Tarih, yalnızca geçmişte olup bitenlerin kaydı değildir; aynı zamanda tekrar eden zihniyetlerin aynasıdır. Zulüm, biçim değiştirir; aktör değiştirir ama çoğu zaman özünü kaybetmez. Hz. İsa Mesih’in yaşadıklarıyla bugün Filistin’de yaşananlar arasındaki benzerlik, bu tarihî sürekliliğin en çarpıcı örneklerinden biridir.
Hz. İsa Mesih, yaklaşık iki bin yıl önce Filistin topraklarında mucizevî bir şekilde dünyaya gelmiş, babasız yaratılmış mübarek bir peygamberdir. Doğumundan itibaren baba yüzü görmemiş, babasız büyümüştür. Kudüs’te Allah’ın elçisi olarak gönderilmiş, kendisine vahyedilen hakikati insanlara eksiksiz biçimde ulaştırmıştır. Tevhîdi, adâleti ve hakîkati haykırdığı için zulme, hakarete ve baskıya maruz kalmıştır.
O gün, hakîkate sırtını dönmüş bir dinî-siyasî elit, Hz. İsa’yı susturmak istemiştir. İftiralar atılmış, kumpaslar kurulmuş, çarmıha germeye kalkışılmıştır. Çünkü zulüm, her çağda önce hakîkatin sesini kısmayı hedef alır. Hz. Îsa’nın şahsında hedef alınan şey, yalnızca bir peygamber değil; adalet, merhamet ve tevhid çağrısıydı.
Oysa Hz. Îsa Mesih’in İncil’deki temel mesajı barıştır. Yeni Ahit’in merkezinde yer alan bu öğreti, özellikle Dağdaki Vaaz’da açık biçimde ortaya konur. “Ne mutlu barış yapanlara” der Hz. İsa. Şiddeti değil sevgiyi, intikamı değil affı, çatışmayı değil uzlaşmayı öğütler. Öğrencilerine, “Size esenlik bırakıyorum, size kendi esenliğimi veriyorum” diye seslenirken, korkuya ve zulme karşı ahlâkî bir duruş teklif eder.
Hz. Îsa’nın getirdiği mesaj; Tanrı’yla insanın barışması, insanlar arasında uzlaşma ve insanın kendi iç dünyasında huzura ermesidir. Bu barışçı yaklaşım, İncil’in sevgi merkezli öğretisinin özüdür ve takipçilerini “barış yapıcı” olmaya çağırır.
Bugün ise aynı coğrafyada, aynı topraklarda bambaşka bir manzara ile karşı karşıyayız. Gazze’de insanlar öldürülüyor, evler yıkılıyor, şehirler haritadan siliniyor. Bombalarla, sürgünlerle, yok saymalarla bir halk sistematik biçimde yok edilmek isteniyor. Filistinliler adeta modern çağın çarmıhında yaşamaya mahkûm ediliyor. Hz. İsa babasızdı; bugün Gazze’de binlerce çocuk babasız, binlerce anne evlatsız bırakılıyor.
25 Aralık’ta Hz. İsa’nın doğumunu anan Hristiyanlara burada samimi bir hatırlatma yapmak gerekir: Anılan bu büyük peygamber, hayatı boyunca zulme karşı durmuş, mazlumdan yana saf tutmuştur. Bugün Filistin’de yaşananlar, Hz. İsa’nın öğretilerinin değil; ona dün düşmanlık eden zihniyetin bugünkü devamının ürünüdür.
Burada özellikle altı çizilmelidir: Mesele bir din ya da bir inanç meselesi değildir. Mesele, işgalci, sömürgeci ve insanı araçsallaştıran Siyonist zihniyettir. Dün Hz. Îsa’yı susturmak isteyen anlayışla, bugün Gazze’yi susturmak isteyen anlayış arasında açık bir zihinsel süreklilik vardır.
Ne yazık ki geçmiş her zaman geçmişte kalmıyor. Hz. Îsa’ya yönelen düşmanlık, bugün enkaz altlarında, hastanelerde, mülteci kamplarında karşımıza çıkıyor. Dün hakikati susturmak isteyenler vardı; bugün de aynı hakikat bombalarla susturulmak isteniyor.
Ey Hz. Îsa Mesih aleyhisselamın yolunu izlediğini söyleyenler! Uyanın. Onu yalnızca anmak yetmez. Onu anlamak, zulme karşı açık ve net bir tavır almayı gerektirir. Hakîkatin yanında durmak, takvimlerde değil; tavırlarda belli olur.