İnsanın varlıkla ve hayatla kurduğu ilişki, tek boyutlu bir süreç değildir. Bu ilişki; bilginin nasıl işlendiği, hayatın nasıl okunduğu ve ötekiyle nasıl bir bağ kurulduğu üzerinden şekillenen çok katmanlı bir yapıya sahiptir. İnsana ve hayata değer anlamında belirleyici olan tavır; bu üç kavramın birbiriyle olan ilişki tarzının sağlıklı olmasından geçmektedir.
Anlam, insanın karşılaştığı bilgiyi işleme tarzını ifade eder. Bilgi, insan zihnine ham hâliyle girmez; seçilir, ayrıştırılır, yorumlanır ve bir değer alanına yerleştirilir. Anlam, bu sürecin merkezinde durur. Aynı bilgi, farklı anlam dünyalarında bambaşka sonuçlar doğurabilir. Çünkü anlam, bilginin yalnızca zihinsel bir veri olarak kalmasını değil, insanın hayatına yön veren bir ilkeye dönüşmesini sağlar. Anlamın zayıfladığı yerde bilgi malumatının çoğalması, entelektüel bilgilerin dile yansıması, istatistiksel verilerin büyüklüğü herhangi bir değer atfetmemektedir. Çünkü anlam yoksa, bilginin de değeri düşmektedir.
Algı, insanın hayata bakış tarzını belirleyen temel filtredir. Anlam dünyasında işlenen bilgi, algı yoluyla hayata yansımaktadır. Algı, insanın hayatı nasıl okuduğuna, nasıl baktığına dair fikir veren dışsal ifadedir. Aynı olay, aynı şartlar altında farklı insanlar tarafından farklı şekillerde algılanabilir. Bu durum, algının salt dış gerçekliğe değil, bireyin iç dünyasına, değerlerine ve anlam çerçevesine bağlı olduğunu ortaya koyar. Olaylara, bilgilere değerinden fazla anlam yükleme ile değerli olan bilgilere, olaylara olması gereken değerden anlamsız kılma algı yönünün oluşmasında etkili olmaktadır.
Ortam, insanın ötekiyle ve farklı olanla kurduğu ilişki tarzını belirlediği gibi insanlara ve hayata ne kadar değer verildiğine dair izlenimleri bizlere sunmaktadır. Ortam, yalnızca fiziksel bir mekân değil; zihinsel, kültürel ve ahlaki bir bağlamdır. İnsan, anlam ve algı dünyasıyla bu ortamın içine girer ve ötekiyle karşılaşır. Farklı olana karşı geliştirilen tutum; anlamın derinliği ve algının açıklığıyla doğrudan ilişkilidir. Anlamı daralan ve algısı katılaşan bireyler için ortam, çoğu zaman çatışma alanına dönüşür. Buna karşılık anlamı güçlü, algısı geniş ve derin bireyler için ortam; çoğulculuğun ve birlikte var olmanın imkânına dönüşür.
Anlam, bilgiyi işleme tarzımız ile algıyı şekillendirir; algı, hayata bakış açımızla birlikte ortamla kurulan ilişkiyi belirler. Ortam, öteki ve farklı olan ile ilişki tarzımızdan insani ve ahlaki yapımıza etki eder. Evrensel bilgi, anlamı çoğaltır ve genişletir. Algı derinliği, hayata bakış açılarımızın geniş anlam çerçevesinde kalmasına katkı sunmaktadır. Ortamın zenginliği ise öteki ve farklı olan ile ilişki tarzımızın imani-insani-vicdani ölçüde kalarak hak ve hukuk çerçevesinde, kuşatıcı ve evrensel dilin imkanlarında kullanarak insanlığa katkı sunmasının vesilesi olmaktadır.
İnsanın sağlıklı, hakiki bir varoluş inşa edebilmesi; bilgiyi anlamlı ve kendi değeri ölçüsünde işleyebilmesine, hayata adil, saygılı ve sahih bir algıyla bakabilmesine ve ötekiyle imani-insani-vicdani ve de adil bir ortamda ilişki kurabilmesine bağlıdır. Anlamın kaybolduğu, algının daraldığı ve ortamın kendine bile yabancılaştığı bir dünyada insan, kendisine de başkasına da uzak düştüğü gibi hakikate de uzak düşmektedir. Buna karşılık bu üç unsurun-kavramın uyum içinde olduğu bir hayat, insanı hem kendisiyle hem de varlıkla barışık kılar.