Fatıma KABAKÇIOĞLU

Tarih: 21.02.2026 11:28

DÜŞÜNCEYE DÜŞEN İYİLİK

Facebook Twitter Linked-in

Düşünmemek ile düşünememek arasında, bir harf fazlalığından çok daha büyük farklar vardır. Düşünememek tıbbi bir hastalıktır. Bazı insanlar, akli yeterlilikleri olmadığından, hayata dair iyi ya da kötü düşünemezler. Fakat düşünmemek bilinçli bir seçimdir.

Akıllı bir kişi, tercihine göre ürettiği fikirler ile yol alır. Kimi şerrin ardına düşer, kimi hayrın ardına düşer. Asıl olarak düşünce, duyumların desteklediği bir havuzdur. Kötü düşüncelerin oluşumuna yol açan bilgi talebi, zihinleri hastalıklı hâle getirir.

Hasta zihinler hasta ruhları besler; ruhu hastalanmış bedenler, etrafındaki zihinleri de hasta eder. Ruhsal bunalım, kelebek etkisi gösterir. Bireyden topluma yayılan ruhsal sorunların, telafisi mümkün olmayan sonuçları da olabilir. Razı olunmayan sonuçlara sebep olacak bilgi edinme yollarından korunmak gerekir.

Bu nedenle zihnin kapılarının hangi fikirlere açıldığına dikkat edilmelidir. Bütün çağlar boyunca, bugün de olduğu gibi, fikirlerin çatışması devam etmiştir. Doğru bilgiye karşı isyan veya itaatin beslediği düşünceler, ifsadın ve ıslahın kaynağını oluştururlar.

Üretilen fikir çöplerinden temiz zihinleri korumak önemlidir. Çağımızın hem sanal hem de gerçek alanlarından üretilen fikirlerin arıtılması için yeterli çabanın her alanda gösterilmesi zorunludur.

Sağlıklı zihni oluşturmak, yalıtılmış ortam kurmak anlamında değildir. Bu da mümkün değildir. İnsan, tek başına kalsa bile, bir yanı şer üretmeye müsait yaratılmıştır. Düşüncenin kötü olanından korunmanın yolu, iyi olan yanımızı doğru bilgi ile beslemektir.

“Nefse ve ona birtakım kabiliyetler verip de iyilik ve kötülüklerini ilham edene yemin ederim ki nefsini kötülüklerden arındıran kurtuluşa ermiş, onu kötülüklere gömen de ziyan etmiştir.” (Şems, 91/8-10)

Sağlıklı düşünmenin yollarından biri de sağlıklı fikirlere sahip insanlarla muhatap olmaktır. Düşüncenin sağlığı, hayatın her alanına etki edeceğinden, çok kıymetlidir. İyiler çoğalsın isteyen her birey, iyi olmanın yolunun vahyin desteklediği sağlıklı düşünce olduğunu hep hatırda tutmalıdır.

Kişinin bulunduğu ortamın etkisinde kalacağını ifade eden “Körle Yatan Şaşı Kalkar” atasözünün anlamını anlamak gerekir. Ahlaksız ve kötü karakterli insanlar ile yakın bir bağ kurmak, farkında olmadan zaman içerisinde onların kötü özelliklerini görmezden gelmeye, hatta benimsemeye yol açar.

Her birey, iç dünyasındaki fikirleriyle değer kazanır. Fikrin değerinin ölçüsü ise neye hizmet ettiğine göredir. İyiliğe hizmet edenler iyi fikirler üretirler; kötülüğe hizmet edenler kötü fikirler üretirler.

İnsanlar iyiliği ve kötülüğü, inandığı değerler üzerinden öğrenirler. Yahudilik, iyiliği on emirle açıklar: çalmayacaksın, zina etmeyeceksin, öldürmeyeceksin... Budizm de benzer şekilde çalmamayı, yalan söylememeyi, zina etmemeyi öğütler.

Hak din olan İslam da iyilik ve kötülük kavramlarını açıklamış ve iyiliğin yaşatılmasını, kötülüğün tahrifatına izin verilmemesini öğütler. İyilik kanunları, öğretilerin temelini oluşturur. İşte tam burada esas olan, iyiliğin ne olduğunu besleyen düşünme biçimidir. Fıtratın ihtiyacı olan iyiliğin doğru bilgi ile beslendiği bir dünyada çocuklar açlıktan ölmez, sömürülmez, haksız yere kan akıtılmazdı. Ama öyle mi? Değil. Çağımızda şahit olunanların hepsi, kendi iyilerini savunanlar yüzündendir. “Benim iyim.” diyerek asıl iyinin haberinden uzak kalanların yaşattığı gerçeklere bir hatırlatmadır.

“Yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz erdemlilik değildir. Asıl erdemli kişi Allah’a, âhiret gününe, meleklere, kitaba ve peygamberlere iman eden; sevdiği maldan yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, yardım isteyenlere ve özgürlüğünü kaybetmiş olanlara harcayan; namazı kılıp zekâtı verendir. Böyleleri anlaşma yaptıklarında sözlerini tutarlar; darlıkta, hastalıkta ve savaş zamanında sabrederler. İşte doğru olanlar bunlardır ve işte takvâ sahipleri bunlardır.” (Bakara, 2/177)

İyiliği besleyen düşünceler fıtrata uygundur. Çünkü insan, iyi olanı düşünmek ve iyiliği yaşatmak için yaratılmıştır. İyilik üretmeyen insanlar, yaratılışına nankörlük etmiş olurlar. İnsanlar fikirleriyle, iyi fikirler ise İslam ile değer kazanır.

Her fiil bir fikirle başlar. Fikirler, eylemsizken yalnızca bir ihtimaldir. İyi ya da kötü ihtimaller, eyleme geçtikten sonra gerçek iyilik veya kötülüğe dönüşür.

Fikirler, insanlara toplumda bir yer bulur. Bazı insanlar, yalnızca toplumda kabul görebilmek ve onaylanma arzusu için, iyi ya da kötü ayırt etmeden farklı fikirlere hapsolurlar. Aslında kendilerini oraya ait hissetmeseler de o fikre hapsolmuşlardır. Bu teslim oluşun tek amacı, görünürlük arzusudur. Hâlbuki insanın varlığı, var edeni fark etmesiyle değer kazanır. İnançlı bir insan, fikirlerini de vahiy ile donatmalıdır. İnsanlar kötü fikirlerin karanlığına değil, iyi fikirlerin aydınlığına layık olarak yaratılmıştır.

İslam’ın çocukları, düşündüklerinin vahye uygunluğunu her daim gözetmelidirler. İslam, güzel düşüncenin ve davranışların yegâne kaynağıdır. Bu kaynağı kirleten her hâle karşı duyarlı olunmalıdır. Kişinin “Ben Müslümanım.” demesi onu mümin yapmaz. Kişi, imanını iyiliğe dönüştürünce müminlerden olur. Düşünce, vahye uygun olduğunda kıymetlenir.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —