Ömer Naci YILMAZ

Tarih: 26.01.2026 16:26

BU VALİLER NEREDEYDİ?

Facebook Twitter Linked-in

Bir zamanlar “vali” denince zihnimizde tek bir siluet canlanırdı. Resmî, mesafeli, sert bakışlı, kaşları çatık… Selam vermeyen, tebessümü görev tanımına dâhil etmeyen, halkla arasına görünmez duvarlar ören bir devlet adamı profili. Devletin vakarını surat asmakla karıştıran, ciddiyeti insanî sıcaklığın karşısına koyan bir anlayıştı bu. Camiye uğramayan, cenazede görünmeyen, cuma namazında saflarda yer almayan, bayramda halkla kucaklaşmak yerine tatile çıkan bir yönetici tipi. Devlet vardı ama şefkati görünmezdi; otorite vardı ama merhameti hissedilmezdi.

Ellili yaşlarda olanların hafızasında bu tabloyu bozan ender bir isim vardır: Rahmetli Recep Yazıcıoğlu. O, valilik makamının arkasına saklanmadan, o makamı halkın arasına taşıyan bir istisnaydı. Valilik binasından çıkıp yolda yürüyen, karşılaştığı vatandaşa selam veren, köylere giden, yer sofrasında diz kırıp oturan, “Anacığım ayran var mı, getir de bir bardak içeyim” diyebilen bir valiydi. Halkla kurduğu ilişki bir gösteri değil, fıtrî bir yakınlıktı. Devleti soğuk bir bina olmaktan çıkarıp sıcak bir yuva gibi hissettiren bir duruştu onunki. Ne var ki uzun yıllar boyunca bu örnek bir istisna olarak kaldı; çoğunluk eski alışkanlıklarını sürdürdü.

Son yirmi yıldır ise bu tablonun köklü biçimde değiştiğine şahit oluyoruz. Değişen sadece yüzler değil; anlayış, üslup ve gönül dili de değişiyor. Bugün valilerimiz, illerindeki çalışmalarıyla yalnızca resmî bültenlerde değil, sosyal medyada da gündem oluyor. Ama bu gündem, kuru bir tanıtım çabası değil; vatandaşın yüreğine dokunan, samimiyetle kurulan bağların doğal bir yansıması. Bir köy ziyaretinde çamura basan ayakkabılar, bir esnaf dükkânında edilen hâl hatır, bir öğrencinin başını okşayan şefkatli bir el, bir yaşlının duasını alan bir tebessüm… Bunlar planlı bir imajın değil, değişen bir devlet aklının işaretleri.

Bugün genç valilerimiz var; enerjisiyle, dinamizmiyle şehirlerine nefes olan. Kadın valilerimiz var; zarafetiyle, dirayetiyle, merhametiyle görev yaptıkları şehirlerin gönlünde müstesna izler bırakan. Devleti bir korku unsuru değil, bir güven kapısı olarak hissettiren bir yönetim dili hâkim olmaya başladı. Vatandaş, artık valisini yalnızca makam odasında değil; sokakta, okulda, tarlada, hastanede, camide görebiliyor. Bu görünürlük bir şov değil; “ben buradayım” diyen sahici bir sorumluluk duygusunun ifadesi.

Bu yeni anlayışın en güzel örneklerinden biri olarak Afyonkarahisar Valimiz Sayın Doç. Dr. Kübra Güran Yiğitbaşı’nı anmak gerekir. Görev yaptığı şehirde, devletin şefkatli ve merhametli yüzünü vatandaştan esirgemeyen bir duruş sergiliyor. Her daim vatandaşın yanında olduğunu hissettiren, acıda ve sevinçte mesafeyi kaldıran bir yöneticilik anlayışı bu. Bir çocuğun göz hizasına inen, bir annenin derdini dikkatle dinleyen, bir gencin hayaline ciddiyetle kulak veren bir yaklaşım… Bu yaklaşım, devletin büyüklüğünü insana yaklaşarak gösteren bir anlayışın tezahürü.

İşte bu noktada sormak gerekiyor: Bu valiler neredeydi? Aslında sorunun cevabı da sorunun kendisinde gizli. Onlar hep vardı; fakat onları görünür kılan, önlerini açan, bu anlayışı mümkün kılan bir iklim yoktu. Devlet ile millet arasına mesafe koyan alışkanlıklar, bürokratik kalıplar, “makamı koruma” refleksi, insanı geri plana iten bir resmiyet anlayışı hâkimdi. Bugün ise devletin vakarını insanî yakınlıkla birlikte düşünen, otoriteyi merhametle dengeleyen bir bakış öne çıkıyor.

Sosyal medyada gördüğümüz görüntüler, paylaşılan kareler, yapılan ziyaretler; hepsi bu dönüşümün küçük ama anlamlı işaretleri. Bir valinin yağmur altında bir köy yolunda yürürken görüntülenmesi, bir engelli vatandaşın evinde çay içmesi, bir öğrencinin sınav heyecanını paylaşması… Bunlar, “devlet nerede?” sorusuna verilen sessiz ama güçlü cevaplar. Devlet, artık sadece binasında değil; hayatın tam ortasında.

Elbette bu değişim kendiliğinden olmadı. Bu, uzun soluklu bir zihniyet dönüşümünün sonucu. Devletin tepesinden taşraya kadar yayılan, insanı merkeze alan bir yönetim anlayışının ürünü. Makamların millete ait olduğu bilincinin güçlenmesi, yöneticinin kendisini halktan üstün değil, halka hizmetle yükümlü görmesi bu dönüşümün temelini oluşturuyor. Bu anlayışta valilik, korkulan bir kapı değil; çalınabilen, ulaşılabilen bir kapı hâline geliyor.

Bugün valilerimizin camide cemaatle saf tutması, cenazede omuz vermesi, bayramda vatandaşla kucaklaşması kimseyi şaşırtmıyor; aksine beklenen, özlenen bir tablo olarak karşılanıyor. Çünkü millet, yöneticisinde kendinden bir parça görmek ister. Kendisiyle aynı duaya “âmin” diyen, aynı acıya içi yanan, aynı sevince gönülden katılan bir yönetici… İşte o zaman devlet, soğuk bir kavram olmaktan çıkıp yaşayan bir organizmaya dönüşür.

Bu yazı bir övgü yazısı olmanın ötesinde, bir özlemin ifadesidir. Görmek istediğimiz, özlediğimiz yönetim anlayışının altını çizme çabasıdır. Devleti yüceltenin duvarların kalınlığı değil, gönüllerin genişliği olduğunu hatırlatma niyetidir. Bugün görev yapan, halkın arasında olmayı şiar edinen, makamı değil hizmeti önceleyen muhterem valilerimizin varlığı bu özlemi umutla buluşturuyor.

Ve elbette, bu aziz milleti, bu aziz milletin evlatları olan muhterem valilerimizle buluşturan; insanı merkeze alan bu yönetim ikliminin oluşmasına vesile olan Reis’e de gönülden bir teşekkür borcumuz olduğunu ifade etmek gerekir. Çünkü doğru kadrolarla, doğru anlayışla buluşan bir devlet, milletin yüreğinde karşılık bulur. Bugün gördüğümüz tablo, bunun en açık göstergesidir.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —