…Çözüm nedir?
Çözüm bireyden başlayarak aileye, oradan da topluma daha eşit dağılımlı, insanca yaşanabilecek, emeği önceleyen, hak hukuk, adalet, insanı merkeze alan, fakirden alıp zengine veren sistemden, zenginden alıp fakire veren, "insanı yaşat ki devlet yaşasın", insanı merkeze almayan, adalete dayanmayan hiçbir tolum, sistem yaşayamaz... Üreten, hakça paylaşan, insanca yaşayan bireyler, aileler, toplum oluşturulabilir...
Eğitimli, nitelikli insan yetiştirme, insanların tarihi, kültürü, gelenek görenekleri, dini, diyaneti, geçmişiyle bağlarının yeniden imar, inşa, ihya edilmesi, köklerine yeniden döndürülmesi, sağlıklı, manevi beslenmeleri, her türlü haramdan, günahtan, kul hakkından, kötülükten arındırılmasıdır...
Bir fert, aile, ya da toplum birden bozulmaz, bozulma bir süreç işidir. Toplum yavaş yavaş bozulur.
Fert, aile ve toplumda önce küçük küçük hastalıklar oluşur, önce psikolojik akıl bozulur.
Çünkü fiziksel akla hükmeden, yani hareketlerimize, davranışlarımızda, bedenimize hükmeden psikolojik akıldır.
O sağlıklı düşünemez, sağlıklı karar veremezse bedende zamanla yasalara uygun beslenmezse, dikkat edilmezse o benden dökülür, hasta olur...
Toplumlarda bireyler gibidir. Toplumlarında hastalıkları (psikolojik, fiziksel) vardır. Hasta toplumlar inançsız, güvensiz, ahlaksız, eğitimsiz, niteliksiz, kültürsüz, değersiz, vahiyden uzak, ıslah olmamış, ihya, inşa olmamış, inzar(uyarı) yapılmamış toplumlardır...
İnsan kendi kendine yeten bir varlık değildir. Mutlaka onun sağlam bir kaynağa, kulpa, ipe tutunması, sağlam bir kaynaktan(vahiy) beslenmesi, hastalıklarına şifa bulması için elzemdir...
Bundan dolayı bütün peygamberler (as) hasta toplumlara geldiler (ıslah, inzar, ihya, inşa için) her açıdan hasta; ekonomik, sosyolojik, psikolojik, ahlaki, fiziki açıdan dengesiz, problemleri olan, gelir eşitsizliği, cinsiyet ayrımcılığı, çocuk istismarı, sömürü, yanlış sapık inançlar, hurafe, putçuluk, kula kulluk, kölelik, ırkçılık, şirk vs. gibi hastalıklarla mücadele ettiler...
İslam'dan uzak, ahlaki, irfani, edebi değerleri gelişmemiş, ekonomik olarak eşit bir paylaşımın olmadığı, az bir zümrenin(mele, mütref, Karun) büyük çoğunlukları sömürdüğü, toplumlar da bu tür dengesizlikler, problemler, hastalıklar daime var olagelmiştir ve bundan sonra da var olmaya devam edecektir...
Akif'in deyimiyle;
"Tükürün milleti alçakça vuran darbelere!
Tükürün onlara alkış dağıtan kahbelere!
Tükürün ehli salîb'in o hayâsız yüzüne!
Tükürün onların aslâ güvenilmez sözüne!
Medeniyet denilen maskara mahlûku görün:
Tükürün maskeli vicdanına asrın, tükürün!
Hele ilanı zamanında şu mel'ul harbin,
Bize efkâr-ı umumumiyesi lazım garbın.
O da Allah'ı bırakmakla olur herzesini,
Halka iman gibi telkin ile dinin sesini susturan,
aptalın idrakine bol bol tükürün... "
İşte peygamberler, İnsanların önce zihinlerinde ki, yüreklerinde ki problemleri, sıkıntıları, hastalıkları, zihinsel putları devirerek, zihinleri ve yürekleri tamir, teşhis tedavi ederek işe koyuldular.
Zihinler sağlıklı hale geldikten sonra, toplum rayına, düzene oturdu ve hayatı, olayları, eşyayı yerli yerine koyup, daha dengeli, duyarlı, değerleri olan, herkesin birbirine saygı duyduğu ve yekdiğerinden emin olduğu, herkesin akıl, nesil, din, can, mal emniyetinin sağlandığı, güvenli bir toplum haline geldi...
Bu nokta da peygamberlerin, ıslah, inşa, ihya, inzar gibi görevleri vardı ve onlar bunları yerine getirdiler... Rabbimizin buyurduğu gibi, "siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz", ama bugün bu hayırlı ümmet yerini hayırsız, eğitim, kültür, sanat, estetik, adalet, niteliksiz, değerleri olmayan, köksüz bir ümmet haline geldi...
Köyden şehre göç eden, bu insanlara kol kanat geren cemaatler, tarikatlar, İslami yapılar, parti, sendika, STK’lar (bazı istisnalar hariç) bireyi, aileyi değil, daha çok kendi cemaatlerinin, yapılarının, hiyerarşilerini, çıkar, menfaattarını merkeze alarak, bu masum, mazlum insanların, emeği, alınteri, umudu, inancı üzerinden rant devşirme yoluna gittiler...!
Bireyin, ailenin sorunlarına, her türlü problemlerine eğilmek yerine, bireyi kendilerine hizmetçi gibi gördüler... Birey bin bir zahmetle, zorluklarla kazandıklarını bunlara aktardı ve bu şekilde, İslami holdingler! Oluştu ve İslamcılar zamanla kendilerine ait siteler, villalar, semtler oluşturdular...
Bu elit İslamcılar, toplumdan uzak! Sessiz, sakin sitelerde ya da, villalarda yaşamaya başladılar.
İşte bu şekilde hastalıklı, normal olmayan şartlar da yetişen insanlar, özellikle gençler medyanın, sistemin, olumsuz insanların, grupların teşvikiyle, onların sahte plan ve projelerini çıkış yolu olarak gördüler ve onlara teşne, yem oldular...
Gençlik her türlü bağımlılıkla yüz yüze geldi. Özellikle sosyal medyanın, internetin, televizyonun, iletişimin, ulaşımın çok yaygınlaştığı günümüzde kötü niyetli, art niyetli insanlar, gruplar, mafya, terör, insan kaçakçılığı aracılığıyla gençlik her türlü madde ile tanıştı, tanıştırıldı...!
Sağlıksız, köksüz, değerlerinden, inancından, tarihinden, kültüründen uzak olan toplum, çürümeye, çözülmeye, savrulmaya başladı. Bireyi ve toplumu çürüten, yapısını, ruhunu, bedenini kemiren bu hastalıklardan, fiziksel olanları var psikolojik olanları var.
Özellikle psikolojik hastalıklar ve madde bağımlılığı, bu toplumun en önemli gündemlerinden birisi olarak görünüyor...
Bu konu da devletin, toplumun, ailenin ve bireyin de elbette yapacakları var.
Ama burada en çok iş devlete, sonra da topluma, sivil toplum, dernekler, vakıflar, cemaatler, sendikalara düşüyor...
Herkes bu konu da seferber olmalı ve gençliği buralardan, bu kötü alışkanlıklardan kurtarıp, onları ıslah, tedavi edip, topluma kazandırma, planları projeleri geliştirilmelidir...
Ama maalesef herkesim dünya, para, makam, mal sevdasından hiçbir şekilde bu tür sorunlara eğilmez oldular. Kimse gündemlerine bunları almadı, almıyor...
Hiç bir tarikat, cemaat, İslami yapılar, sendikalar, partiler, sivil toplum kuruluşları bu konu da atılması gereken adımı atmadılar, proje üretmediler... Gözlerini bu işe kapattılar, görmezlikten geldiler...
Osmanlı’da Lale Devri’nden başlayarak, Tanzimat’a, oradan Cumhuriyet’in ilanına, son olarak ta günümüze kadar sistem yaklaşık ikiyüzelli yıldır dini, İslam’ı özellikle; sosyal, ekonomik, siyasi, eğitim alanından uzaklaştırıp toplumu kendi değerlerinden, inancından, tarihinden, kültüründen tümüyle uzaklaştırdılar...
Necip Fazıl’ın deyimiyle;
Son bir asrını, Allah’ın Kur’an’ında "belhüm edal" dediği hayvandan aşağı taklitçilere kaptırıcı; en son yarım asrını da işgal ordularının bile yapamayacağı bir cinayetle, Türkü madde plânında kurtardıktan sonra ruh plânında helâk edici tam dört devre bulunduğunu gören... Bu devirleri yükseltici aşk, çürütücü taklitçilik ve öldürücü küfür diye yaftalayan...
Kökü olmayan, ruhsuz, dinsiz, imansız, kültürsüz, fakir, çaresiz bir halk inşa ettiler... Millete, milletin değerlerine ait ne varsa kökünden silip attılar, tarihle olan tüm bağlarını kestiler, kopardılar...
Devlet ise yüz yıl önce yaptığı bir, iki hastane dışın da özellikle milyonların yaşadığı İstanbul da çok ciddi fiziki şartlar oluşturmadı.
Yani bu gençlerin istidadına, niteliğine, yeteneğine, yönelimlerine, göre, gerek sosyal, psikolojik, gerekse bu insanları tedavi etme noktasın da projeler, sosyal projeler geliştiremedi...
Bu tür psikolojik hastalıklara, geniş güzel alanlar da, fiziki şartları da çok iyi olan tedavi merkezleri, hastaneler açılmadı, yapılmadı...
Bu gençleri yeteneklerine istidatlarına göre eğitim, topluma kazandırma ya da meslek edindirme, meslek sahibi yapma çalışması bir türlü yapılmadı, hep teori de, slogan da kaldı.
Bu acıyı yaşayan aileler, insanlar, kişiler hep dışlandı, yalnız bırakıldı, terk edildi...
Bu tür problemleri, hastaları olan insanlar, aileler toplum tarafından dikkate alınmalı ve bunlara her türlü hoşgörü, yardım, destek sağlanmalıdır...
Bunları yok, görmezden gelirsek, komşumuzun evi yanarken seyirci, sessiz kalırsak biraz sonra bizim eve de bu yangın sıçrayacaktır..
Bu hastalık tedavi edilmez, gerekli önlemler hızla alınmazsa tüm toplumu kuşatacak, bu gencecik fidanlar yok olacak, gençlik gelecek demektir! Gençliği olmayanın geleceği de olmaz! Geleceğe umutla bakamayız...
Bundan dolayı mutlaka ve mutlaka gençliği, bu tür olumsuz ortamlardan kurtarmamız lazım.
Bu konuya el atmamız, bu konu da çalışmalar, mücadeleler, bedeller ödememiz, planlar, projeler geliştirmemiz gerekir...
Her birimizin gerek birey, gerek toplum ve gerekse de devlet olarak elini taşın altına koyması bu konuyu masaya yatırması ve topyekün kötülükle, bağımlılıkla her türlü fiziksel, ruhsal, psikolojik, hastalıklarla mücadele edilmesi kaçınılmazdır... Bu tedavi sadece ilaçlarla yapılacak bir şey değildir. Bu tür hastalıklar emek, gayret, sabır, proje, doğal bir ortam ister.
Bu, anın en önemli vaciplerinden birisidir. Mutlaka gündem edilmesi gereken bir konudur. Bunu her platform da, her ortam da dillendirmek, yüksek bir sesle ifade etmek gerektiği kanaatindeyim...