Engin GÜLTEKİN

Tarih: 20.01.2026 14:06

AİLENİN ÇÖKÜŞÜ: NÜFUS POLİTİKALARINDAN ANLAM KRİZİNE TÜRKİYE’DE TOPLUM MÜHENDİSLİĞİ (3)

Facebook Twitter Linked-in

Bugün aile üzerine konuşmak, yalnızca sosyolojik bir tartışma değildir. Bu bir varlık ve yokluk muhasebesi olmuştur. Zira çöken şey yalnızca aile kurumu değil; neslin, ahlakın ve toplumsal sürekliliğin taşıyıcı omurgasıdır.

Modern toplum, aileyi “özel hayat” parantezi içine sıkıştırarak onu medeniyet kodlarından uzaklaştırmıştır. Oysa aile, ne bireyin keyfine terk edilecek kadar tali bir mesele ne de devletin mühendislik masasına yatırılacak kadar teknik bir yapıdır. Aile; ilahi bir ayet, toplumsal bir emanet ve medeniyetin çekirdeğidir.

Kur’an bu hakikati açıkça ortaya koyar:

“Ey insanlar! Sizi tek bir nefisten yaratan, ondan da eşini var eden ve ikisinden birçok erkekler ve kadınlar türeten Rabbinizden sakının.”

(Nisâ, 1)

Bu ayet, aileyi yalnızca bir birliktelik değil; insanlığın çoğalma, devam ve düzen yasası olarak tanımlar. Ailenin çözülmesi, bu ilahi düzenin bozulmasıdır.

Bugün yaşadığımız aile krizinin temelinde üç büyük kırılma vardır:

1-Rollerin itibarsızlaştırılması.

2-Sorumlulukların parçalanması.

3-Yetkinin sahipsiz bırakılmasıdır.

Babalık potansiyel tehdit, annelik çalışma ve kariyer engeli, çocuk ise bir proje olarak görülmektedir. Oysa baba ailede otorite, anne büyük bir değer, çocuk ise Allah'ın bir emanetidir.

Resûlullah (sav) aileyi sorumluluk merkezli bir emanet olarak tanımlar:

“Hepiniz çobansınız ve hepiniz güttüğünüzden sorumlusunuz.”

(Buhârî, Ahkâm, 1)

Bu hadis, ailedeki her bireyin rolünü kutsar; ama aynı zamanda sorumlulukla sınırlar. Modern düzen ise rolü almış, sorumluluğu boşlukta bırakmıştır.

Devletin görevi sadece yönetmek değil, yaşatmaktır.

"Milleti yaşat ki devlet yaşasın."

Devlet, aileyi yönetemez; ancak yaşatabilir. Bugün yapılan en büyük hata, aileyi hukukla ayakta tutmaya çalışmak; ahlakı, değeri ve maneviyatı devre dışı bırakmaktır.

Hukuk, ahlakın yerini aldığında; adalet değil bozuk bir düzen oluşur.

Kur’an, aileyi hukuktan önce ıslah, merhamet ve hakemlik zeminine yerleştirir. Çünkü aile; mahkeme salonlarında değil, vicdanlarda ayakta kalır.

Toplumsal örüntüler bize şunu net biçimde göstermektedir:

– Aile büyüklerinin devrede olduğu yapılarda boşanma daha düşüktür.

– Mahalle kültürünün güçlü olduğu yerlerde çocuk suça daha az yönelir.

– Manevî bağların güçlü olduğu ailelerde ekonomik krizler daha az yıkıcıdır.

Bunlar ideolojik değil; sosyolojik gerçeklerdir. Çözümün esası Medeniyet kodlarına geri dönüştür. Modern olanı bütünüyle reddetmek değil; medeniyet kodlarına sahip çıkmaktır. Yani köklerden kopmadan göklere yönelmek...

Geçmişten ders alarak geleceğe ışık saçmak. Geleneği eski olandan kötü olandan ayırmak. Eskiyi eski olduğu için değil kötü olduğu için faydasız olduğu için reddetmek. Yeniyi yeni olduğu için değil güzel olduğu ve faydalı olduğu için almaktır.

Bunun için:

-Aile, anayasal ve kültürel olarak “korunacak alan” ilan edilmelidir. Ekonomik politikalar, şehir planları ve çalışma hayatında aile öncelenmelidir.

-Annelik ve babalık, sosyal statü değil; medeniyet görevi olarak tanımlanmalıdır.

-Anneyi ve evi değersizleştirmeden; babayı yalnızca gelir sağlayıcı bir konuma indirgemeden bir denge kurulmalıdır.

-Gençlerin evliliği kolaylaştırılmalı, evliliği geciktiren tüm yapay eşikler kaldırılmalıdır.

-İsraf kültürü, gösteriş düğünleri ve tüketim baskısı açıkça sorgulanmalıdır.

Resûlullah (sav) bu noktada ölçüyü koymuştur:

“Nikâhın en hayırlısı, külfeti en az olanıdır.”

(Beyhakî, Şuabü’l-İman)

-Nüfus meselesi teknik değil, ahlaki ve medenî bir mesele olarak ele alınmalıdır. Nesil, planlanacak bir sayı değil; korunacak bir istikbaldir.

Aileyi kaybeden bir toplum her şeyini kaybeder. Aileyi kaybeden bir toplum; eğitimini, ekonomisini ve güvenliğini sağlayamaz. Huzur ve istikrarını sürdüremez.

Çünkü aile, insanı insan yapan ve onu koruyan son kaledir.

Bugün Türkiye’nin önünde iki yol vardır:

Ya ailesiz bir toplum ile güçlü bir devlet hayali kurmaya devam edecek.

Ya da aile merkezli bir medeniyet tasavvuruyla yeniden dirilecektir.

Bu bir tercih değil; bir mecburiyettir.

Zira aile çökerse; ne nüfus politikası işe yarar, ne hukuk, ne ekonomi, ne de güvenlik.

Aileyi kurtarmak; aslında insanı, devleti ve toplumu kurtarmaktır.

Ve bu kurtuluş, ancak ailenin anlamını merkeze almakla mümkündür. Toplumu yıkılmaktan koruyacak olanda bu anlamdır.

Selam ve dua ile...

 

Engin GÜLTEKİN

Eğitimci-Yazar-Sosyolog


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —