Bir tel kopar, ahenk ebediyyen kesilir
Bu cümle, ilk bakışta sade bir mecaz gibi görünse de insan, hayat ve inanç üzerine derin bir ontolojik uyarı taşır: “Bir tel kopar, ahenk ebediyyen kesilir.”
Tel, burada yalnızca bir sazın parçası değildir; bütünlüğün şartı olan hayatî bağdır. Ahenk ise sadece kulağa hoş gelen bir ses değil, varlığın kendi iç düzenidir. Tel koptuğunda ses bozulmaz yalnızca; düzen çöker, anlam dağılır, bütünlük kaybolur.
Ahenk parçaların değil, bağların meselesi
Çoğu zaman insan, hayatı parçalar üzerinden okur: beden, akıl, kalp, toplum, inanç… Oysa asıl belirleyici olan parçaların varlığı değil, aralarındaki bağların sağlamlığıdır. Tel kopunca saz hâlâ vardır ama saz olmaktan çıkmıştır, aslî fonksiyonunu yitirmiştir. İşte bu yüzden mesele “bir şeyin eksilmesi” değil, bir bağın kopmasıdır.
Hayatın biyolojik dili de aynı şeyi söyler
İnsan bedeninde hayatî damarlardan biri koptuğunda hayat sona erer. Daha küçük bir kopuşta ise uzuv felç olur; o uzuv bedende vardır ama işlevsizdir. Beyinle uzuv arasındaki kılcal bağlar kesildiğinde, bütünlük bozulur. Kol oradadır, el yerindedir fakat ahenk gitmiştir. Hayat, bağların sürekliliğiyle mümkündür.
Sosyal hayatta kopan teller
İnsan ilişkileri de böyledir. Bir dostluk, bir arkadaşlık, bir yoldaşlık, bir evlilik, bir kardeşlik; yıllarca ayakta durabilir. Ama bazen tek bir mesele, tek bir kırılma, tek bir güven sarsılması… Tel kopar. İlişki şeklî olarak devam ediyor gibi görünse bile ahenk gitmiştir. Konuşmalar vardır ama ruh yoktur; yan yana durulur ama aynı frekansta olunmaz.
Çünkü ahenk, nicelikle değil; sadakatle, güvenle ve süreklilikle ayakta durur.
İnanç en hassas tel
İnanç alanında bu hakikat çok daha çarpıcıdır. İman, bir bütünlük hâlidir. Allah’a iman, O’nun sıfatlarını kabul etmek, hükmünü tasdik etmek ve bunun gereği olan sorumluluğu üstlenmekle anlam kazanır. Burada kopan tel, sadece bir detay değildir.
İnançtaki kopuş, yalnızca teorik bir problem olarak kalmaz; ahlâkta gevşemeye, amelde savrulmaya ve zamanla hayata yön veren ölçülerin kaybolmasına yol açar. Tel bir yerden koptuğunda, titreşim bütün yapıya yayılır.
Allah’ın bir sıfatını inkâr etmek, farz olan bir ameli bilinçli şekilde terk etmek, reddetmek, ilâhî otoriteyi parçalayarak kabul etmek…
Bunların her biri, ahengi bozan kopuşlardır. İnanç, “işime geleni alırım” mantığıyla taşınamaz. Çünkü iman, seçmeci bir müzik değil; bütünlüklü bir ahenktir.
Tel kopunca geri dönülmez mi?
Buradaki “ebediyyen” ifadesi, çoğu zaman mecâzî bir derinlik taşır. İnsan tövbe eder, tel yeniden bağlanır, saz tamir edilir. Ancak her kopuş, iz bırakır. Her bağ onarımı, eski sesin birebir aynısını vermez. Bu da bize şunu öğretir:
Ahenk bozulmadan önce kıymet bilinmelidir.
Modern insanın yanılgısı
Bugün modern insan, kopuşları hafife alıyor. İnançta, ahlakta, edepte, ilişkide, gelenekte… “Bir şey olmaz” deniyor. Oysa hayat, “bir şey olmaz”ların biriktiği yerde çöker. Çöküş, çoğu zaman gürültüyle değil; ince bir tel sesiyle başlar.
Son söz
“Bir tel kopar, ahenk ebediyyen kesilir” sözü, bize şunu hatırlatır:
Hayat, parçaların toplamı değil; bağların emanetidir.
Tel sağlamken ahenk fark edilmez. Ama tel koptuğunda, ahengin kıymeti acı bir sessizlikle anlaşılır.
Peki insan, kendi hayatında hangi telin koptuğunu fark ediyor mu?
Çoğu zaman sessizce kopan bağlar, gürültüyle değil; alışkanlıkla, ihmalle ve ertelemeyle kaybolur. İnsan, ahengin gittiğini çoğu zaman ancak sessizlik yerleştiğinde anlar.
Çünkü bazı teller kopunca sadece ses değil, insanın yön duygusu da kaybolur.
Bu yüzden asıl sorumluluk şudur:
Hangi telin hayâtî olduğunu bilmek, onu korumak ve kopmadan önce fark edebilecek bir kalp uyanıklığını diri tutmaktır.