25 Aralık 2025’te Azerbaycan Havayolları’na ait bir yolcu uçağı, Bakü’den Grozni’ye giderken Aktau üzerinde Rus füzesiyle düşürüldü. Uçakta bulunan 38 yolcu hayatını kaybetti. Üstelik Rusya Devlet Başkanı Putin, bu düşürme eylemini kendi hava savunma sistemlerinin gerçekleştirdiğini açıkça kabul etti. Ama ne sert bir tepki yükseldi, ne “şerefsiz” sözleri söylendi, ne de tehditler savruldu. Olayın sorumluları ortadayken kayıpların acısı tüm dünyayı sarsmalıydı.
Bugün aynı olay karşısında Aliyev’in İran’a yönelik öfkesi ise çelişkilerin en bariz örneğini sunuyor. Henüz olayın gerçek sorumlusu netleşmemişken Aliyev’in sert ve tehditkâr tavrı, geçmişte Ermenilere karşı gösterdiği sessizlikle karşılaştırıldığında inanılmaz bir tutarsızlık sergiliyor. 30 yılı aşkın süredir Ermenilere karşı tek bir ciddi tepki göstermemiş, hiçbir zaman “şerefsiz” dememiş bir lider, İran söz konusu olduğunda bir anda erkek kesiliyor. Bu tavır, çifte standardın ve samimiyetsizliğin açık delilidir.
Aliyev’in Türkiye’ye ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’a olan yakınlığı da aynı ölçüde konjonktüre bağlıdır. Sahici bir muhabbetten çok, şartlara göre şekil değiştiren bir duruş sergiler. İlk fırsatta taraf değiştirebilecek bir siyasetçidir. Cevher Dudayev’e yapılan ihaneti unuttuğumuzu mu sandı? Biz biliyoruz. Tarih unutmaz, hatıralar silinmez. Aliyev, bu coğrafyada Müslümanların yanında değil, çoğu zaman kendi çıkarının peşinde olmuştur.
Aliyev’in İran’a yönelik öfkesi, sahici bir adalet duygusundan değil, tamamen konjonktürel bir çıkar hesabından kaynaklanıyor. Müslüman düşmanlarına karşı sessiz kalan, zalimlere karşı susan, yalnızca kendi imajını ve politik geleceğini düşünen bir liderin öfkesi, asla imanî ve vicdani bir duruş olamaz. Aliyev’in geçmişte sessiz kaldığı her olay, onun samimiyetini tartışmalı hâle getirir. Sözde Müslüman görünen, ama İslam’a ve ümmete zarar veren siyasetçiler, her zaman tehlikelidir.
Bakü yönetiminin İran’a yönelttiği tehditler ve sert açıklamalar, halkın gözünde kahramanlık gibi gösterilmeye çalışılıyor. Oysa gerçek kahramanlık, mazlumların ve haklının yanında durmakla ölçülür. Tarih, sadece güçlüye, tehdit savurana ve yüksek sesle konuşana değil, adaleti gözeten, hakkı koruyan ve zalimin karşısında dimdik duranlara yer verir. Aliyev’in geçmişte sessiz kaldığı, fakat bugün öfkelenen tavrı, sahte kahramanlık maskesinin ardındaki gerçek yüzü açığa çıkarıyor.
Baba Haydar Aliyev’in Cevher Dudayev’e yaptığı ihanet, Aliyev’lerin karakterinin en çarpıcı örneklerinden biridir. İnsanların güvenini suistimal eden, dost bildiklerini çıkar için satan bir lider, hiçbir zaman samimi olamaz. Bu ihaneti unuttuğumuzu mu sandı? Biz biliyoruz, tarih biliyor. Aliyev’in siyaseti, çoğu zaman çıkar üzerine kurulu samimiyetsiz bir sahnedir. Müslüman halkların yanında durmak yerine, kendi konjonktürel çıkarını tercih eden bir liderin sözlerine itimat etmek mümkün değildir.
Aliyev’in İran’a yönelik öfkesi, aslında zalimliği ve çifte standardı tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor. 30 yıldır Ermenilere karşı tek bir tepki vermeyen, onlar için “şerefsiz” demeyen bir liderin, İran söz konusu olduğunda tehditkâr bir tavır sergilemesi, insanın aklını ve vicdanını zorlayan bir çelişkidir. Bu çelişki, Aliyev’in Türkiye ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’a bağlılığının da samimiyetsiz olduğunu gösterir. Tamamen konjonktüre dayalı, geçici bir duruş sergileyen Aliyev, ilk fırsatta taraf değiştirebilecek bir karaktere sahiptir.
Bir diğer büyük çelişki ise Aliyev’in Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne karşı sergilediği ikircikli tutumdur. KKTC’nin bağımsızlık ve tanınma meselesinde net bir duruş göstermemesi, onun sahiciliğini bir kez daha sorgulatmaktadır. Türkiye’nin en hassas ve stratejik meselelerinden biri olan KKTC’nin haklı davasında sessiz kalması, onun sadece konjonktürel ve çıkar odaklı hareket ettiğinin kanıtıdır. Mazlumların ve haklıların yanında durmak yerine, güç ve menfaat hesaplarıyla tavır belirleyen bir liderin samimiyetine kim inanabilir?
Tarih, Aliyev’in yaptığı bu tür hamleleri affetmez. Müslüman halkların güvenini kazanmak için değil, kendi imajını korumak için gösterdiği öfke ve sertlik, sadece geçici bir stratejidir. Gerçek liderlik, mazlumun ve hakkın yanında durmayı gerektirir. Aliyev’in geçmişte sessiz kaldığı Ermeni olayları ve KKTC’ye karşı ikircikli tavrı, onun liderliğinin güvenilmezliğini ortaya koyar.
Aliyev’in davranışlarını değerlendirirken onun geçmişteki sessizliğini ve bugünkü öfkesini aynı çizgide görmek gerekir. Sessizlik ve öfke, çifte standardın iki farklı yüzüdür. 30 yıldır Ermenilere karşı sessiz kalan bir lider, KKTC meselesinde neden tereddüt ediyor? İran’a gelince neden erkek kesiliyor? Bu soruların cevabı basittir: “Samimiyetsizlik ve çıkarcılık.” Aliyev, kendi menfaatleri doğrultusunda hareket eder. Vicdan ve adalet onun için ikinci plandadır.
Aliyev’in Türkiye ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yaklaşımı da bu çıkar odaklı duruşu teyit eder. Sahici bir bağlılık değil, şartlara göre değişen bir görünüm söz konusudur. İlk fırsatta taraf değiştirebilecek bir liderin sözlerine güvenmek mümkün değildir. Bu nedenle Aliyev’in öfkesini ve tehdidini değerlendirirken geçmişteki ihanetlerini, sessizliğini ve KKTC’ye karşı ikircikli tavrını hatırlamak gerekir.
Müslüman düşmanlarına karşı yumuşak bir tavır sergileyen, zalimlerin karşısında sessiz kalan, kendi çıkarını önceleyen liderler hiçbir zaman güvenilir olamaz. Aliyev’in bugünkü öfkesi, bu samimiyetsizliğin ve çifte standardın açık göstergesidir. İnsan, tarih ve vicdan terazisiyle bu tür liderleri ölçmek zorundadır.
Sonuç olarak, Aliyev’in duruşu ve davranışları, Müslüman halkların yanında olmayan, çıkar odaklı, sahte ve samimiyetsiz bir lider portresi çizer. Mazlumların yanında durmayan, geçmişte ihanet eden ve bugünkü öfkesini konjonktürel çıkarlar için kullanan bir liderin sözleri ve tehditleri, güvenilirlikten uzaktır. Tarih, Aliyev’in bu tutarsız, çifte standartlı ve sahte duruşunu unutmayacaktır.
İşte bu nedenle Aliyev’e sorulması gereken soru nettir: Sen ne ayaksın? Mazlumun yanında mı duruyorsun, yoksa çıkarın, ikircikli tavrın ve konjonktürel öfken mi seni yönlendiriyor? Bu coğrafyada sahici bir duruş sergilemek, sadece güçlüye öfke göstermekle değil, adalet ve vicdanın gerektirdiği yerde dimdik durmakla mümkündür. Aliyev’in bugünkü tavrı, geçmişteki sessizlik ve KKTC’ye karşı ikircikli duruşu ile birlikte değerlendirildiğinde, onun sahiciliğini ve güvenilirliğini tamamen sorgulatır.
Aliyev’in çifte standardı ve samimiyetsizliği, Müslüman halkların gözünde asla unutulmayacak bir lekedir. Tarih, sadece güçlülerin sözlerini değil, adalet ve vicdan ölçütleriyle hareket edenlerin mücadelesini kaydeder. Aliyev’in bugünkü öfkesi ve tehditkâr dili, sahici bir liderin göstergesi değildir; aksine, çıkar odaklı, sahte ve güvenilmez bir karakterin ilanıdır.
Mazlumların yanında durmayan, geçmişte ihanet eden, bugünkü öfkesini sadece konjonktürel çıkarlar için kullanan Aliyev, bu coğrafyada gerçek bir lider değildir. Onun tavrı, Müslüman halkların gözünde güvenilmezliğin ve çifte standardın sembolüdür. Tarih, bu tür sahte ve çıkarcı liderleri asla unutmaz. İhanet ve sessizlik, er ya da geç ortaya çıkar.
İnsan, adalet ve vicdan ölçütleriyle liderleri değerlendirdiğinde Aliyev’in gerçek yüzü net bir şekilde görünür. Mazlumların yanında durmayan, geçmişte ihanet eden, bugünkü öfkesini sadece çıkar için kullanan bir liderin sözleri ve eylemleri, hiçbir zaman güven verici olamaz. Tarih, Aliyev’in sahte duruşunu ve çifte standardını kaydedecek, gelecek nesiller için uyarıcı olacaktır.