Menü Haber Duruş Sizin De Bir Duruşunuz Olsun
Prof. Dr. Bilal SAMBUR

Prof. Dr. Bilal SAMBUR

Tarih: 23.06.2019 16:00

Birarada Yaşamak veya Birlikte Yok Olmak: Tenakürden Tearufe Dönmek Mümkün mü

Facebook Twitter Linked-in

Türkiye ve Müslüman coğrafyasının belki en dikkat çeken özelliği savaş, çatışma, iktidar kavgaları, işgaller, otoriter ve totaliter rejimleri ve şiddet dolu yapılara sahip olmasıdır. Yaşanan bu derin sorunları ve krizleri, dış güçlerin veya emperyalist odakların oyunu olarak sunmak, anlamak, anlatmak veya dayatmak mümkün değildir.

Coğrafyamızda yaşadığımız bu sorunların temelini ve merkezini dış odaklı olarak anlamaktan vazgeçmemiz gerekmektedir. Coğrafyamızın harap, bitap, yanmış ve yıkılmış olmasının temelinde ve merkezinde   olan faktörleri, aktörleri ve tecrübeyi anlamak için iç odak merkezli bir yaklaşıma ihtiyaç vardır. Net olarak ifade edecek olursak Irak´ın, Suriye´nin, Afganistan´ın, Pakistan´ın, Mısır´ın, Filistin´in ve coğrafyamızın diğer parçalarında yaşanan sorunların kaynağında iç odaklar bulunmaktadır. İç odak anlayışıyla kendi içimize dönmemiz, kendimizi sorgulamamız, kendimizle hesaplaşmamız ve niye hep aynı ölümcül hataları yapıyoruz sorusunu sahici bir şekilde sormamız gerekmektedir

Bin dört yüz yıldır coğrafyamızda iktidarın kim olacağına dair sert ve yıkıcı bir mücadele verilmektedir. Saray entrikaları, Osmanlı´da bitmeyen oyunlar, devletin tunç elinin inmek üzere hep yukarıda oluşu, aşiretler ve kabileler arası çatışmalar, sonu gelmeyen kan davaları, mezhep kavgaları, menfaat, nüfuz ve servet biriktirmek için kurulan ve kulanılan partizan ve militan yapılar, aslında coğrafyamızda riyasetin, yani iktidarın kim olacağı ile ilgili yapılan kavgalar, mücadelenin odak noktasının tek konu olduğunu göstermektedir.

Müslüman halklar, iktidar mücadelesinden bıkmış olmalarına rağmen, iç odaklar iktidar mücadelesini yeniden yıkıcı bir şekilde üretmekten hiç bıkmamışlardır. Sürekli sistematik bir şekilde yalana dayalı olarak yapılan iktidar ve ekonomik çıkar mücadelesinin en yıkıcı sonucu, coğrafyamızda insani farklılıkların barış içerisinde yaşama imkânlarını ve yollarını ortadan kaldırmış olmasıdır. Coğrafyamızın en önemli sorunu, insani farklılıkların korunarak birlikte olmanın yaşanılamaz hale gelmiş olmasıdır. İnsanî farklılıklar ileri sürülerek çatışma ve şiddetin tek yol olduğunun iç odaklar tarafından dayatılması, kriz, şiddet ve savaş durumuna mahkum ve bağımlı hale getirilmemiz   bize öğretilmiş çaresizlik olarak empoze edilmektedir.

Birarada   barış içinde nasıl yaşayacağımız sorusu üzerinde derinlikli, geniş ve nitelikli bir şekilde düşünmemiz ve kendimizi değiştirme cesaretini göstermemiz gerekmektedir. Allah, tabiatı doğal çeşitlilik içinde yarattığı gibi, insanlığı da insani çeşitlilik içinde yaratmıştır. Doğal ve insani çeşitlilik, Allah´ın sünnetullahıdır. İnsanoğlunu bir erkekle dişiden yaratan Allah, insanların birbiriyle tanışması, iletişim ve ilişki kurması, etkileşimde bulunması için insanlığı kavimlere ve kabileler halinde meydana getirmiştir (Hucurat, 13).

Allah, insanlıkta homojenliğin değil çoğulcululuğun korunmasını istemektedir. Yaratılş kanununa aykırı bir şekilde insani çeşitliliği ortadan kaldıran her türlü hegemonya ve iktidar mücadelesi, cahili bir sapkınlık, çürüme ve yozlaşmışlıktır.

Birarada yaşamak için diğer insanları kontrol etme ve onlara hükmetme sapkınlığından kendimizi arınıdırmaya ihtiyaç vardır. Kendi nefislerini kontrol etmek ve arındırmak için hiç bir çaba sarf etmeyen cahiliye artıkları, din, ideoloji, milliyet, kimlik, parti, dava ve misyon gibi   maskelerin arkasına sığınarak insanları kontrol etmeye ve hükümran olmaya çalışmaktadırlar. Birarada yaşamanın yolu, başkalarını kontrol ve yönlendirmekten değil, kendmizi kontrol etmekten ve olgunlaştırmaktan geçmektedir. Başka bir ifadeyle dış odaklı kontrol sapkınlığından iç odaklı kontrol olgunluğuna doğru yeni bir paradigma değişimiyle fabrika ayarlarımızı yeniden oluşturmamız gerekmektedir.

Allah yanında en değerli insan olmanın ölçüsünün takva olduğu gerçeği unutulmuştur. Allah yanında değerli olmak için adalet, akıl ve ahlak sahibi müminler olmak yerine servete, şehvete ve hâkimiyete sahip insanlar olmak için birbirimizle savaş halindeyiz. Allah´ın adil, akıllı ve ahlaklı kulları olmak yerine insanların üstünde muktedir olmak için servet, şehvet ve hâkimiyet imkânlarına sahip olan azgın   ve muhteris bir muktedir azınlığın parçası olmak tercih edilmektedir. Suriye´yi, Irak´ı, Afganistan´ı, Pakistan´ı faciaya götüren temel neden, azgın iktidar azınlıklarının servet, şehvet ve hâkimiyet alanlarında gaspettikleri imtiyazlarından vazgeçmemeleridir. Azmış iktidar azınlıklarının toplumları din, dava, milliyet, kabile, ırk, kültür, tarih ve cinsiyet adına parçalaması, dinin, devletin, medeniyetin, ubudiyyetin ve uhuvvetin birden ortadan kalkmasına yol açmaktadır.

Birarada yaşayabilmek, birlikte varolmak anlamına gelmektedir. Birlikte varolmamız için gerekli olan birlikte yaşamanın yolu Allah´ın bizim için sünnnetullah olarak koyduğu tearuf kanunundan geçmektedir. Tearuf, insanın insan üzerinde derinliğine sahici bir şekilde tefekkür etmesi ve insanın diğer bir insanın hakikatini anlamak için çaba ve cehd göstermesi anlamına gelmektedir. Kötülüklerin ve şerrin kaynağı, insanın insanı anlamak için cehd ve çaba göstermekten vazgeçmesidir. Tearuf ortadan kalkınca onun yerine tenakur  geçmektedir. Tenakur, insan olarak birbirimizi yadırgamamız, inkâr etmemiz, küçümsememiz, ötekileştirmemiz, öcüleştirmemiz, şeytanlaştırmamız ve şerleştirmemiz demektir. Birbirini inkâr eden, ötekini değersiz ve gereksiz nesneler düzeyine indirgeyen   tenakür şeklindeki cahiliye zihniyeti, aklı, adaleti ve ahlakı bütünüyle yok etmektedir.

Tenakürün aklı, adaleti ve ahlakı ortadan kadırması sonucu ortaya milliyetçilik, partizanlık, kabilecilik, tarihperestlik ve önderperestlik gibi cahili sapkınlıklar ortaya çıkmaktadır. Rahmet Peygamberi, insanlığı tenakür sapkınlığına düşmemesi için şu şekilde uyarmaktadır: "Ey insanlar! Rabbiniz birdir, babanız da birdir. Hepiniz Adem´in çocuklarısınız. Adem ise topraktandır. Arabın Arap olmayana, Arap olmayanın Arap üzerine üstünlüğü olmadığı gibi, kırmızı tenlinin de siyah üzerine, siyahın beyaz üzerine bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvada, Allah´tan korkmaktadır. Allah yanında en kıymetli olanınız, ondan en çok korkanınızdır." 

Tenakür sapkınlığının bütün kötülüklerin kaynağı olduğunun farkında olan Selahaddin Eyyubi, vefatından önce   oğluna tenakürü değil tearufü takip etmesi gerektiğini söylemektedir: ?Oğlum, sana her iyiliğin kaynağı olan Allah korkusu ile doğru yoldan ayrılmamayı vasiyet ederim. Allah buyruklarını yerine getirmekte kusur etme ki kurtuluş ondadır. Kanı gözyaşı bil. Kimsenin kanıyla eteklerini kirletme. Çünkü kan hiçbir zaman uyumaz. Halkının güvenliği ve mutluluğu için daima gözün açık bulunsun. Durumlarını araştırmaya çalış ki bütün halk Allah´ın emanetidir??

Allah, insanın insan üzerinde tefekkür etmemek suretiyle akılsızlaşmasını, ahlaksızlaşmasını ve zalimleşmesini istememektedir. Tenakür yoluyla en korkunç hileleri, komploları, oyunları ve desiseleri birbirimize tezgâhladığımız için birbirimizle çatışmakta ve birlikte birbirimizin yokoluşunu hazırlamaktayız.

Servet, şehvet ve hâkimiyet araçlarının genişlemesi,insanın delirmesine ve azgınlaşmasına yol açmaktadır.Servet, şehvet ve hâkimiyet üzerine inşa edilen  hayat tarzı, ümmeti ve insanlığı bütün olarak felakete götürmektedir.Tenakür,  maddi  ve manevi alanda  dine, ahlaka, bilime, sanata, iktisata, edebiata, maneviyata, akla, felsefeye, ticarete ve siyasete dair her şeyin yağmalanması ve  yıkılmasına yol açmaktadır.Servet, şehvet ve hâkimiyetten çıldıran yığınların sahte yeme-içme ritüellerini, yüzeysel ve köksüz sanat şovlarını, göstermelik romantizmlerini, gerçeklikten uzak sosyalliklerini görüyoruz.

Servetin, şehvetin ve hâkimiyetin çıldırttığı ve azdırdığı gruplar ve yapılar, dinin, felsefenin, ahlakın, hukukun ve  bilimin  içinde bulunulan  cahili tenakür durumuna ait  ne dediğini hiçbir şekilde dinlememektedirler.Hayatı ve insanı felsefeyle, sanatla, edebiyatla, maneviyatla, hukukla ve ahlakla anlamaya yer olmadığına  inanarak sapkınlaşan ve körleşen yığınlar ve muhteris muktedirler, bulundukları her yeri mevzi haline getirıp  en yakınındaki insana saldırabilmekte ve yok edebilmektedir. İçinde bulunduğumuz azgın tenakür durumundan çıkabilmek ve yeniden var varolabilmek için tearüf    yolunu yeniden keşfetmeye ihtiyacımız vardır.

 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —