Sait ALİOĞLU

Tarih: 23.02.2023 15:32

Deprem Felaketi Üzerinden Vurgulanması Gereken Bazı Noktalar…

Facebook Twitter Linked-in

Deprem kelimesiyle eş anlamlı olan “teprenme” kelimesinin hareketlilik anlamında bir birine yakın birkaç anlamı bulunmaktadır. Bunlar, kısaca; Tekme atmak, tepinmek. hastalık ya da kapanmak üzere olan yaranın yeniden azması, yinelemek, hastalığın yinelemesi, ağırlaşmak, yerinden oynamak, kımıldamak,,.
Acelesi olmayan, herhangi bir şeyi aceleye getirmek istemeyen, yaptığı işi pek acelece ele almak istemeyen kişilere yönelik olarak; “haydi acele et, tepren/kımılda!” emir kipinde söylenen sözlere bakıldığında bir hareketliliğin arzulandığı murat edilir.
Hareketlilik anlamında teprenme kelimesiyle eş anlamlı olan deprem TDK Sözlük’te şöyle tarif edilir; “Yer kabuğunun derin katmanlarının kırılıp yer değiştirmesi veya yanardağların püskürme durumuna geçmesi yüzünden oluşan sarsıntı, yer sarsıntısı, hareket, zelzele” (1)

Biz, depremle ilgili olarak teknik bilgi ve işin ilahi adalet kısmını –onları işin uzmanına bırakarak- onun görünen haliyle neye mal olduğuna dair cümlelerle yetinelim; “Dünyanın oluşumundan beri, sismik yönden aktif bulunan bölgelerde depremlerin ardışıklı olarak oluştuğu ve sonucundan da milyonlarca insanın ve barınakların yok olduğu bilinmektedir.

Bilindiği gibi yurdumuz dünyanın en etkin deprem kuşaklarından birinin üzerinde bulunmaktadır. Geçmişte yurdumuzda birçok yıkıcı depremler olduğu gibi, gelecekte de sık sık oluşacak depremlerle büyük can ve mal kaybına uğrayacağımız bir gerçektir. Deprem Bölgeleri Haritası’na göre, yurdumuzun %92’sinin deprem bölgeleri içerisinde olduğu, nüfusumuzun %95’inin deprem tehlikesi altında yaşadığı ve ayrıca büyük sanayi merkezlerinin %98’i ve barajlarımızın %93’ünün deprem bölgesinde bulunduğu bilinmektedir. Son 58 yıl içerisinde depremlerden, 58.202 vatandaşımız hayatını kaybetmiş, 122.096 kişi yaralanmış ve yaklaşık olarak 411.465 bina yıkılmış veya ağır hasar görmüştür. Sonuç olarak denilebilir ki, depremlerden her yıl ortalama 1.003 vatandaşımız ölmekte ve 7.094 bina yıkılmaktadır. (2)

Bunlara, 6 Şubat 2023 tarihinde merkezi Kahramanmaraş’ın Pazarcık(7.7) ve Elbistan(7.6) ilçelerinde meydana gelen ve Maraş dahil toplam on bir ilimizle birlikte Kuzey Suriye’de birçok yerleşim bölgesinde de yıkımlara yol açan depremleri de ekleyebiliriz. Ki bu deprem, etki alanı itibarıyla “asrın felaketi” olarak tanımlanmaya başlandı.

Bu depremde, Maraş, Malatya, Hatay, Adana, Osmaniye, Antep, Kilis, Urfa, Adıyaman, Diyarbakır ve Elazığ illeri büyük yara aldı; binlerce ev, iş yeri, kamu binası, ibadet mahalli(cami ve kilise) ya tamamen, ya da kısmen yıkıldı. Kırk bini geçkin insan vefat etti. Binlerce kişi yaralandı. Mucize eseri nice uzun saatler sonrasında sıkıştığı enkazdan sağ, salim kurtulan insanlarda işin cabası…

Deprem öldürmez, çürük binalar öldürür…

Allah© muhafaza derecesi bugüne dek bilinenin, hissedilenin dışında çok mu çok şiddetli bir deprem olduğunda, o şiddete belki –çok sağlam yapıldığı halde- epey bina dayanamayabilir. Ama yine de biz, işi, işin uzmanına bırakarak, zemini bilimsel anlamda iyi etüd edilmiş ve gerektiği kadar sağlam malzeme kullanarak bina inşâ etmeye devam edersek, en azından bugüne dek şiddet derecesi ölçülmüş olan depremleri, örneğin Japonya’da varit olduğu üzere, kolay atlatabiliriz.

Bu, bizim için değişmez bir kural, çalışma ve çaba olsun. Ki, bunun yolu da yerelden ulusala, zemin etüd işinden, çatıya kadar binanın sağlamlığını teyit edileceği süreçte, işi işgüzarlık yapmadan, onu aceleye getirmeden, ranta tevessül etmeden, insanlar için yaşanacak derli, toplu iyi, sağlam konutlar, iş yerleri ve sosyal donatılar yaparken, var olan prösedürü ihlal etmemek, belediye ayağından, kamu denetimine kadar var olan işleri yerli, yerine oturtmak ve yerelden başlamak üzere ulusal mecliste dahil olmak üzere işin, her şeyden önce teknik açıdan temellendirilmesi gerekir.
2 / 3

Bunlara ilave olarak, iktidarda bulunan, ya da iktidar adayı olacak partilerin, bu işi siyaset malzemesi yapmaya tevessül etmeden, ranta ve getireceği oya bakmadan ha bire ileri sürülen, hakkında “olumlu” görüş belirtilen imar affı konusunu bir daha asla gündeme getirmemek, gündemden çıkarmak ve bir daha ne adına olursa olsun” gündemin dışında tutmak gerekir.

Siyasetçi için oy, onu, ondan dolayı destekleyen sektör içinse rant olarak ele alınan bu meşum imar affının, ülkeyi ne hale getirdiği, neye mal olduğu bu süreçten sonra izahtan varestedir.

Tabii ki imar affına mevcut partilerin elemanlarının tümünün(üye, yönetici, oydaş) katıldığı, oybirliği içerisinde olduğu söylenemez, ama genel kanıya ve görünene göre, iş, sade vatandaştan oy devşirmeye geldiğinde popülist davranışlar sergilendiği, gerçekliğin unutulduğu, hakikatin ise tümden görmezden gelindiği unutulmamalıdır.

Kim ne derse desin, bu çokça kullanılan, karşılıklı olarak oya ve ranta tahvil edilen imar affının, bir daha gündeme alınmaması yasal bir zeminde -eğer mümkünse- anayasa maddesi olarak yürürlüğe sokulmalıdır. Yoksa, nice hayatlar kararır, bir oy ve rant uğruna binalar çöker, sosyal yaşantı biter, ekonomi –maazallah- bir daha düzelmez ve tümden yol olup gideriz.

Yine, maazallah bu toptan yok olup gidişte, kurunun yanında yaşında yanacağı misali, rantla, mantla ilişkisi bulunmayan, hatta kendine ait birkaç metre karelik bir evi dahi bulunmayan, ancak bulabildiği, sığındığı bir mahalde yaşamak zorunda kalan insanlarında helak olabileceğini hesaba katıp ona göre karar vermeliyiz.

Kurunun yanında yaşta yanardı, ama kuru daha çok yanardı. hem de, yaşın vebalini yüklenerek. Ki km ister böyle bir durumu!

Tarih boyunca insanlar, kendilerinin barınma ihtiyacına binaen evler, konutlar yapmışlar. Bunlar, büyük oranda, iklim ve coğrafya şartlarına göre değişiklik göstermiştir. Örneğin, İspanya’dan, Roma’ya, oradan da ta İran içlerine kadar- Anadolu, Kuzey Afrika ve Ortadoğu’da dahil-inşa edilen evler taştan, kemerli ve eyvanlı şekillerde inşa edilmiştir.

Bir başka coğrafya parçasında, iklim kuşağında ise daha farklı inşa edilmiştir. Örneğin; Türkistan’da Türk’e özgü çadırlar şeklinde barınma mekânları söz konusu olmuştur. Keza Eskimoların evleri ise türüne özgü bir şekle sahip olmuştur.

Sanayileşmeye koşut olarak, şimdilerde bizler için, bir nevi çağdaş uygarlık seviyesine ulaşmak olarak düşünülen çok katlı binaların(apartman) Avrupa ülkelerinde, köyden kente gelip, sanayide işçi olarak çalışmak zorunda kalan işçi aileleri için, onların bir nevi sığınmalarına yönelik olarak inşa edildiğini, aslında medeniyet seviyesi ile bir alakasının olmadığını bilmemiz gerekir. Ama bizde çok katlı binalar, işin aslına aykırı bir şekilde ve sakil bir mantıkla farklı bir şekilde değerlendirilmektedir.

Bir de içerisinde yaşadığımız bu postmodern dönemde, toplumun çeşitli kesimlerine mensup olup, bir şeylere tutunarak burjuva eğilimi gösteren kesimlerin “ne oldum delisi” kabilinden çok katlı apartmanları da açıp rezidanslara çıkması da ayrı bir konu olarak çeşitli sosyal alanların konusu olarak orta yerde durmaktadır. Buralara kira olarak sayılan paralarla birkaç ailenin aile bazında bir aylık iaşesi çok rahatlıkla sağlanabilir.

Halbuki rezidansı, oluşum ve kullanım açısından elçilerin ve benzeri yüksek devlet görevlilerinin oturmalarına ayrılmış konut olarak düşünmemiz gerekir. Bizde ise, artık tam tersi olup, burjuva eğilimine mensubiyeti ifade etmektedir.

Apartman bir zamanlar Avrupa kültüründe de yoktu, işçi sınıfı için üst üste istif edilen daracık karton kutular misali tasarlandı, ama daha sonra bizim içinse bir medeniyet, yükseliş göstergesi oldu, çıktı.

Rezidans ise, bizleri de beğenmeyen, çeşitli sebeplerle sınıf atladığını düşünen insanlar için bir yükseliş noktası ve barınma mekânı oldu, çıktı.
3 / 3

Bu yapı formu da sonuçta Batılı bir form olup, değerleri açısından da ona aitti. Buna rağmen, Hatay’ın merkez Antakya ilçesinde inşa edilmiş olan ve yaşanan depremde yıkılan rezidansın adı da çok iddialı idi; Rönesans Rezidans!

Rönesans ne, rezidans ne? Rönesans; “Kendine gelme ve eski canlılığını, biçimini yeniden kazanma, daha iyi bir duruma gelime, gelişme olarak tanımlanmaktadır.
Kavram olarak bir canlılığa işaret etmekle birlikte, içerik olarak bize Avrupa’da (Batı)olması gereken gelişmeyi işaret etmektedir. Ama ne garip ki, Rönesans duygusundan yoksun rantçı tayfanın âli menfaati için kullanıla gelmektedir. Kaldı ki bu isimle birçok alan bulunmaktadır.

Aynen bunun gibi, ülkemizde sakil bir şekilde, kebapçısından, fırıncısına kadar birçok esnafın, işin manevi yönünü görmezden gelerek, onu salt turizme kurban ederek, kendi iş yeri ismi olarak “Mevlana” ibaresini kullandığı gibi…

Böyle sakil ve acaip bir durumun acaba dünyada başka bir örneği var mıdır? Merak doğrusu…

Rezidanslar, koca, koca binalar yıkılıp gittikten, insanlar öldükten sonra, istediğin kadar Rönesans ismini kullan, onun içeriğini içselleştirmedikten, ondan ders almadıktan sonra ne anlam ifade eder o isim adı altında reklam yapmak.

İşin ilginç kısmı ise, “yerli ve milli/ulusalcı” birçok kişi yeri geldiğinde Batı’dan gelen, Batı orijinli birçok şeye, olguya karşı olduğunu belirtmeye çalıştığı halde, oradan alınan değerleri tepe, tepe kullanarak iğdiş etmeleri de başlı başına gariplikler içermektedir.

Tabii ki bir de parti ayırımı yapmadan söylemek gerekirse sırf “bizdendir, tanıyorum iyi insandır” yollu ifadelerle, onlarca, yüzlerce insanın ölümüne sebep olunan binalara, onu inşa edenler üzerinden ruhsat verilmesi olayı da bir facia ve üzerine ivedilikle gidilmesi gereken bir konu olarak el atılmayı hak etmektedir.

Bu sakil durumlar sadece, haberlere konu olduğu için söylersek; toprak/arsa sahibi, onun müteahhidi, yapılan binanı sağlam olup olmadığını sorgulamadan satın alan vatandaş, ona ruhsat veren yerel yöneticiler ile hükümet bazında konu ile alakalı şahısların, kurumların, birimlerinde sorumluluğu sorgulanmalıdır. İş sadece, bir, iki müteahhidin tutuklanıp ve olası bir yargılanmayla ört bas edilecekse, yer hareketlerden dolayı oluşan depremlerden farklı ve sonuç açısından çok şiddetli toplumsal, idari depremlerde bizleri beklemektedir.

Bunlara ilave olarak, CBHS’nin vardığı noktaya bakıldığında, olaylar ve olgular tek kişi üzerinden yürümekte, emir verilmeden, emir alınmadan ve var olan bürokratik engeller kaldırılmadan işlerin kendi rayına oturması pek mümkün görünmemektedir.

Bunu, deprem olduğunda, AFAD’ın birçok stk^dan(İHH; AHBAP vb.) saatler sonra deprem bölgelerine intikal etmesinde gördük, gözlemledik.

Bu giriş olsun, konuya, farklı maddeler ışığında, gelecek yazıda devam edelim inşallah.

1) https://sozluk.gov.tr
2)http://www.koeri.boun.edu.tr/sismo/bilgi/depremnedir/index.html

 

Kaynak: Farklın Bakış


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —