Nevzat KAYA

Tarih: 19.01.2026 17:05

Çağın En Radikal İtirazı: Şükür

Facebook Twitter Linked-in

Benim gibi 40'lı yaşlarının ortalarını yaşayanlar iyi bilirler. Çocukluğumuzu düşündüğümde aklımıza ilk gelen şey yokluk değil, yetinme duygusudur. Her şeyimiz yoktu ama olanın kıymetini bilirdik. Çünkü kolay gelmezdi. Şimdi ise tablo tersine dönmüş durumda. İmkân çok, memnuniyet yok. Bolluk var ama şükür yok.

Bugünün gençliğine baktığımda şunu görüyorum: Şikâyet dili, şükür dilinin önüne geçmiş. “Yetmiyor”, “hak etmiyorum”, “daha iyisi olmalı” cümleleri hayatın merkezine yerleşmiş. Oysa İslam, insanı en baştan uyarır:

“Şüphesiz insan çok nankördür.” (Adiyat, 6)

Bu ayet belli bir kuşağı değil, insan tabiatını anlatır. Gerçek olan şudur ki, nankörlüğün en rahat büyüdüğü zemin bolluktur. Bolluk çoğu zaman insanı nimet sahibine değil kendine hayran bıraktırır.

Bugün birçok genç, sahip olduğu şeyleri “lütuf” değil “hak” olarak görüyor. Oysa Kur’an nimetin artışını talebe değil, şükre bağlar:

“Eğer şükrederseniz, elbette size nimetimi artırırım.” (İbrahim, 7)

Dikkat edin; “isterseniz” değil, “şükrederseniz.” Yani sorun imkân azlığı değil, farkındalık eksikliği.

Emek verilmeden elde edilen nimet, kıymet üretmez. Sabır yoksa şükür olmaz. Kanaat yoksa huzur olmaz. İnsan kendini yeterli gördüğünde ise Kur’an’ın ifadesiyle “azar”.

“İnsan, kendini müstağni gördüğünde azgınlaşır.” (Alak, 6–7)

Çok şeye sahip olup hep eksik hissetmenin sebebi de budur. Bereket kaybolmuştur. Bereket gidince, bolluk doyurmaz.

Elbette bu tablonun bütün sorumluluğunu gençlere yüklemek kolay ama adil değil. Onları biz yetiştirdik. Yorulmasınlar diye hayatı onların önünden süpürdük. Düşmeden yürüsünler istedik ama düşmenin insana ne öğrettiğini öğretmedik.

Oysa İslam, insanı emekle olgunlaşan bir varlık olarak görür. Peygamber Efendimiz (sav) boş vakti ve sağlığı nimet olarak sayarken, bu nimetlerin sorumluluk doğurduğunu da ima eder.

Ailelere düşen görev açıktır. Çocuğa her şeyi vermek değil, her şeyin bir bedeli olduğunu göstermek. Şükürü sadece sözle değil, hayatın içinde öğretmek. Nimetin korunmasını değil, nimetin fark edilmesini sağlamak.

Çünkü şükür, dilde kalan bir kelime değil, yaşanan bir ahlaktır. Emekle gelen nimetin şükrü olur. Zahmetsiz gelen nimet ise ya hor görülür ya da israf edilir.

Küresel düzen insana “tüket, daha fazlasını iste, yetinme” diyor. Sonra da mutsuzluğun adını “özgürlük arayışı” koyuyor. Oysa bu bir özgürlük değil, rafine bir esarettir. Şükürsüzlük, sisteme en çok yarayan duygudur. Çünkü şükretmeyen insan hep ister, hep borçlanır, hep eksik hisseder. Gerçek olan daha çok şeye sahip olmak değil, sahip olduklarının seni yönetmesine izin vermemektir. Şükür, bu yüzden bu çağın en radikal itirazıdır.

Şükür, bir hayat disiplinidir, bir ahlak meselesidir. Bugün ise neredeyse aşağılayıcı bir kelimeye dönüştürüldü. Şükret dediğinde, “yetinmeye zorlanıyorum” sanılıyor. Oysa şükür, razı olmak değil; değer bilmektir.

Şükür, pasiflik değildir. Şükür, tembellik hiç değildir. Şükür, çalışırken nereye bastığını bilmektir. Mücadele ederken kibirlenmemektir. Kaybedince isyan etmemektir. Kazanınca “ben yaptım” dememektir.

Şükür, azla yetinmek değil, emaneti fark etmektir. Ve emaneti fark eden insan ne bu kadar savrulur ne de bu kadar nankörleşir.

Sosyal medyada görülen hayatlar, filtrelenmiş başarı hikayeleri, sahte mutluluklar… Hepsi bir karşılaştırma kültürü üretiyor. Karşılaştıran insan şükredemez. Şükredemeyen insan da tatmin olamaz.

Tüketim odaklı benlik algısı insanı sahip olduklarıyla tanımlıyor. Telefonun modeli, tatilin yeri, kahvenin markası… Bunlar kimlik yerine geçince, yetmeyen her şey öfkeye dönüşüyor. Öfke ise nankörlükle besleniyor.

Bu memlekette gençlik isyan edecekse, yanlış yere isyan ediyor. Ekrana, tüketime, hazza, konfora değil; şükre düşman kesilerek mutlu olunmaz. Çünkü şükürsüzlük insanın fıtratına ait bir tutum değil, piyasanın yetiştirdiği bir itaat biçimidir.

Hesap bilinci olmayanın isyanı da savruktur. Ne yıkar ne kurar, sadece gürültü çıkarır. İnsan, bollukla değil hamd ile doyar. Şükürsüzlük nimeti hemen azaltmaz belki ama bereketi sessizce yok eder.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —