İnsanı yaratan Rabbimiz (cc), onu başıboş, kendi haline bırakmamıştır. Yine onu imtihan etmek, denemek, sınamak için yeryüzüne gönderen Rabbimiz (cc) insanın yeryüzünde, hayatını ne şekilde, neye göre, hangi kriter, sınır, standart, ölçü, denge, mizan, kural, kanun ya da yasaya göre yaşaması gerektiği ile ilgili de bir anayasa olması için, kitabını göndermiş ve hayatın tamamının, bu kitaba göre yaşanmasını emretmiştir.
Şüphesiz göklerin, yerin, canlı, cansız her şeyin ve de insanın yaratıcısı, yöneticisi, kanun koyucusu, idare edicisi, helal haram tayin etme hakkı (Rab) alemlerin sahibi, maliki, Rabbi, İlahı olan Rabbimize aittir...
İnsan bu alemde, başıboş bırakılmamış, onun diğer canlılardan, farklı olarak sorumlulukları, görevleri söz konusudur. Tüm kainat, insan müstesna, Rabbimizin koymuş olduğu, kurallara, kanunlara göre hareket ederken, insan irade, tercih etme, iyiyi kötüden, doğruyu yanlıştan, hakkı batıldan ayırt edebilme özelliğiyle yaratıldığı için, bu konuda muhayyer bırakılmıştır...
İman etmek demek, aslında Rabbimizin (cc) kitabına, yani anayasamıza ki, Mü'minin ya da Mü'min olduğunu söyleyen herkesin, kaçınılmaz olarak, iman ettim demekle, kabul ettiği, kitabımı mübin olan, "Kur'an'ı" anayasa olarak kabul ettiği anlamına gelir...
Kainat'ta bir çelişki, bozukluk, tenakuz söz konusu değildir. Onda mükemmel bir uyum, insicam, bütünlük, birliktelik, beraberlik söz konusudur. Hepsi tek kaynaktan yönetilmekte, tek kaynaktan yaratılmakta, tek kaynaktan idare edilmektedir.
İşte insan, Rabbine (cc) asi olup, yolunu şaşırınca, fıtratından uzaklaşınca, iman iddiasını ve ahit verme duygusunu ve düşüncesini unutunca, ihlal, ihmal, inkar edince, Allah'ı (cc) belli alanlara tahsis, mahkum eden, Allah'a (cc) belli (çok kısıtlı) alanlarda yer veren, ama belli alanlarda(hayatının büyük bölümü) ise yer vermeyen, seküler, laik (din dışı, dini referans almayan) bir inanç, düşünce, yaşam tarzı, toplum, yönetim ve anlayış oluşmuştur.
Tüm tarih boyunca istisnasız, bütün kavimler ateist, yani tanrı tanımaz, Allah yoktur(haşa) demediler. Onlar Allah var, gökleri, yeri ve tüm kainatı yaratandır. Onlar bunu kabul ediyorlardı. Ama Allah bizim toplumumuza, sistemimize, anayasamıza, kanunlarımıza, ticaretimize, ailemize, işimize, zevkimize karışmasın! bu işleri bize bıraksın! diyorlardı.Allah yaratsın, ama yönetmesin şeklinde bir inanç söz konusuydu...
Ama müminler için, Allah'ın müteallıg, müdahil olmadığı, karışmadığı ve hakkında söz, sınır, karar, kanun, yasa, hüküm vermediği ve koymadığı hiçbir alan ve konu yoktur.
İnsanın tüm bireysel ve toplumsal ihtiyaçlarını karşılayacak ve çağlar üstü bir özellik taşıyan, genelde tüm Peygamberler(as) ve özelde de bizim Peygamberimiz Hazreti Muhammed (as)'a gelmiş olan Kur'an insanları, tüm hayatlarında, yani siyasi, sosyal, ekonomik, ticari, ailevi, savaş, barış, uluslararası ilişkiler ya da bireysel konularda hayatın tüm katmanlarında ve tüm alanlarında istisnasız olarak, Rabbimize göre, yani Kur'an'a göre bir hayat yaşamaya ve Resulullah'ın (as) yaşamış olduğu, İslami bir hayatı da örnek almaya bizi çağırmıştır...
Bugün Müslüman olduğunu iddia eden, gerek bireyler ve gerekse toplumlar da gördüğümüz, tamamen İslam'dan kopuk, beşeri düşünce, ideoloji ve sistemlerden oluşan ya da çok az bir kısmını İslam'dan alıp, daha çok beşeri sistemlerin oluşturduğu kanunlar, anayasalarla toplumların idare edildiğini görüyoruz.
Tabii ki bu durum, kula kulluk sistemi olmaktadır. Kuran'da Rabbimiz (cc), kulun diğer kullara hükmettiği sisteme, cahiliye ya da kula kulluk diyor. Rabbimiz kula kulluğu reddetmemizi ve hayatımızın tamamında(!) kendisine teslim tabi olmamızı vede toplumuda bu ilke, prensip, sınır, kural ve kanunlara (Kur'an) göre yönetmemizi ve kendisi dışında yasa, kanun, nizam, helal haram, yaşama dair her türlü kural ve kanun koyan, tüm güçleri reddetmemizi bizden istemektedir ki, bunu imana bağlamaktadır.
Yani Allah'ın yaratma sıfatını kabul edip, yönetme sıfatını kabul etmemek şirktir, küfürdür. Allah'a bir hakarettir.
Yaratıcı, yönetici, kural, sınır, kanun, mizan koyan, cinlerin, insanların, hayvanların vede tüm kainatın Rabbi O (cc)'dur.. Allah'ın arzında, mülkünde Allah'a (cc) yer vermemek, Allah'ın kanunlarını dertest etmek, reddetmek, devre dışı bırakmak, onlara yetki vermemek, kale almamak önemsememek, referans almamak, özen göstermemek imanla bağdaşmayan, şirki ve küfrü ifade eden bir yaklaşımdır.
Şüphesiz Mümin, kendisine gönderilen ve kopmak bilmeyen bir kulp, ip olan Kur'an'ı hem birey, hem aile, hem toplum, hem de sistem, yönetim anlamında olsun, Kur'an'ın anayasa olabilmesi ve insanların Rablerinin kendileri için, koymuş olduğu hayatın tamamıyla ilgili kural, kanun, sınır, ölçü, helal haram, mizana göre bir hayat yaşamaları için öncelikle, Mümin, muttaki ve Müslüman bir toplumun inşa edilmesi ve oluşturulması gerekir.
Tam anlamıyla, inanmış, teslim olmuş bir toplum olmadan, oluşturulmadan, yasaları ya da anayasayı Kur'an yapsanız da, hiçbir şey değişmeyecektir.
Öncelikle, şuurlu, bilinçli, bilgili, basiretli, inanmış, dengeli, değerli, ilim, irfan, kültür, eğitim, medeniyet yönleri çok güçlü bir toplumun oluşturup inşa edilmesi gerekir...
Ancak böylesi adil, ahlaklı bir toplumda Kur'an anayasa olarak uygulanabilir. Yoksa havada kalacaktır. Yani Kur'an'ı anayasa yapıyorum demekle, adalet tesis edilemez.
Nihayetinde, onu uygulayacak olanlarda insanlardır. İnsanlarda ahlak ve adalet, inanç ve düşünce, eğitim ve kültür, sanat ve vicdan, ilim ve medeniyet hepsi bir arada bulunmadıkça, hem toplum hem de yönetici anlamında, gerçek, maksat hasıl olmaz.
Böylesi bir toplumun ve sistemin oluşturulup, ahlak ve adalet temelli bir dünyada görüşmek buluşmak, ümit ve hayaliyle...
"Allah, içinizden iman edip salih amel işleyenlere vadetti: Onlardan öncekileri yeryüzünün halifeleri kıldığı gibi onları da yeryüzünün halifeleri kılacak, razı olduğu dinlerinde kendilerine iktidar/güç verecek ve korkularından sonra onları emniyete kavuşturacaktır..." (Nur/55). Selam ve dua ile...