz kişinin ismini sayar. (75) Bunlardan konumuzla doğrudan ilgili olanlara yakından bakalım:
İbn Ebi Serh, Hz. Osman’ın süt kardeşiydi; Hz. Peygamber istemediği halde Hz. Osman’ın ısrarlı talebi üzerine İbn Ebi Serh üzerindeki ölüm cezasını kaldırdı. Bu olay, Hz. Peygamberin irtidat suçunu “had” değil, “ta’zir” kategorisinde mütalaa ettiğini göstermektedir.
Bu kabileye mensup bir grup –sekiz kişi oldukları söyleniyor- Medine’ye gelip Müslüman olduklarını söyler ve Hz. Peygamber’e biat ederler. Fakat bir süre sonra hastalanırlar, ifadelerine göre Medine havası onlara iyi gelmemiştir. Hz. Peygamber, Medine dışında bir yerde beslenen zekat (Beytülmal) develerinin yanına gitmelerini ve onların sütlerinden içmelerini söyler. Onlar da oraya giderler ve bir süre sonra da iyileşirler. Fakat iyileşince deve çobanlarını öldürüp zekat develerini sürüp götürürler, yani Beytülmale el koyarlar. Hz. Peygamber, olayı öğrenince peşlerine Kürz ibnu Cabir el Gühri komutasında 20 kişilik bir askeri birliği gönderir, yakalatıp getirtir ve onlara ölüm cezasını verip infaz ettirir. (78)
Bu olayda söz konusu olan, Uklin ve Uyeyne kabilesine mensup bu insanların dinden dönmeleri değil, iki ağır suç işlemeleri: Biri deve çobanlarını öldürüp cinayet suçu işlediler, diğeri Beytülmale ait develeri sürüp götürdüler. Ebu Katade, bu iki suça “Allah’a Resulü’ne karşı savaş açma” suçunu da ilave etmektedir (Buhari, Hudud, 17.) Onlara verilen ölüm cezası suç fiiline uygun düşmektedir. Bu ceza Maide (5) 33. ayetindeki hükme uygun düşmektedir ki, bizce fiili-silahlı irtidat cezası bu ayet kapsamında ele alınması gerekirken, sonraları fakihler, “itikadi irtidat”a Kur’an ve Sünnet’te karşılığı olmayan ölüm cezası takdir etmekte, Maide, 5. ayetini bağıylere, yol kesen eşkıyaya tahsis etmektedirler (hirabe). Bu olayı nakleden muhaddisler de fakihler gibi adam öldürme cezasını itikadi irtidata verilen ceza görüp “muharipler ve mürtedler” babları içine almaktadırlar (79)
Mikyas kardeşi Haşim’le birlikte Müslüman olur ve sahabeler arasına katılır. Bir gün kardeşinin cesedini Neccaroğullarının yurdunda bulur. Olay üzerine Hz. Peygamber, Mikyas’ı ve Zubeyir ibn Iyaz el Fıhri ile Neccaroğullarına gönderip katili biliyorlarsa teslim etmelerini, bilmiyorlarsa diyet ödemelerini söylemelerini buyurur. Neccaroğulları katili bilmediklerini ama diyet ödeyebileceklerini söylerler ve 100 deve diyet öderler. Mikyas ve Zubeyir develeri alıp Medine’ye doğru yola çıkarlar. Yolda Mikyas şeytana uyup develere göz diker ve ashaptan Zubeyri öldürür, develeri alıp Mekke’ye gider, İslam’dan çıktığını beyan edip müşriklere katılır. (80)
Mikyas Mekke fethinde Ka’be’nin örtüsüne sarıldığı halde affedilmez. Sebebi dinden irtidat etmesi değil, işlediği üç suçtur: Bunlardan biri, öldürülen kardeşinin diyetini almak üzere Hz. Peygamber tarafından kendisiyle birlikte gönderilen birini yolda öldürmesi (taammüden cinayet); ikincisi diyet olarak aldığı develerle birlikte kaçması; üçüncüsü de Müslümanlarla savaş halinde olan Mekkeli müşriklere katılmasıdır. Görülüyor ki, Mıkyas b. Dababe’nin işlediği suçlar ta’zir değil, had kapsamına alınmış, bundan dolayı tövbesi kabul edilmeyip ölüm cezasına çarptırılmıştır. Suçunun özeti taammüden cinayet, Hazine’nin malını gasbetmek ve savaş halinde düşmana iştirak etmek.
Kendisi de şair olan İbn Hatal, bununla da yetinmeyip Fertana ve Erneb isimli iki cariyesiyle aralıksız Hz. Muhammed (s.a.) ve İslamiyet aleyhinde şiirler okuttu, şarkılar söyletti, savaş kırşkırtıcılığı yaptı. (81) İbn Hatal, fetih sırasında Ka’be örtüsüne sarıldığı halde işlediği suçlar dolayısıyla affedilmedi.
Sonuç
Şimdiye kadar irtidatla ilgili fakihlerin görüşünü, Hz. Ebu Bekir dönemi olayları ve sahabenin tutumu ile Hz. Peygamber’in konuyla ilgili hadislerini ve tatbikatını görmüş olduk. Şimdi sıra mürtedle ilgili Kur’an-ı Kerim’de yer alan ayetlere bakmaya gelmiş bulunmaktadır.
Notlar
66) Buhari, Cihad, 149; Tirmizi, Hudud, 1485; Ebu Dvud, Hudud, 1; İbn Mace, Hudud, 20. Zeyd bin Eslem yoluyla gelen rivayette ise “men ğayyere diynehu (kim dinini tağyir ederse)” ibaresi vardır. Bundan “men harace veya men tereke (yani kim dininden çıkarsa veya dinini terkederse)” manası çıkarılmıştır. (İbrahim Canan, Kütüb-ü sitte, V, 137, Hds No: 1585.
67) Alvani, Age, s. 83
68) Yaşar Yiğit, İnanç ve düşünce özgürlüğü perspektifinden irtidat suç ve cezasına bakış, https://www.academia.edu/38959507/%C4%B0nan%C3%A7_ve_D%C3%BC%C5%9F%C3%BCnce_%C3%96zg%C3%BCrl%C3%BC%C4%9F%C3%BC_Perspektifinden_%C4%B0rtidad_Su%C3%A7_ve_Cezas%C4%B1na_Bak%C4%B1%C5%9F
69) Her biri birtakım şüphelerle malul rivayetlerin geniş bir kirtiği için bkz. Alvani, Age., s 85-118. M. Hayri Kırbaşoğlu, İslam’a yamanan sanal şiddet: Recm ve irtidat meselesi, İslamiyat, V (2002) Sayı: 1, s. 125-132.
70) Bkz. Alvani, Age., s.84-88.
71) Buhari, Diyat, 6; Müslim, Kaseme, 25-26Ebu Davud, Hudud, 1. Aynı hadis Hz. Osman (Nesei, Tahrim, 5; Ahmet ibn Hanbel, I, 61) ve Abdullah ibn Mes’ud (İmam Malik, Muvatta, Akdiya, 15) referans gösterilerek de hadis mecmuasında yer almıştır.
(72) Taberi, Tarih, III, 72 ve 86 vd.
73) Biz önceki yazımızda irtidat konusunda ne sahabe döneminde ne de sonrasında icma oluşmadığını göstermeye çalışmıştık. Dakiku’liyd, namaz gibi tevatüre dayalı bir icmaın terki ile mütevatir bir habere dayalı olmayan icmaı birbirinden ayırma lüzumunu hisseder. Lakin namaz gibi bir hükmün kabulü veya inkârı için icma gerekmez, namaz vecibesi hem Kur’an’da, hem sünnette açık hüküm olarak yer almış bulunmaktadır. Fatih Orhan, Agtez, s. 50.
74) Askalani, Fethu’l bari, XII, 240.
75) İbn Hazm, Cevamiu’s Siyre, (İhsan Abbas-Nasiruddin el Esed tahkiki), Daru’l Mearif neşri. s. 232.
76) Ebu Davud, Hudud, 1; Nesei, Tahrimu’d dem, 14. Askalani, Fethu’l bari, Daru’l Mearif neşri, Beyrut-ty., s. 110. İbrahim Canan, Kütüb-ü sitte, V, 140. Ayrıntılar için bkz. Vakıdi, Kitabu’l meğazi, s. 716.
77) Vakıdi, Meğazi, 717-718.
78) Buhari, Hudud, 15-17; Müslim, Kaseme, 9; Ahmed İbn Hanbel, Müsned, III, 121. İbrahim Canan, Kütüb-ü sitte, V, 141-144; İbn Hişam, Siyer, IV, 212.
79) Bkz. Beroje, Age., s. 64.
80) Şevkani, Fethu’l kadir, 2. Bsm, Daru’l vefa neşri, El Mansura, 1418-1997, I, 795. Nüzul sebepleriyle ilgili kitap tercüme edenler, Mikyas’ın künyesini farklı okumuşlardır: “Dababe” okuyan İsmail Karagöze, Cana kıymak büyük günahtır, Diyanet Aylık Dergi, Şubat-2005; s. 40. “Makis b. Subabe” okuyan Vahidi, Esbab-ı nüzul, mütercimi, s. 178; Abdu’lfettah el Kadi, Esbab-ı nüzul mütercimi, s. I, 124; “Sabbabe” okuyan, Süyuti, Esbab-ı nüuzul mütercimi, 217; “Subabe” okuyan Bedrettin Çetiner, Esbab-ı nüzul, I, 251.
81) Ebu Davûd, Cihad 117. Vakıdi, Meğazi, 719.
82) Alvani, Age., s. 83, 88.
83) Abdurrahman Ateş, bunlara “münafıklar”ı da ekler. Mürted ve cezasına dair; Özgün İrade Dergisi 2020 Kasım (199.)/16.11.2020-Haber Duruş. http://www.haberdurus.com/kose-yazilari/murted_ve_cezasina_dair-2508.html. Lakin münafıklar Müslümanlıklarını ilan ederlerken, sonradan dinden çıktıklarını söylemiyor, öteden beri iki kimlikli yaşıyordu. 9/Tevbe, 74 ve 63/Münafikun, 2-3 ayetlerinde “imandan sonra inkara saptıkları” belirtilir, ancak bu irtidat iç dünyalarında olup bittiğinden açıktan dönenler gibi değildir. İnkârcı kimliklerini açıkça beyan emedikleri sürece mürted kategırisine girmez; münafık oldukları halde onlara herhangi maddi-dünyavi yaptırım uygulanmaz. (Münafıklık ve münafıklar için bkz. İzzet Derveze, Kur’n’a göre Hz. Muhammed’in hayatı, Çev. Mehmet Yolcu, Yöneliş y., İstanbul-1989, s. 55-84. Gülbeddin Hikmetyar, Kur’an’da nifak olayı, Çev. Mehmet Kafadaroğlu, Düşünce y., İstanbul-1981, s.19 vd. Hacı Çiçek, el Münafikun, Çıra y., İstanbul-2009. Hülya Alper-H. Ahmet Sezikli, DİA, Münafık maddesi.
Kaynak: Farklı Bakış