İnsanın varoluşu başıboş değildir. Her adım, her sarsılış, her kayıp ve her kazanım ilahî bir hikmetin içinde anlam bulur.
Hayat dediğimiz bu uzun yolculuk, aslında bir imtihan sahnesidir. Bu sahnede insan, kimi zaman nimetlerle sevinir, kimi zaman musibetlerle sarsılır. Fakat her iki hâlin arkasında da aynı hakikat vardır: Allah’ın mutlak iradesi ve sonsuz ilmi.
Allah, kullarını hem ödüllendiren (el-Mükâfî, eş-Şekûr) hem de cezalandırandır. (el-Adl, el-Müntakim)
O’nun rahmeti de adaleti de kusursuzdur. Bazen insanın hoşuna gitmeyen olaylar, aslında onun lehine yazılmış ilahî bir planın parçalarıdır.
Nitekim Kur’an bu gerçeği açıkça bildirir:
“Sizin hoşlanmadığınız bir şey sizin için hayırlı olabilir…” (Bakara, 2/216)
İşte bu yüzden hayat, konfor alanında uyuyarak geçirilecek bir süreç değildir. İnsan rahatsız edilir, sarsılır, kaybeder…
Dünya bugün hızlı bir değişim ve dönüşüm yaşamaktadır.
Bu değişim ve dönüşüm müspet yöndemi gelişecek yoksa menfi yöndemi? Bunu zaman gösterecek. Çünkü değişim, çoğu zaman acıyla başlar.
Eğer hiç kaybetmeseydik, yeni başlangıçlara cesaret edemezdik. Eğer hiç sarsılmasaydık, yerimizde çakılı kalırdık.
Modern insanın en büyük yanılgısı şudur:
Kendini Allah’tan başka dayanaklara bağlamak…
Bir dost, bir eş, bir makam, bir para, bir güç… İnsan bunlara tutunarak ayakta kaldığını zanneder. Oysa Allah, kuluna öğretmek istediğinde, en güvendiği dalları bir bir kırıverir.
Çünkü kul şunu idrak etmelidir:
“Kim Allah’a tevekkül ederse, O ona yeter.” (Talak, 65/3)
Allah, bazen de elinden alarak verir…
Bazen yıkarak inşa eder…
Bazen yalnız bırakarak kendine döndürür…
Kur’an bu sahte dayanakları ne güzel tasvir eder:
“Allah’tan başka dostlar edinenlerin durumu, örümceğin yuvası gibidir…” (Ankebut, 29/41)
Ne kadar çarpıcı bir benzetme!
Dışarıdan bakıldığında bir “yuva” gibi görünen, ama en küçük dokunuşta dağılan bir yapı…
İnsan, başkalarına bağımlı olduğu sürece hakikate ulaşamaz.
Çünkü bağımlılık, kalbi esir eder. Oysa Allah, kullarına tek bir bağ önerir:
“Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın…” (Âl-i İmran, 3/103)
Bugün modern insan; teknolojiye, paraya, statüye ve beşerî güçlere sarılmış durumda.
Güvendiği şeyler arttıkça aslında iç dünyası daha da zayıflıyor. Çünkü kalp, fıtraten yalnızca Allah’a dayanmak üzere yaratılmıştır.
Bu yolculukta en büyük kırılma noktası şudur:
Eski benliğin ölmesi…
İnsanın nefsine, tutkularına, bağımlılıklarına veda etmesi…
Bu bir yok oluş değil, bilakis bir diriliştir.
“Her nefis ölümü tadacaktır…” (Ankebut, 29/57)
Ancak burada bahsedilen ölüm sadece biyolojik son değildir. Asıl mesele, insanın yanlış benliğini öldürmesi ve hakiki kimliğine kavuşmasıdır.
Nitekim Allah yolunda ölenler için şöyle buyurulur:
“Onlar ölü değildir, diridirler…” (Âl-i İmran, 3/169)
Demek ki hakiki hayat, Allah’a yakınlıkla başlar.
Sarsıntı bir eğitimdir.
İlahi kader, insanı olgunlaştıran bir süreçtir. Yaşanan her zorluk da bir eğitimdir.
Kur’an bunu bize su metaforuyla anlatır:
“Allah gökten su indirir, vadiler kendi ölçülerince dolar…” (Ra’d, 13/17)
Her insan, kendi kapasitesi kadar imtihan edilir. Her zorluk, aslında içimizdeki gücü ortaya çıkarır.
Dalgalarla mücadele etmeyi öğrenen insan, artık denizden korkmaz.
Aksine deniz, onun ufku olur.
Kaybettiklerin seni yıkmak için değil, yeniden inşa etmek içindir.
Yalnızlık, seni terk etmek için değil, Allah’a yaklaştırmak içindir.
Zorluklar, seni durdurmak için değil, güçlendirmek içindir.
İnsan, Allah’a tevekkül etmeyi öğrendiği gün gerçekten yaşamaya başlar.
Çünkü:
Allah’a dayanan yıkılmaz.
Allah’a güvenen kaybetmez.
Allah’a yönelen asla yalnız kalmaz.
Ve işte o zaman insan, bu fani dünyada bile ebedî bir dirilişi tatmaya başlar…
Selam ve dua ile...
Engin GÜLTEKİN
Eğitimci-Yazar-Sosyolog