Engin GÜLTEKİN

Tarih: 01.01.2026 17:16

ELİNDEKİ BU BALTAYI HANGİ PUTA VURACAKSIN İBRAHİM?

Facebook Twitter Linked-in

Modern Putçuluk, Tevhid ve Kalplerin İşgali Üzerine...

Bir zamanlar putlar meydanlardaydı. Taştan, ağaçtan ve elle yapılmıştı. İnsanlar onların önünde eğiliyor, onlardan medet umuyordu. Hz. İbrahim baltasını aldı ve hiç tereddüt etmeden bu putların üzerine yürüdü. Onları kırdı, parçaladı, susturdu. Çünkü put belliydi, düşman görünürdü.

Bugün ise putçuluk şekil değiştirmiş.Putlar artık görünmüyor; ama çok daha derinlere yerleşmiş durumda. Bugünün putları tapınaklarda değil, kalplerde duruyor. Ve belki de en tehlikelisi budur.

Putçuluk, çoğu zaman tarihsel bir sapma olarak algılanır. Zihnimizde put; taş, ağaç ya da maden yığınlarıyla özdeşleşmiştir. Oysa Kur’an’ın ortaya koyduğu tevhid mücadelesi, yalnızca fiziksel putlara karşı verilen bir mücadele değildir. Asıl mesele, insanın hayatının merkezine neyi yerleştirdiğidir.

Şimdi her inananın kendisine sorması gereken soru şudur:

Ben hayatın merkezine neyi koymuşum?

Bunu en iyi bilen kişinin kendisidir. Yeter ki vicdanına ve sağduyusuna kulak versin.

Bu bağlamda Hz. İbrahim kıssası, tarihsel bir anlatı olmanın ötesinde, her çağ için canlı ve sorgulayıcı bir bilinç inşası sunar bizlere...

Kur’an, Hz. İbrahim’i sadece putları kıran bir figür olarak değil; putçuluğun mantığını ifşa eden, şirk paradoksunu yerle yeksan eden bir tevhid önderi olarak sunar bizlere.. 

Onun baltası, yalnızca taşa değil; taşlaşmış, put haline gemiş zihniyetlere ve bağımlılıklaradır. Allah’tan daha çok sevilenlere ve korkulanlaradır.

Kur’an bu sorgulamayı açıkça dile getirir:

“Hani İbrahim babasına ve kavmine: ‘Siz neye tapıyorsunuz?’ demişti.”

(Şuarâ, 26/70)

Bu soru bugün de geçerliliğini korumaktadır. Allah’a inandığını söyleyen ama Allah’ın hükümlerinin hayata müdahalesine karşı olan veya Allah’ın hükümlerinin hayattan çıkarılmasına sessiz kalan Müslümanlar, gerçekte hangi ilaha iman etmektedir? Bu soru cevaplanması gereken bir sorudur.

Kişi eğer iman etmişse, elindeki baltayı hangi puta vurmalıdır?

Çünkü çağımızda putlar biçim değiştirmiştir. Görünür putların yerini, görünmez fakat çok daha etkili putlar almıştır.

Hz. Hüseyin’e nispet edilen ibretlik bir menkıbede şu anlamlı vurgu yapılır:

İmam Hüseyin bir tapınağın önünden geçerken insanların bir puta taş attığını görür. Kendisine, “Ey imam, bu insanların taptığı bir puttur, sen de ona bir taş at” denildiğinde şu hikmetli cevabı verdiği rivayet edilir:

“Canlı putlar yeryüzünde gezerken, siz benden cansız bir puta taş atmamı mı istiyorsunuz?”

Modern putçuluk; tapınaklarda değil, kalplerde, tercihlerde, akademide, şan ve şöhrette, makamda, kariyerde, önceliklerimizde ve öncelediklerimizde varlığını sürdürmektedir.

Kur’an bu hakikati çarpıcı bir ifadeyle ortaya koyar:

“Hevâ ve hevesini ilâh edinen kimseyi gördün mü?”

(Câsiye, 45/23)

Bugünün putları; şehvet, para, itibar, kariyer, kadın, erkek, korkular, rütbeler, unvanlar, izimler, mevki ve makam kaygılarıdır.

Kimileri Allah’ın rızasını değil, amirinin rızasını merkeze alır.

Kimileri hakikati değil, koltuğunu korur.

Kimileri adaleti değil, maaşını düşünür.

Ve farkında olmadan putlarını çoğaltır.

Bu ayet, putçuluğun yalnızca meta veya metafizik bir sapma değil; ahlaki ve varoluşsal bir kriz olduğunu ortaya koyar. 

Şehvetin, makamın, paranın, statünün, kariyerin ve beğenilme arzusunun hayatın merkezine yerleşmesi; modern insanın en yaygın putçuluk biçimidir.

Bugün birçok insan Allah’a inandığını ifade eder; ancak hayatını Allah’ın rızası değil, makamın devamı, gelirin güvenliği ve konforun korunması belirler. İnanç bireysel bir söylem olarak kalırken, pratik hayat başka ilahlar etrafında şekillenir. Bu durum, Kur’an’ın eleştirdiği parçalı iman anlayışının modern bir tezahürüdür.

Kur’an son derece nettir:

“De ki: Benim namazım, ibadetim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi Allah içindir.”

(En‘âm, 6/162)

Tevhid, sadece inanç düzeyinde değil; hayatın bütün alanlarını kapsayan bir teslimiyettir. 

Tevhid, insanın korkularını, beklentilerini ve hesaplarını da Allah’a havale etmesini gerektirir.

Resûlullah (s.a.v.) bu tehlikeyi asırlar öncesinden haber vermiştir:

“Dinarın, dirhemin ve kadifenin kulu helâk olsun!”

(Buhârî, Rikâk, 10)

Peki kimlerdir dinarın ve dirhemin kulları?

İnsanlar dirhemin ve dinarın kulu nasıl olurlar?

Bu hadis, ekonomik araçların nasıl birer amaç ve ilah hâline gelebildiğini açıkça ortaya koyar. 

Bugün bireylerin hakikatten vazgeçmesine, adaletsizliğe sessiz kalmasına ve zulme razı olmasına sebep olan şey çoğu zaman açık inkâr değil; kaybetme korkusudur. Bu korku zamanla putlaşır.

Hz. İbrahim’in putları kırması tarihsel bir kıssa değildir. Bu, her çağda yeniden sorulması gereken bir sorudur:

Elindeki bu baltayı hangi puta vuracaksın İbrahim?

– Korkularına mı?

– Konforuna mı?

– Statüne mi?

– İnsanların ne diyeceği endişesine mi?

– Rızkı Allah’tan değil de başkasından bilen zihniyetine mi?

Kur’an, Hz. İbrahim’i şöyle tanımlar:

“İbrahim, Allah’a gönülden boyun eğmiş, tek başına bir ümmetti.”

(Nahl, 16/120)

“Tek başına bir ümmet” olmak; çoğunluğa rağmen hakikatte sebat edebilmek demektir. Bu duruş, modern çağda giderek zorlaşan fakat bir o kadar da hayati bir sorumluluktur.

Çünkü kalbi putlarla dolu bir insanın ibadetleri ve kulluğu Allah tarafından kabul edilmez.

“Onların çoğu Allah’a iman etmezler; ancak O’na ortak koşarak iman ederler.”

(Yûsuf, 12/106)

Secde etse bile özgür değildir. Gerçek özgürlük, yalnızca Allah’a kul olmaktır.

Resûlullah (s.a.v.) buyurur:

“Kalpte hardal tanesi kadar kibir bulunan cennete giremez.”

(Müslim, Îmân, 147)

Kibir de bir puttur. Benlik de bir puttur. “Ben” dediğin yerde “O” yoktur.

Sonuç olarak, çağımızın en büyük krizi imansızlık değil; tevhidin hayattan dışlanmasıdır. Teoride Allah’ı ilah kabul ettiğini söyleyip pratikte ise başka putlara tapmaktır. 

Dilin söylediğini kalbin yalanlamasıdır. İnandığı gibi yaşamayıp, yaşadığı gibi inanmaktır.

Müslümanlar Allah’a inanmakta, fakat O’na güvenmemektedirler. İşte bu noktada Hz. İbrahim’in baltası yeniden gündeme gelir.

Putlar kırılmadan tevhid inşa edilmez. Tevhid olmadan ne ahlak, ne adalet, ne de sahici bir diriliş mümkündür.

Bugün sorulması gereken soru şudur:

Elindeki bu baltayı… hangi puta vuracaksın?

Eğer hâlâ vuracak bir put arıyorsan, bil ki put senin içinde, put senin nefsindir.

 

Selam ve dua ile…

 

Engin GÜLTEKİN

Eğitimci-Yazar-Sosyolog


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —