Engin GÜLTEKİN

Tarih: 03.03.2026 15:21

BU GİDİŞ NEREYE? BİR TOPLUM'UN AYNASINDA KENDİMİZLE YÜZLEŞMEK.

Facebook Twitter Linked-in

Televizyonu açıyorum;
Bir dizide insanlar birbirine silah doğrultuyor.
Silahlı çatışma. 
Bir başka kanalda aldatma, entrika, ihanet…
Başka bir yerde kan, gözyaşı, intikam…
Kapatıyorum, haberleri açıyorum.
Yine kavga...
Yine cinayet...
Yine “tartışma çıktı, bıçakladı.”
Yine “trafikte yol verme meselesi ölümle bitti.”
"Yan baktı" cinayeti.

Toplum olarak öyle bir hale geldik ki; artık şaşırmıyoruz. Bana göre 
işte en büyük tehlike de burada başlıyor:
Şaşırmamaya başlamak…
Ben artık şaşırmamaya da şaşırmıyorum.

Bir toplum, kötülüğe alıştığı gün çürümeye başlar. Bu toplum artık çürümeye başladı.
Şiddet artık normal bir hal almış. Eskiden bir cinayet haberi günlerce konuşulurdu. Şimdi akşam haberlerinde bir, iki dakika, sonra reklama geçiliyor.

Ölüm, sıradanlaştı. 
Artık ölümden de ibret alınmıyor. Ölü evi düğün bayram...

Şiddet, olağanlaştı. İhanet, hikâyeleştirildi. Dizilerde mafya “kahraman”, zorba “karizmatik”, aldatan ise “özgür ruhlu” biri olarak sunuluyor.

Çocuklarımız, gençlerimiz bu sahnelerle büyüyor.
Sonra da şaşırıyoruz: “Neden bu kadar öfkeliler?” “Neden bu kadar tahammülsüzler?” “Neden hemen şiddete başvuruyorlar?”
Çünkü biz onlara sabrı değil, öfkeyi izlettik.
Merhameti değil, gücü öğrettik. Maneviyata değil, maddi olana meyl ettirdik.

Ekranlar bir ahlak okulu oldu… Ama yanlış bir okul. Doğruyu, hakikati değil, yanlışı batıl olanı öğretiyor.

Artık çocukları sokak değil, ekranlar büyütüyor.
Ama bu ekranlar ne öğretiyor?
Sadakati mi? Hayır.
Fedakârlığı mı? Hayır.
Emeği mi? Hayır.
Entrika öğretiyor.
Hile öğretiyor.
Aldatma öğretiyor.
Güçlü olanın haklı olduğu fikrini öğretiyor.

Bir çocuk, her akşam kavga izlerse ne öğrenir?
Bir genç, sürekli ihanet görürse neye inanır?
Sonra “ahlak neden bozuldu?” diye soruyoruz.
Asıl sorulması gereken soru şu olmalı: Biz ahlakı nerede öğrettik?
Sokaklar neden bu kadar öfkeli?

Bugün trafikte insanlar birbirini öldürüyor.
Markette tartışma silahlı kavgaya dönüyor.
Komşular birbirlerine düşman oluyor.
Herkes gergin.
Herkes sinirli.
Herkes patlamaya hazır pimi çekilmemiş bir bomba. Ramazanın gelmesi bile bu manzarayı değiştirmiyor.

Çünkü bu toplum, içini boşaltmayı öğrenmedi.
Konuşmayı değil, bağırmayı öğrendi.
Anlaşmayı değil, bastırmayı öğrendi.

Kur’ân’ın “öfkesini yutanlar” diye övdüğü insan tipi, bizim toplum da zayıf insan sayılıyor.
Mütevazı insan aptal zannediliyor. Kötülükten uzak duran korkak insan görülüyor.

Oysa gerçek güç, insanın kendini tutabilmesidir.
Kur’ân’ın sorduğu büyük soru şudur: “Düşünmeyecek misiniz?”
Kur’ân defalarca sorar:
“Hâlâ akletmeyecek misiniz?”
“Hâlâ düşünmeyecek misiniz?”
“Bu gidiş nereye?” der.

Ama bizler bu soruyu kendimize sormaktan kaçıyoruz.
Çünkü cevap acı.
Yanlış yoldayız.
Ahlakta, ailede, eğitimde, medyada, ilişkilerde savruluyoruz.

Suçu hep başkasına atarak, suçtan kurtulmaya çalışıyoruz.
Medya suçlu diyoruz.
Sistem suçlu diyoruz.
Zaman kötü diyoruz.
Peki biz?
Evde telefonla meşgul olup çocuğuyla konuşmayan anne-baba?
Sadece müfredatı yetiştirip gönle dokunmayan öğretmen?
Yanlışa susan, haksızlığa alışan birey?

Kur’ân çok net soruyor:
“Yapmadığınız şeyi niçin söylüyorsunuz?”
Ahlaktan söz edip ahlaksızlığa göz yuman bir toplum olduk.

Bir ülke dışarıdan işgal edilmeden de çöker.
Aile yıkılırsa çöker.
Vicdan susarsa çöker.
Adalet zayıflarsa çöker.
Bugün en büyük krizimiz ekonomi değil.
En büyük krizimiz ahlaktır.
Ahlak krizi yaşıyoruz.(Ahlaksız bir toplum olduk)
Para bulunur.
Teknoloji alınır.
Binalar yapılır.
Ama bozulan kişiliğin tekrar düzelmesi zordur. Kaybolan vicdan kolay geri gelmez.

Peki buna rağmen hala umut var mı?
Evet var.

Çünkü Kur’ân diyor ki:
“Bir toplum kendini değiştirmedikçe Allah onu değiştirmez.”

Yani kurtuluş başkasında değil, bizde. Biz kendimizi değiştirerek toplumu değiştire biliriz.

Her birimiz şuradan başlamalıyız:
Evimizden.
Dilimizden.
Ekran tercihimizden.
Tavrımızdan...

Çocuğa güzel örnek olmadan vaaz vermek boşunadır.
Ahlak yaşamadan ahlak anlatılmaz.
Son sözüm şudur;
Aynaya bakma cesaretini göstermeliyiz.
Bu yazıyı önce kendim için yazmadım. 
Sonra hepimiz için yazdım.
Çünkü bu aynada gördüğümüz şey başkaları değil, biziz.
Eğer bu gidiş devam ederse, daha çok öfke, daha çok yalnızlık, daha çok şiddet göreceğiz.
Ama durur... Düşünürsek… 
Dönersek…
Değiştirirsek...
Dönüştürürsek...
Değer üretirsek...
Birleştirirsek...
Bu toplum yeniden ayağa kalkar.
Çünkü hâlâ iyi insanlar bu toplumun içinde var. Toplumu değiştirme ve dönüştürmeye çalışan...
Hâlâ vicdan var.
Hâlâ umut var.
Yeter ki kaybettiğimiz değerleri yeniden hatırlayalım.

Selam ve dua ile...

Engin GÜLTEKİN
Eğitimci-Yazar-Sosyolog


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —