İsmail Hakkı Güleç

Tarih: 26.08.2023 16:22

ARAÇSALLAŞTIRMA KÜLTÜRÜ

Facebook Twitter Linked-in

 

 

        İnsan; yapı itibariyle çok karmaşık ve çok yönlü bir varlıktır... 

        Çoğu zaman varmak istediği hedefine, bir aracı ve merdiven niteliğindeki bir şeyleri kullanıp, araçsallaştırmak insanın en çok başvurduğu yöntemlerden birisidir...

       Bunu yaparken de, sürekli farklı kılık, kişilik, kisve, kimlik ve maskelere bürünür... 

       Hiçbir zaman, kendisi gibi olmama, olduğu gibi görünmeme ya da niyetini açığa vurmama çaba ve gayret içindedir... 

       Bu tür insanların, tek bir amacı vardır. Yeter ki istedikleri olsun, arzuladıkları ve hedefledikleri şey yerine gelsin...

        Bu tiplerin, araçsallaştırmadıkları hemen hemen hiçbir şey yoktur... 

        Bunların, sabit bir duygu, duruş, düşünce, fikir, inanç, ilke ve de kıbleleri yoktur... 

       Mesele menfaat ise, bunlar en kutsal olarak bilinen şeyleri bile, en ucuz şeylere değişmekten ve bunları da en basit çıkar ve menfaatlerine alet edip, araçsallaştırmaktan geri durmazlar... 

       Bu tip insanlar hasbi, harbi, samimi, doğal, derdi ve davası olan insanlar değillerdir... 

        Bunlar hesabi, çıkar, menfaat ve getirisi olan her şeyi ilahlaştırıp, rableştirmiş ve çıkar ve menfaatini temel gaye edinmiş basit ve bayağı insanlardır... 

        Bu tip insanlar konuştukları zaman, konuşmaları diğer insanların hoşuna gider... Görünüşleri bir meleği andırır adeta...! Çok sempatik görünürler... İnanmış bir görüntü verirler...! Ama bunların hepsi, kendi basit, fasit, küçük dünyalarının, örmek istedikleri örümcek ağlarının ve varmak istedikleri hedeflerinin gerçekleşmesi için, takınmış oldukları sahte obje ve de gizlemiş oldukları basit ve bayağı kişiliklerini gizleyen birer maskedir... 

        Bunlar, hiçbir zaman taşın altına elini koymak, bedel ödemek, saha ve sahnede bulunmak, zor ve sıkıntılı görevler almak, alın teri dökmek, zor günlerde, zor zamanlarda mücadele etmek taraftarı asla değillerdir...

        Bunlar emeksiz, bedelsiz, çilesiz, mücadelesiz ya da zafer kazanıldıktan, ganimet elde edildikten sonra, hazıra konan leşgiller gibi sofraya konup, sofradan da en büyük payı alma istidadında olan kurnaz, kalitesiz, karakter ve ahlak yoksunu çıkar ve menfaatini her şeyin üstünde tutan insanlardır... 

       Araçsallaştırma işini, en çok da "siyaset ile iştigal edenler, din adamları ve de ticaret erbabı insanlar yaparlar...

       Çünkü, siyasetle iştigal eden insanlar, istedikleri hedefe ulaşabilmek, merdivenleri daha hızlı çıkabilmek, inanç, duygu, kelime ve kavramları içinde yaşamış olduğu toplumu kandırıp, aldatabilmek için, her şeyi feda edip, arasallaştırmaktan geri durmazlar...

        Bunlar için, tek bir gaye ve hedef vardır... 

        O da; varmak istedikleri hedef, kazanmak ve ulaşmak istedikleri menfaat, çıkar, makam ve mevkileridir... 

       Bu tip insanlar, özellikle dini duygu, kelime ve kavramları, motif, simge ve ayetleri sürekli kullanmaktan, bu tür dini ortamlarda bulunmaktan ve bu tür yaldızlı, cafcaflı, parlak ve sloganik sözler söylemekten geri durmazlar... 

       Yeter ki; insanlar bunları övsün, görsün, sevsin, alkışlasın ve desteklesin... Bunların tek hedefi budur...

       Ayrıca siyasiler vatan, millet, devlet, bayrak, milli beka ve milli şuur gibi, toplumun hassas olduğu konuları araçsallaştırıp, kullanmaktan da asla geri durmazlar... 

       Normalde, çıkar ve menfaatlerinin sözkonusu olmadığı durum ve zamanlarda, bu insanlar din, iman işleriyle hiçbir ilgi ve alakaları, sevgi ve sempatileri, kaygı ve endişeleri olmadığı halde, iş menfaat ve çıkara geldiği ve de bu alanda sahaya indikleri zaman, hemen bu tür kavramları çok kullandıklarını, bu tür ortamlara girdiklerini ve buralarda pozlar verdiklerini görürsünüz... 

       Bu tip, araçsallaştırma kültürü üzerine yetişmiş olan insan ve toplumlar nitelik, kalite, karakter, ilke, değer, inanç, prensip ve sabiteleri olmayan, ucuz ve basit insanlardır... 

       Çoğu toplumlar ise; bu tür algı operasyonlarına ve araçsallaştırma hamlelerine inanmakta, aldanmakta ve bunlara kolayca tav alabilmektedirler...

        Bunlardan daha tehlikesi ise, kendilerine din adamı.! hacı.! hoca.! şeyh.! evliya.! gavs.! kutup.! denilen ve dini bir tedrisat'tan geçmiş ve bu dini bilen.! bu uğurda biraz mürekkep yalamış olan, bizim mahalleden.! insanların yapmış olduğu araçsallaştırma ve algı operasyonları, göstergeleri, görüntüleri, siyasilerden çok daha kalıcı, yaygın, yıkıcı, etkin, etkili, inandırıcı, ikna edici, zedeleyici ve zarar verici bir durumdadır... 

       Bu tip insanlar, gerek kılık kıyafetleri ve dış görünüşleri itibarıyla, gerekse de kullanmış oldukları kelime ve kavramlar ya da okumuş oldukları Kur'an metinleri, ayet ve hadisler, daha ziyade ki, muharref dinlerden bize geçmiş olan, menkıbe ve hikayeler ya da kutsallaştırdıkları insanların keşf, keramet, rüya ve menkıbeleri bunların temel malzemeleridir... 

        Bunlar, sürekli bu dini mıncıklayıp, sulandırıp, iğdiş etmekten ve bu dini kendi aşağılık emelleri doğrultusunda yorumlayarak tahrif, tahrip, tevil ve tefsir etmekten de asla geri durmazlar...

       Cahil kitleler, bu insanların gerek görüntü, şekil ve suretleri itibariyle, gerekse de düzgün, akıcı ve etkileyici konuşmalarına inanmakta ve bunların perde arkasındaki artniyet, hain plan, Program ve de desiselerini bir türlü anlayıp, görememektedirler... 

         Bu cahil, ama iyi niyetli kitleler, o alim, hoca, abi, üstad, gavs, kutup, evliya denen kişi ve bunların oluşturmuş oldukları gruplara her şeylerini feda edebilmektedirler... 

       Yakın tarihte, bizzat tanık olduğumuz, bu toplumun tüm maddi, manevi, tarihsel, akli, zihinsel, psikolojik, insani her şeyini araçsallaştırıp, kendine devşiren, sömüren, dini duygu ve düşünceleride sonuna kadar kullanarak ve toplumumuzun iyi niyetini de kullanarak holdingleşen, büyük bir sermaye gücüne erişen ve de dış mihraklı emperyalistlerle iç içe, kol kola bu topraklara, bu vatana bu dine ihanet eden, "fetö hareketi" bunlardan bir tanesidir... 

        Bu hareket ki (kendileri hizmet hareketi diyorlar) kime ve kimlere hizmet ettiği belli olan, ama bu millete, dine, memlekete ve bu coğrafyanın insanlarına hizmet etmediği ve de ihanet ettiği apaçık ortada olan, bu ihanet şebekesi keşif, keramet, rüya, himmet ve ilham gibi aslında ilmen, aklen, vicdanen, dinen delil kabul edilemeyecek, edilmesi mümkün olmayan argümanları kullanarak, bu toplumu kandırmış, aldatmış ve de sömürmüştür... 

        Ne yazık ki, binlerce akıllı ve zeki insan.! bir tane cami hocası olan, ne idüğü belirsiz, ağzı iyi laf yapan, salla sümük vaazlar yapan, ilkokul mezunu bir vaize, din adamına.! inanmış ve milyonlarca insan bunun peşinden gitmiş, varını yoğunu buna ve de oluşturmuş olduğu şer şebekesine, örgütüne (FETÖ) gözü kapalı ikram etmişlerdir... 

       Ne hazindir ki, bizim de içinde bulunduğumuz bu toplum, biraz balık hafızalı olduğu içindir ki, her şeye ve herkese çok çabuk inanabilmekte, bu yüzden de her defasında kandırılabilmektedir...

        Yine bu toplum, yaşamış olduğu çok ağır travmaları çok çabuk unutabilmektedir... 

         Yine, öyle bir toplumla karşı karşıyayız ki, akıl, fikir, ilimi, idrak, araştırma, eleştirme, tahkik, tenkit ve tercih kültüründen daha ziyade ki,bunun yerine, birilerine körü körüne bağlanıp, boyun eğme, taklit, inabe, bağlılık, beyat, tabiiyet ve itaat kültürü ile yetişmiş olan fertlerden oluşmaktadır...

        Tarih boyunca, genlerimize bu şekilde girmiş olan bu anlayış, özellikle de mezopotamya ve İslam coğrafyasında gerçekçi, kaliteli, nitelikli, okuyan, araştıran, yeni icatlar peşinde koşan, ileriye doğru hedef ve planları olan, eleştiren, tahkik ve tenkit eden bir akıl ve bakış açısının yerine, daha duygusal, kişilere körü körüne itaat edip, onlara bağlanan, tabi olan, her türlü eleştiri, sorgulama, reddetme, hayır deme özellik, nitelik ve vasıflarından uzak, aklıyla değil, duygularıyla hareket eden,sürü psikolojisini benimsemiş bir coğrafya da ve de ümmet olarakta böyle bir zihinle yetiştiğimizden dolayıdır ki, bizim bu toplumumuzda, din adamları.! dendiği zaman akan sular durulur, bu insanlar perde arkasından araçsallaştırdıkları din ve dini söylemler üzerinden, hedefledikleri, istedikleri ve arzu ettikleri şeylere çok kolayca ulaşabilmektedirler... 

        Çok kısık, zayıf ve cılız sesler, bunları reddetmelerine ve bunların dini, dini terimleri, dini kimlik, simge ve de dini geleneği araçsallaştırdıklarını, gerçek niyetlerinin bu dine ve bu ümmete hizmet olmadığını izah etseler bile, toplumlar bu tür gerçekçi, kur'ani, tevhidi çağrı, uyarı, ikaz, inzar ve hakikat çağrılarına kulaklarını sürekli tıkamaktadırlar...

         Bu din alimi.! kılığındaki kişiler tarafından, hipnotizma edilip, uyuşturulan kitleler, bu gerçeği gereği gibi göremiyor ve de sürekli aynı yerden, aynı üslup ve metotlarla aldatılıyorlar...

         Tarih boyunca, ortaya çıkmış olan tüm siyasi sistem ve rejimler, toplumu daha kolay yönetip, sevk ve idare etme işini, dini kisveye bürünmüş, dini anlattığını ve tebliğ ettiğini iddia eden.! sahte ve samimi olmayan, menfaat ve çıkarını her şeyin üzerinde tutan.! bu tür inanç, düşünce, anlayış, yapı, cemaat, cemiyet ve tarikat yapılanmalarını sürekli olarak desteklemiş, bu kişi, yapı, anlayış, cemiyet, cemaat, örgüt ve tarikatları diri tutmuşlar ve onlar üzerinden, kitleleri kontrol altına almışlar, yine sistem ve rejime tehlike arz edebilecek tüm muhalif hareketleri de, bu din adamlarını kullanarak susturmuş ve bastırmışlardır... 

        Dini duygu ve düşünceleri ve toplumların iyi niyetlerini, kendi kirli emelleri için araçsallaştıran cemiyet, cemaat, abi, hoca, üstad, şeyh, evliya, kutup ve tarikat yapılanmaları, siyasileri kendilerine bir merdiven olarak kullanmışlar, siyasiler de bunları, kitleleri kontrol etmek ve de siyasetlerini sürdürebilmek için bu tür kişi, kurum, cemiyet, cemaat ve de yapıları kullanmışlardır... 

         Firavuni sistemler ki(Allah'ın indirdiği ve gönderdiği din ile hükmetmeyen ve kitaba göre bir sistem ve nizam oluşturmayan, tüm beşeri, batıl sistem ve rejimler) tüm beşeri, zalim, kula kulluk esasına göre kurulan, tağuti sistemler, dini ve dini oluşum, cemiyet, cemaat ve tarikatları kendi hallerine bırakmamışlar ve sürekli dini din adamları..( Belamlar) üzerinden kontrol etmeye ve kendi sistem ve rejimlerine uygun bir din yorumu ve din anlatımı sağlamışlardır... 

        Firavun döneminde yaşamış olan "belam" ismindeki, o dönemin en büyük alimi olan bir insan, "din" firavuni sistemin meşru ve mübarek, kutsal olduğu şeklinde yorumlatılmış ve resmi bir din, yani bu belamlar tarafından devlet ve saray dini oluşturulmuştur...

        Bel'am, dünyevî çıkar ve hesaplar için Allah'ın dinini tahrif eden bir ilim ve din adamını küfür sistemlerine ve kâfir yöneticilere yaranmak maksadıyla Allah'ın hükümlerini çiğneyen ve asıl gayesinden saptıran kimseleri temsil etmektedir. Ahmet güç alıntı...      

       Yine tüm zamanlardaki beşerî, seküler, laik, dikta ve tağuti devlet ve sistemler, kendilerine yakın olarak gördükleri din alimi ve din adamı rolündeki (belamlar) insanlara firavuni sistemi teşvik etmiş, fravunlar ise kitleleri din adına oyalama, uyutma ve aldatma işini belamlara vermişlerdir... 

        Belam; dini bilen, dinin içinden gelen, ama kimlik, kişilik, kalite, karakter yoksunu, hesabi, menfaatçi ve asıl amacı dinin doğru anlaşılması ve doğru yaşanmasından daha ziyade ki, Rabbin rızası yerine.! firavunların rızasını esas alan, firavunlardan almış oldukları birkaç dünya meta ve maaş karşılığında, Allah'ın ayetlerini, muktedirlere, siyaset ehline, yöneticilerin hoşuna gidecek şekilde açıklayıp, yorumlayan kimselerdir...

       Allah’ın indirdiği kitabın bir bölümünü gizleyenler ve onu az bir şey karşılığında satanlar yok mu, onlar karınlarına ateşten başka bir şey doldurmuyorlar. Allah kıyamet gününde onlarla konuşmayacak, onları arındırmayacak! Onlar için elem verici bir azap vardır. Bakara 174

        Bu beşerî, laik, seküler, fravuni, tağuti olan ve vahye dayanmayan tüm sistem ve rejimler, devlet bütçesinin en büyük payını, din işlerine ayrılırlar... Çünkü toplumları kontrol edip, daha kolay yönetmenin, tasarlamanın, şekil vermenin, onları hizaya getirmenin ve de toplumları köleleştirmenin en uygun ve yaygın olduğu kurum "Din İşleri" kurumudur...      

        Bu belamlar, dini batıl, beşerî ve tağuti olan, İslam ve insanlık düşmanı sistem ve rejimleri destekler mahiyette, ucuz bir menfaat karşılığında, tağutların hoşuna gidecek bir tarz ve üslupta yorumlamışlardır... 

         Kendisine kanıtlarımızı verdiğimiz, fakat onları bir kenara atan, bu yüzden şeytanın peşine taktığı, nihayet azgınlardan olan kişinin (BELAM) haberini onlara anlat. Ama 175

          Allahın dinini eğip bükerek, dinin vermek istediği mesajı devre dışı bırakarak, firavuni sistemin bir sacayağı haline getirmişlerdir...

         Tarih boyunca, tüm toplumlar firavuna, hamana ya da karuna değil, bu sahte din adamlarına (belamlar) gönül vermiş, kulak vermiş ve yüzünü ve de kulağını bunlara çevirmiş, bunlara güvenmişlerdir...

         Bu açıdan da, araçsallaştırma hususunda en tecrübeli, sinsi, gizli, mahir ve kurnaz insanlar, din alimi görünümlü.! bu din hainleridir... 

        Bunlar, dini bildikleri, dinin içinden geldikleri ve dini bir kitleye sahibi oldukları için, ayrıca da dini duygu ve düşünceleri, inanç ve kültürü ve de kavramları çok iyi bildikleri için, kendi oluşturmak istedikleri dünya saltanatı için.! kendilerini çeşitli şekillerde kamufle ederek, çeşitli maske ve sahte vaatlerle "dini" arasallaştırmışlar ve de kitleleri, oluşturdukları bu yeni din.! söylemine inandırmışlardır... 

        Özellikle de, din kisvesine bürünmüş, kendi kirli ve sinsi amaçları için, dini ve dini duyguları "araçsallaştıran" insanlardan zarar görmememiz, onların sahte söz ve vaatlerine aldanmamamız için, dikkat etmemiz gereken hususları birkaç madde ile sayacak olursak şayet; 

1. Dinimizi çok iyi öğrenmeliyiz... Kaynağı olan Kur'an'dan... 

2. Aklımızı çok iyi kullanmalıyız ve de aklımızı kimse kiraya vermemeliyiz... 

3. Her türlü, akıl, ilim, idrak, muhakeme, eleştiri ve tenkit gibi şeylerden hoşlanmayan ve bunların kullanılmasını sevmeyen insanlardan uzak durmalıyız... 

4. Çok boyutlu ve farklı okumalar yapmalıyız... 

5. Din adına bize anlatılan rüya, keşif, keramet ve ilham gibi dinde delil olmayan.! şeyleri metot olarak kullanan ve sürekli bize gördükleri rüyaları, kendilerine gelen ilhamları, kendilerinin ehli keşif ve ehl-i keramet olduğunu söyleyen kimselerden uzak durmalıyız... 

6.Tarih boyunca, bu tür argümanları sürekli kullanıp, duygusal ortam oluşturan inanç, düşünce, yapı, anlayış, kişi, cemaat ve örgütler çok iyi tanınmalı, onlara inanan kitlelerin, nasıl da zelil duruma düştüğünü asla unutmamalıyız... 

6. Hiç kimsenin, dinin asıl sahibi olmadığını ve davetçilerin ki, buna Peygamberler de (as) dahil.! görevlerinin sadece tebliğ olduğu, kendilerine indirilen vahyi insanlara olduğu gibi aktarması ve kendilerinin de nefislerinde bu dini en iyi şekilde yaşaması olduğu gerçeğini aklımızdan çıkarmamalıyız... 

Yine Peygamberler (as) de dahil, hiç kimsenin diğer insanları, kesin cennete götüreceği gibi şeylerle sorumlu olmadıklarını ve bu tür Cennet vaat eden, dünyevi bir mal, makam, menfaat ve tasadduk (himmet) karşılığında bizlere Cennet vaadedenlerden de uzak durmalıyız... 

7. Sürekli olarak kendisinin övülmesini, insanüstü ve olağanüstü.! olduğunu, kendisinin Allah'la görüştüğünü, Allah katında makbul, mahbub ve muteber insan olduğunu iddia eden, insanları Allah'a ulaştırıp kavuşturacağını ve de insanların Allah'la arasında elçi, aracı, kurtarıcı ve ahirette de cennete sokacak.! şefaatçi olduğunu iddia edenlerden de şiddetle uzak durmak gerektiğini unutmamalıyız... 

8. Hiçbir kişi, grup, abi, cemaat, yapı ve tarikatın masum ve mükemmel olmadığını, bunların da hatalarının olabileceğini.! hatalarını gördüğümüz an, bunlara karşı çıkmamız gerektiğini, bunları idare edenlerin de bizim gibi birer insan olduğunu, yabancı, emperyalist devletlerin bunların içerisine ki, özellikle üst kademelerine sürekli ajanlar soktuğunu, bu ajanların da, dini bizden ya da bizim alimlerimizden çok daha iyi bildiğini, arap gramer, dil ve lügatini harika bilip, konuştuklarını şekil, şemal olarak da tam bir alim görüntüsü verdikleri gerçeğini asla unutmamalıyız... 

9. Hiçbir zaman saf ve iyi niyetli olupta, insanlara aşırı güvenmemeliyiz...  Her hususta tedbiri elden bırakmamalı, müteyakkız olmalıyız... 

10. Yeri ve zamanı geldiği zaman, gördüğümüz yanlışlara hayır demesini.! yapılan yanlış uygulamalara da dur demesini, birileri kırılır mı üzülür mü demeden, kim kırılırsa kırılsın, üzülürse üzülsün, hiç kimsenin hatırına ve göz yaşına bakmadan, bunları yüksek sesle dillendirmeli, başka insanların da bu yanlışlara düşmesini engellemeye gayret etmeliyiz...

Ey insanlar, hiç şüphesiz Allah'ın va'di haktır; öyleyse dünya hayatı sizi aldatmasın ve aldatıcı(lar) da, sizi Allah ile (Allah'ın adını kullanarak) aldatmasın. Fatır 5

 

Selam ve dua ile...


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —