Kur’an kıssaları, salt tarihsel anlatılar değildir. İktidar, toplum ve insan ilişkilerine dair evrensel sosyolojik yasaları da açığa çıkaran ilâhî çözümlemelerdir.
Kasas Suresi 4. ve 5. Ayetlerden Firavun iktidarının Sosyolojisini anladığım düzeyde okumaya çalışacağım.
"Şüphesiz Firavun, yeryüzünde büyüklük tasladı; halkını fırkalara ayırdı. Onlardan bir zümreyi eziyor, erkek çocuklarını boğazlıyor, kadınlarını sağ bırakıyordu. Çünkü o bozgunculardandı."
"Biz ise istiyorduk ki, yeryüzünde hor görülüp ezilenlere lütufta bulunalım, onları önderler yapalım ve onları (yeryüzüne) mirasçı kılalım."
Bu bağlamda Kasas Sûresi’nde Firavun üzerinden sunulan tablo, zulmün bireysel bir ahlâk sorunu değil; yapısal, kurumsal ve ideolojik bir iktidar biçimi olduğunu ortaya koyar. Firavun, Kur’an’da bir şahsiyetten çok, iktidarın tanrılaştığı bir sistemin adıdır.
Kur’an’ın “İnne Fir‘avne ʿalâ fi’l-ard” ifadesi, Firavun’un yalnızca zorba bir yönetici olmadığını, iktidarı yücelterek kendini toplumun üstünde konumlandırdığını bildirir.
“ʿAlâ” kavramı; yükselme, üstten bakma ve tahakküm kurma anlamlarını içerir. Bu, iktidarın sınırlarını kaybetmesi ve kendini mutlaklaştırmasıdır.
Bu noktada Firavun, bireysel bir zalimden ziyade merkezi iktidarı kutsallaştıran bir figürdür. Sosyolojik düzlemde bu durum; devletin, ideolojinin veya elit bir sınıfın kendini toplumdan bağımsız ve hesap vermez bir konuma yerleştirmesi anlamına gelmektedir. Modern çağda bu zihniyet; mutlak devlet anlayışında, ideolojik rejimlerde, sermaye diktasında ve bürokratik oligarşilerde farklı biçimlerde varlığını sürdürmektedir.
Firavunî iktidarın bir başka temel özelliği, toplumu bir arada tutmak yerine bilinçli biçimde parçalayarak yönetmesidir. Kur’an’ın “Halkını fırkalara ayırdı” vurgusu, zulmün birleştirici değil, çatıştırıcı bir karaktere sahip olduğunu gösterir.
Etnik, mezhepsel, sınıfsal ve ideolojik ayrımlar; iktidarın devamı için sürekli canlı tutulur. Çünkü parçalanmış toplum, direnme yeteneğini kaybetmiş toplumdur. Kur’an burada açık bir sosyolojik ilke koyar: Zulüm, homojenlikten değil, sürekli üretilen çatışmalardan beslenir. Günümüzde kimlik siyaseti, kutuplaştırma dili ve ötekileştirme pratikleri, Firavunî siyasetin çağdaş görünümleridir.
Firavun iktidarı, ezilenleri kaderin sonucu olarak görmez; bilakis onları bilinçli olarak üretir. “Yastaḍʿifu ṭā’ifeten minhum” ifadesi, zayıflığın pasif bir durum değil, aktif bir toplum mühendisliği sürecinin ürünü olduğunu gösterir.
Eğitimden mahrum bırakma veya eğitimle sömürme, ekonomik bağımlılık oluşturma, özgüveni yok etme ve düşünme yetisinin köreltilmesi bu sürecin araçlarından bazılarıdır.
Mezkûr ayet “fakirlik kaderdir” söylemini kökten reddeder. Kur’an’a göre yoksulluk ve güçsüzlük, çoğu zaman iktidarın bilinçli tercihlerinin bir sonucudur. Ezilenler doğal olarak ezilmez, bilinçli plan ve programlarla ezilirler.
Firavun’un erkek çocukları öldürmesi, salt bir katliam değil; geleceğin sistematik imhasıdır. Erkek çocuk, burada biyolojik bir ayrımdan çok; üretimi, direnci ve sürekliliği temsil eder. Firavun, gelecek olanı yok ederken, bugünü ve bugün olanı köleleştirir.
Kadınların sağ bırakılması ise zulmün başka bir yüzünü açığa çıkarır. Kadın, bu sistemde emek gücü, cinsel meta ve bağımlı nüfus olarak işlevselleştirilir. Böylece zulüm, nüfusu tamamen ortadan kaldırmaz; onu kendi iktidarının devamı için kullanır.
Bu karanlık tabloya karşı Kur’an, ilâhî bir yasa ilan eder: “Biz istiyoruz ki zayıf düşürülenlere lütufta bulunalım.” Buradaki “nurîdu” ifadesi, romantik bir temenniyi değil; tarihin yönünü belirleyen ilâhî iradeyi ifade eder.
Zulüm sürdürülebilir değildir. Tarih, er ya da geç ezilenler lehine müdahale eder.
Kur’an’ın devrim anlayışı, yalnızca sınıfsal bir yer değişimini değil; ahlakın, bilincin ve yönün değişimini ifade eder. “Onları önderler yapalım” ifadesindeki “imam”, sadece dini bir lider değil; yön veren, örnek olan ve yol açan kimsedir. Bu, iktidarın meşruiyet zeminini kökten değiştiren bir dönüşümdür.
“Onları varisler kılalım” beyanı, toprağın ve tarihin gerçek sahibini ilan eder. Yeryüzü; Firavunların, elitlerin veya zulüm sistemlerinin değil; direnenlerin ve adalet mücadelesi verenlerin mirasıdır.
Kasas Sûresi’nde çizilen bu çerçeve, Kur’an’ın açık bir hakikatini gözler önüne serer: Zulüm yapısaldır, iktidar yozlaşmaya meyyaldir ve ezilenler bilinçli olarak üretilir.
Ancak bilmemiz gereken bir hakikat var. Tarih, Firavunların çizgisiyle değil, Musa’nın çizgisiyle ilerler. Kur’an devrimden korkmaz. Çünkü bu devrim, tevhidin iktidara, adaletin tarihe müdahalesidir.
Selam ve dua ile...
Engin GÜLTEKİN
Eğitimci-Yazar-Sosyolog