Mehmet ŞEREFOĞLU

Tarih: 07.02.2026 14:06

Bir ziyaret üzerine duygularımı paylaşıyorum

Facebook Twitter Linked-in

Kıymetli hocam/dostum Psikolog Dr Hüseyin Şahin ve emekli eğitimci Abdullah Zengin hocam hasta yatağımda ziyarete gelip uzun bir muhabbetten sonra aşağıya aldığım metni İstanbul'da ikamet eden aynı dönemin İnönü Üniversitesi mezunları grubunda paylaşınca bir konuda duygularımı paylaşmak istedim.

Maalesef artık misafirlerimi yatak odasında mecburen misafir ediyorum çünkü oturma imkanım yok gibi. Yoksa beş dakika oturunca yatağa hızlıca ulaşıp solunum normale dönene kadar uzanmak zorundayım. Bazen yemek yemeye çalıştığımda da en az iki veya üç defa yatağa geçip bu işlemi yapmak zorunda kalıyorum ki artık yemekleri yatağımda almaya başladım.

İnsan gerçekte; etrafı kalabalık, ekonomik durumu idare eden, sosyal çevresi geniş, bürokrasi ve siyasette hatırı sayılır bir çevresi olan, düşünce dünyasında ve yazarlar çevresinde muhabbet edip selamlaştığı kıymetli dostlara sahip, sivil toplum kuruluşları içinde tanışıklığı ortalamanın üzerinde ise, emek verdiği ve çok iyi dostluklar kurduğu çalışma hayatında halen yurtiçinde ve yurtdışında ilişkileri devam ediyorsa, en önemlisi aile ve akraba çevresi değerli bir ilgi ve sıcaklığa sahip insanların içindeyse bu insan yalnız olabilir mi?

Aslında on dört yıl önce başlayan sağlık sorunları son iki ayda hızlıca gelişip 47 kg vücut ağırlığı ile neredeyse yatağa bağımlı hale gelme durumu yukarıda sayılanlara rağmen tek başına olmanın duygusunu yaşatıyor. 

Tabi her ne kadar bu yazıyı kaleme alırken, duygusal bir profilden değil, karşılaşılması mukadderat olan büyük bir günü o an yaşamaya başlayıp, acaba nasıl bir son ile muhatap olacağı endişe ve heyecanını bütün iliklerine kadar hisseden bir gerçekliğe vurgu yapma çabası içinde olunsa da belki de duygusal yönü vardır.

Kıymetli psikolog Dr. Hüseyin Şahin hocamın da ısrarla altını çizdiği geçmişe dair korkular ve geleceğe dair kaygılar psikolojinin temel yaklaşımı, Kur'an-ı Kerim şu iki ayette, Fussilet 30 ve Ahkâf 13 geçmişin korkularını ve geleceğin üzüntülerini aşabilmek için meleklerin indirilip muhatabına müjdeler sunar. Denilerek bir anlamda altı çizilir. Peki bu kadar kolay mıdır? Ya da inançta bir seviyeye gelme meselesi midir?

Son iki ayda en az on profesör ve doçent ve bir o kadar uzman hekim ile görüşüp muayene olma ayrıcalığı bu tek başına olma duygusunu ortadan kaldırmıyor. Çünkü artık solunum yetmezliği hissiyle iştahsızlık ve ön metre adım atmanın sonucunda derhal yatağa uzanıp solunumun normale dönmesi için beş dakika derin nefesler almak ihtiyacını yaşıyorsunuz. 

Dört defa Çam ve Sakura Hastanesi (ki normal muayene yanında göğüs hastalıkları lokal anestezi ile ameliyathanede boğaz ve akciğere kamera ile inceleme yapıldı. Yine KBB benzer bir işlemi yaptı.) Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesinde yarım gün ihtiyaç duyulan çekimlerin yapıldığı bir muayene oldu.

Ambulans ile Karayolları Eğitim ve Araştırma Hastanesinde yine ilgili çekimlerin yapıldığı ve birkaç branştaki hocaların muayene ettiği bir gün geçirildi. 

Bezmialem ki on civarında ameliyat olduğum, defalarca yoğun bakım ve serviste yatış yaptığım, yüzün üzerinde radyoterapi aldığım hastaneye muayene için göğüs hastalıkları, kardiyolojiye birden fazla muayenenin yanında ayrıca acilde yarım mesai geçirildi. (ki acil için sorumlu hekimi tanımama rağmen, göğüs hastalıkları profesörü, yoğun bakım ve anastezi profesörü ve başhekim radyoterapi anabilim dalı başkanı profesör kendisini benim talebim olmaksızın arayıp sağlığım ile ilgili görüşmeler yaptılar. Öyle olunca yine bir kaç branş hekimi ile gözlem altında o yarım mesai geçirildi)

Zeytinburnu Yedikule Göğüs Hastalıkları Hastanesine yatmak niyetiyle gidildiğinde artık tekerlekli sandalye kullanım ihtiyacı başlamıştı.

Hastaneye gidilirken artık araçta oturup yarım saat yolculuk işkenceye döndüğü için ya yolda mola verilip bir rahatlama ya da şu an yapmak zorunda kaldığımız aracın arkasında iki yastık ile yarı uzanma pozisyonu dışında yolculuk imkansız hale geliyor ve süreç gün be gün ağırlaşıyor.

Bu uzun bilgilendirmeden sonra asıl konumuz olan ne kadar yalnız değiliz meselesine döndüğümüzde anladığım şu, aile, dostlar ve sağlık ekibi ne kadar pervane gibi muhteşem çaba gösterdiklerde sanki yaradan kendisinden başka kimsenin olmadığını ilgiliye göstermek istiyor. Sanki yüce yaradan sadece ben varım diyor ve ilgili de aslında yalnız olduğunu, yalnız dünyasını değiştireceği ve hesap ile tek başına olduğunu iliklerine kadar hissediyor. Ta ki indirilen meleklerin müjdeleri ile karşılaşacağı ana kadar. Orada da acaba bu sahne ile yüz yüze gelecek miyim kaygı ve endişesi tabi devam edecek. 

Arapça meşhur bir slogan var; - Ya Allah menne ğayrek Ya Allah Haykırıyorum: "Ey Allahım senden başka yardımcımız yok."

Ayrıca bu konumdaki kişinin yakınları ve dostları için hayat devam ediyor, herkesin yarına dair bir beklenti ve hayalleri var.

Mevlana Şeb-i Arus ya da Vuslat Gecesi (düğün gecesi) diyor. Tabi meseleyi aşanlar için durum bu.

Hüseyin Şahin hoca;

"Cümleten hayırlı akşamlar sevgili dostlar. Kıymetli kardeşimiz, kadim dostumuz sevgili Mehmet  Şerefoğlu'un yıllardır yaşamakta olduğu sağlık sorunları, yaşadığı onca ağır imtihanlar ve bütün bunlar karşısında gösterdiği sabır, tevekkül hepimizin malumudur. Yaşadıklarına rağmen yaşama tutunma azmi, ortaya koyduğu duygusal direnç ve dayanıklılık da yine hepimizin malumudur. Ne yazık ki sağlık sorunları bu günlerde  yine nüksetmiştir ve buna da bugün bizzat şahit oldum. Çünkü kendisini bugün kıymetli bir dostla birlikte evinde hasta yatağında ziyaret ettik.

 Samimiyetle ifade etmeliyim ki yaşadığı acı ve zorluklara rağmen onu yine sebatlı, Rabbimize teslimiyetli, ve dirayetli ve dirençli buldum. Benim nazarıma göre onun içinde öyle bir öz, öyle bir şahsiyet var ki samimi, içten, ilkeli, tutarlı, doğal ve de tam anlamıyla organik. En kalbi duygularımla ifade etmek isterim ki şahsen ben işte bu özel ve güzel insanla tanış, kardeş, arkadaş ve dost olduğum için bahtiyarım, mutluyum.Ve ben tam da böyle bir Mehmet Şerefoğlu’nu Allah için seviyorum. Bu paylaşımımın gayesi ise, Rabbimizin dualarımıza icabet ettiğine ve edeceğine olan inancımızın bir gereği olarak kardeşimize her birimizin dualarımızda her zamankinden daha çok yer vermemizi hatırlatmaktır. Hastalığının bazı emarelerinin tekrar depreşmiş olduğu bu günlerde de farkında ve yanında olduğumuzu, onun gündemimizde ve yine dualarımızda olduğunu hissettirmektir. Bu bağlamda aynı şekilde yalnız ve kimsesiz olmadığını, onu unutmadığımızı ve de unutulmayacağımızı da hissettirmektir. Sürç-i lisan ettim ise affola.  Hepinizi Allah için seviyorum. Selam ve muhabbetle…"


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —