İslam coğrafyalarının son birkaç asırlık serencamı küresel sömürgeciliğin fitne ve barbarlığı karşısında vahiy ikliminde güçlü duruşlar üretememesinin kaçınılmaz olarak beraberinde getirdiği sosyopolitik polarizasyonlar, derin yoksulluklar ve stratejik yetersizliklerin örüntüsünde özneleşmeyen edilgenlikler olduğu görülür.
İçinden geçtiğimiz küresel konjonktürel süreç tüm yeryüzünde yeniden bir yapılanmanın zincirleme reaksiyonlarına her gün bir yenisi ekleniyor. Küresel her aktör bu değişim sürecinde eteğindeki taşları dökerek güç dengeleri üzerinden kendi siyasal tercihlerini belirlemeye çalışıyor.
Küresel siyasette gücün temel iki dinamiği olduğu söylenebilir. Bir ekopolitik (ekonomik değil!) etki katsayısı, diğeri ise teknolojik askeri kapasitenin küresel kuşatıcılık katsayısıdır. Bu bağlamda ABD ve İsrail küresel bloğunun yeryüzü patronajlığının, küresel yayılmacılığının her geçen gün belirginleştiği ve pervasızlaştığı bir anafordan geçiyor tüm dünya.
ABD, İsrail merkezli istikbar aklı, Gazze ile başlattığı bu yeni süreç, Lübnan, Suriye, Yemen, Katar, Venezüella, Ukrayna, Danimarka ve Avrupa coğrafyası ile süren zincirleme reaksiyon son olarak İran İslam Cumhuriyetine yönelik operasyonlarıyla yayılmacı barbarlığını sürdürüyor. Yeryüzünün diğer kalan devletleri açısından ise ya hısım ya da hasım olmanın dışında hiçbir pozisyona izin vermeyen, uluslararası hukuku hiçe sayan, evrensel temel hak ve özgürlükleri, ilke ve değerleri “ben güçlüyüm yaparım” küstahlığında çiğneyen bir kibrin keyfiliğinde askeri, ekonomik, siyasi dayatmacılığını tüm dünyada en üst perdeden sürdürüyor.
Tüm yaşananlar karşısında tüm insanlık kadim sınavlarından birini daha veriyor. Bireysel ve toplumsal ölçekte, kurumsal veya devlet olarak söyledikleriniz-söylemedikleriniz, yaptıklarınınız-yapmadıklarınız maşeri vicdanda bir karşılık oluşturacaktır. İyi ve kötünün, adalet ve zulmün hendekleri hiç bu kadar derin kazılmamıştır. Zihinlerimiz ve ruhlarımız tüm bu algılar anaforunda hakikate dair zaman ve mekân üstü şahitliklerini, saflarını ve duruşlarını kendi izzetli varoluşunun bir parçası kılmada hiç bu kadar zorlanmamıştı. Çıplak vicdanın sesine tüm hesap ve maslahatlardan uzak odaklanmak ve evrensel vahyin hikmet, feraset, basiret ve bilgeliğinin ışığını rehber edinmekten başka çıkış yolunun olmadığı zor sınavlardan geçiyor tüm insanlık.
Gazze’de 7 Ekim 2023 günü açık bir cezaevine dönüştürülmüş bir avuç toprak parçasına sıkıştırılmış iki buçuk milyon mustazaf halkın çığlığını duyurmak ve insanlık vicdanını harekete geçirmek için HAMAS’ın başlattığı aksa tufanı operasyonu sonrası İsrail iki yılı aşkın bir süredir insanlık tarihine bir utanç sayfası olarak geçecek olan Gazze soykırımını başlattı.
Ve hala devam ettiriyor tüm dünyanın göz önünde. Sözüm ona dünyaya duyurulan bir ateşkes ve barış süreci başlatılmasına rağmen.
Gazze hala işgal altında, hala gerektiği kadar insani yardım alamıyor. Gazze’nin her türlü kontrol ve ablukası İsrail’in insafına bırakılmış durumda. Hala İsrail’in keyfi saldırılarına maruz kalıyor. Gazze yudum yudum eriyor. Yok oluyor. Ateşkes adeta dünyaya bir sus payı oluşturdu. Barış komisyonu ve Gazze yönetim komisyonu ne kadar etkili olacak bunu zaman gösterecek. İşlenen savaş ve soykırım suçları an itibarı ile gündem dışı. Bağımsız Filistin Maduro’nun idealist çıkışlarında boğuldu ve cezalandırıldı.
8 Aralık 2024 HTŞ ve Ahmet Şara (Colani) ismi üzerinden birkaç gün içerisinde tamamlanan operasyonla Beşar Esed’in Rusya’ya kaçtığını ve Suriye Baas rejiminin yıkıldığı haberleri tüm dünyaya servis edildi. İsrail çok geçmeden Golan bölgesini işgal ederek Şam yakınlarına kadar askeri varlığını hissettirdi ve Suriye’nin tehdit oluşturabilecek tüm askeri kapasitesini etkisiz kılacak operasyonlarını birkaç günde tamamladı. Ardından Dürziler üzerinden oluşabilecek istikrar sürecini bozarak zamana yaymayı hedefleyen askeri provokasyonlara yeltendi.
Yeni yönetimin Dürzilere yönelik Şam yönetiminin düzenlediği asayiş operasyonlarını İsrail Şam’a ve yönetim yerleşkelerine düzenlediği gözdağı veren saldırılarla Dürzilerin yanında olduğunu gösterdi. Gerçekte olan ise İsrail’in Suriye’yi iç çatışma ortamında tutma stratejisinden başka bir şey değildi.
Aynı süreçte Türkiye’de başlayan Kürt meselesi ile ilgili yeni süreç Terörsüz Türkiye olarak tanımlandı ve konu PKK’nın feshi üzerinden yürütüldü. PKK’nın kendini fesh ettiğini açıklaması ve sembolik silah yakma törenleri sonrası tatmin edici son aşmanın ancak SDG içinde yer alan ve yöneten YPG’nin tasfiyesi olacağına kilitletildi. 10 Mart anlaşması YPG özelinde sahaya yansıtılmadığı gerekçesiyle askeri operasyonların kaçınılmazlığı ve Kürt meselesinde çözüme dair sürecin kırmızı çizgisi olduğu vurgulanarak Türkiye Suriye’nin isminin Suriye Arap Cumhuriyeti olmasına kadar detayları belirginleştirerek üniter Suriye’yi kendi iç ve dış güvenliğinin ayrılmaz bir stratejisi olarak tanımladı.
Son iki haftada Halep’ten başlayarak YPG hedefli operasyonlar, Fırat’ın Batısı ve Güneydoğusunda Arap nüfus ağırlıklı Deyrizor, Rakka gibi yerlerde SDG bileşeni olan Sünni, Arap grupların SDG den ayrılarak hükümetle birlikte hareket etmesi sonucu YPG bu bölgelerden kendi unsurlarını çektiğini deklare etti. Rojova bölgesi YPG, ENKS ve diğer Suriye Kürt gruplarının bulunduğu, Kürt nüfusun yoğunlukta olduğu kuzey doğu Suriye’ye çekildi.
ABD ve Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi son sürecin bir iç savaşa dönüşmemesi çabasıyla yeni bir ateşkesin Ahmet Şara ve Mazlum Abdi arasında imzalandığını duyurdu.
Ahmet Şara’nın ateşkes anlaşması öncesi Kürtlerin Suriye devletinin temel ayrılmaz unsuru olduğunu, Kürtçenin ulusal dil olduğunu gibi sekiz maddelik hakların tanımlanması ile ilgili yayınladığı kararname, olası çatışma ve savaşı önleyen ve geleceğe dair olumlu bir etki oluşturduğu söylenebilir. Ancak bunların sahada, uygulamalarda, somut bir takım adımlarla ivedilikle hayata geçirilmesi bu olumlu iklimi kalıcı olmasını sağlayacaktır.
20 Ocak 2026 itibarı ile hala resmi imza altına alınamayan ateşkes anlaşmasına yönelik Ahmet Şara ile Mazlum Abdi ilk görüşmenin olumsuz geçtiği ve açıklanan 14 maddelik anlaşmaya uyulmadığı Şara hükümetinin YPG’nin kayıtsız şartsız teslim almayı amaçlayan bir yaklaşımda olduğunu ve bunun asla kabul edilmeyeceği YPG tarafından ifade edildi.
ABD ateşkes masasının devrilmesine müsaade etmeyerek YPG ve Şam hükümeti arasında Haseke’yi tüm kurum ve yapılarıyla merkezi yapıya entegrasyonu için 20 Ocak 2026 itibarı ile 4 günlük süre vererek diyaloğun devam etmesini sağladı. Ancak Halep’ten Haseke’ye kadar YPG ile hükümet güçleri arasında çatışmaların yer yer devam ettiğine dair bilgiler sürecin çatışma potansiyelinin devam ettiğini gösteriyor. Eğer ateşkes anlaşması üzerinden bir uzlaşmaya varılamaz ise Suriye yeniden bir iç savaşın eşiğine gelmiş olacak. Rojova’ya yönelik askeri operasyonlara YPG’nin karşılık vermesi yeni bir göç dalgası ve kaosun başlaması demek. Yoğunlukla Müslüman Kürt nüfusun yaşadığı bölgelerde sivil kayıpların artmasını kaçınılmaz kılacaktır.
Özellikle Rakka’dan Haseke’ye uzanan bölgede hapishane ve yarı açık kamplarda kontrol altında tutulan DEAŞ gruplarının yeniden iç savaşa dahil olması mezhep ve etnisite polarizasyonları üzerinden yeni çatışma alanlarının oluşmasını beraberinde getirme ihtimalini ayrıca görmek gerekir. DEAŞ’ın ABD İsrail merkezli İslamifobiya stratejisinin bir ürünü ve aparatı olduğunu bizzat kendilerinin itirafları ile sabittir. Küresel sömürgeciliğin sosyopolitik mühendislik ürünü yapı ve oluşumların kuşkusuz küresel istikbarın çıkarları doğrultusunda kullanılacağının altını çizmek gerekir. Bu durumun basit bir testini Gazze soykırımı karşısında İsrail’e karşı tek bir eylem, söz ve duruş ortaya koymamaları, aksine İsrail’in bölgesel güvenlik ve stratejilerine hizmet eden anlayış ve yaklaşımları gösterilebilir.
Suriye’de son yaşanan sürecin Türkiye iç politikasına yansımaları üzerinde ayrıca durmak gerekir. Öncelikle İmralı üzerinden devam ettirilen sürecin doğrudan YPG ile ilgili gelişmelerden doğrudan etkileneceğini görmek gerekir. Ana medya ve sosyal medya mecralarında son Suriye süreci ile ilgili din ve etnisite üzerinden geliştirilen ayrıştırıcı, düşmanlaştırıcı, zafer ve fetih kazanma mottolarının tüm süreci ajite edici provakatif bir etki yapacağını ve kendi karşı tepkilerini üreteceğini görmek gerekir. Nusaybin Kamışlı sınırında yaşananlar bu tepkiselliğin küçük bir kesiti.
YPG’ye karşı askeri operasyonları sorunun ana çözümü olarak görüp, zaten Marksist, laik terör örgütünü yok etmeyi bir iman- küfür savaşı olarak okumak, Bedir’de safların belirginleşmesi olarak tasvir etmek, en azından ABD ve İsrail merkezli küresel küfür, şirk ve zulüm stratejisinin hedeflediği parçalanmışlıklara zemin hazırlamaktır. Sürecin son Paris görüşmelerinde ABD, İsrail, Şam ve Türkiye ortak uzlaşısı üzerinden yürütüldüğünü görmezlikten gelmektir. Burada İsrail sürece sesiz kalması karşılığında ne vaat edildiği sorusunu karanlıkta bırakmaktır. Güney Suriye Golan ve Süveyda bölgelerinde İsrail’in işgal ve kontrolünü sorgulanmaz kılmaktır.
Kürt halkının kahir ekseriyeti Müslümandır. Tıpkı Türk, Arap ve Fars halkları gibi. Türkiye, İran ve Arap devletlerinde olduğu gibi milliyetçi, sosyalist, laik, seküler, ateist kişi, kurum ve partiler olduğu gibi Kürtlerin yaşadığı coğrafyalarda da farklı ideoloji ve dünya görüşlerinde kişi ve oluşumlardan söz edilebilir. Buradan bir iman-Küfür polarizasyonu üretmek ve YPG üzerinden Suriye Kürtlerini küfür ile savaşın bir tarafı olarak tanımlamak en azıdan siyasal entegrizimdir. Duygusal ajitasyon diline evrensel aziz İslam’ın değerlerinin araçsallaştırılmasının tarihsel hafızası Sıffin’den Kerbela’ya hep zulüm ve parçalanmışlıklar ürettiğini göstermiştir.
Algı manipülasyonlarından biri de etnisite üzerinden geliştirilen paradoksal söylemlerdir. Bir yandan Kürtler, Araplar ve Türklerin kardeşliğinde yeni bir Ortadoğu söylemi çeşitli boyutları ile yeni yüzyılı şekillendireceğini her zemin ve durumda vurgulayan bir ana medya söylemi her tonda işlenecek, diğer taraftan YPG üzerinden Suriye Kürtlerine yönelik askeri operasyonları zafere döşenen taşlar olarak bir güç retoriğini siyasal, askeri, diplomatik kazanım olarak gösterilecek. Ortaya çıkan kitlesel göçler, sivil kayıplar, çatışma mağduru Suriyeli Kürtlerin yaşadıkları tüm mağduriyetleri, terör örgütünün ortadan kaldırılması üzerinden sorgulanamaz kılınacak. Buna yönelik her türlü itiraz veya eleştireler teröre destek üzerinden kriminalize edilecek. Benzeri medya mühendisliklerinin sosyopolitik derinliği olan sorunlarda geçici meşruiyetler üretebilir.
Ancak sorunların kalıcı çözümü ancak reel politiğin evrensel hakikatler ikliminde çözümlerine odaklanmakla elde edilebileceğini görmek gerekir. Küresel zulüm ve fitnenin kaynağı ABD-İsrail emperyalizimidir. Şimdiden Golan bölgesi İsrail toprağı ilan edildi bile. İsrail kendi arzuladığı bir Suriye’yi adım adım inşa ediyor.
Suriye Arap Cumhuriyeti’nin üniter yapısının en büyük tehdidi ABD korumasındaki İsrail’dir. Çok etnisiteli ve çok mezhepli/inanışlı Suriye’ye etnik, itikadi tekçilik üzerinden bir sistem oluşumunu dayatmak, Suriye’de iç barışın ve güçlü bir devlet yapısının oluşumuna en büyük tehdidi oluşturduğunu belirtmek gerekir. Baas dönemindeki gibi kendi iç çatışma ve sorunlarıyla boğuşan despotik bir Suriye’de sadece alevi azınlık diktatörlüğü yerine Sünni Arap otoriterliği gelmiş olacak. Müslüman Kürtler, Dürziler, Aleviler, İsmaililer tıpkı Sünni Araplar gibi Suriye demografisinin genetik birer parçasıdır. Temel hak ve özgürlükleri, kimlik ve kültürleri, anadil, eğitim ve kamu dil hakları, yönetimde temsiliyet ve anayasal tanınmışlıkların güvence altına alındığı çoğulcu bir sistemin formal yapısından çok içerik ve uygulamalarına odaklanılmalıdır. Siyasi ve idari yapılanmanın alternatif forumları halkların tercih ve seçimleri üzerinden şekillendirilmelidir. Ademi merkeziyetçilikten, bölgesel ve yerel yönetimlerin güçlendirilmesine kadar birçok faklı model üzerinden alternatifler üzerinde durulmalıdır.
Sorun YPG’nin tüzel yapısının sonlandırılması sığlığına sıkıştırılmamalıdır. Nitekim çözüme dair sağlıklı alternatifler karşısında YPG ile kendini fesh etme dahil ortak bir uzlaşı bulunabileceğini hem 10 Mart mutabakatı hem de 18 Ocak 2026 14 maddelik ateşkes anlaşmaları göstermiştir.
İran İslam Cumhuriyet’inde son yaşanan olaylar ile ilgili Ortadoğu’yu değerlendirmeye devam etmek duasıyla…