Yusuf YAVUZYILMAZ

Tarih: 26.01.2026 16:21

AHMET HAMDİ TANPINAR: MUHAFAZAKAR MI, MODERN Mİ?

Facebook Twitter Linked-in

Türk Edebiyatında muhafazakar yazar olarak tanınan Ahmet Hamdi Tanpınar hakkındaki yargı, son yıllarda yapılan çalışmalarla giderek değişmeye başlamıştır. Özellikle İnci Enginun ve Zeynep Kerman tarafından kaleme alınan “Günlüklerin Işığında Tanpınar’la Başbaşa” adlı eser ve Besim F. Dellaloğlu’nun yazdığı “ Ahmet Hamdi Tanpınar- Modernleşmenin Zihniyet Dünyası ve Bir Tanpınar fetişizmi”- adlı çalışmalar ile bunlara ek olarak Beşir Ayvazoğlu tarafından kaleme alınan “Gel Söyleşelim” adlı çalışmada, Zeynep Enginün ve Zeynep Kerman’la yapılan konu ile ilgili röportajlar, bilinen yaygın Tanpınar imajını değiştirmeye adaydır.

 Tanpınar’ın muhafazakarlığını tartışmaya açmadan önce, felsefi bir sistem olarak muhafazakarlığın ne anlama geldiğini ve Türk muhafazakarlığının temel özelliklerini analiz etmek gerekir. Şunu öncelikle belirlemek gerekir ki, Türk toplumunun muhafazakar bir yapıya sahip olduğu neredeyse tartışmasız olarak kabul görürken, muhafazakar düşüncenin fazla tanınmıyor olması garip bir çelişkidir.

Muhafazakar düşüncenin Türkiye’de yeterince tanınmıyor olması, bir yandan bu düşünceye karşı konumlanan aydın sınıfının oluşması, diğer yandan muhafazakarlığın dinle özdeşleştirilerek gelişmenin ve ilerlemenin önünde engel olarak görülmesindendir. Özellikle modernleşmeci aydınlar tarafından bilinçli bir şekilde muhafazakarlığın “gericilik” ve “tutuculukla” tanımlaması kavramın içeriğini olumsuzlamıştır. Muhafazakarlığın olumsuz algılanması sonucunda kavram, gelişmenin önünde engel olarak kavramsallaştırılmıştır. “Oysa muhafazakarlık, Batı tarihinde zengin bir felsefi mirasın taşıyıcısı olan ciddi bir düşünce geleneğini, modern zamanların hem bir parçası, hem de muhalifi olan kapsamlı bir doktrini ve içinde yaşadığımız tarih dönemine damgasını vuran bir siyasi ideolojiyi ifade etmektedir.”( Muhafazakarlık, Bekir Berat Özipek, Timaş yayınları,s:15)

Muhafazakarlığın 18. yüzyılda başlayan aydınlanma felsefesine ve devrimci ideolojilere tepki olarak şekillendiği açıktır. Muhafazakarlık, aydınlanma aklına karşı kendine özgü bir akıl anlayışına dayanmaktadır.

Muhafazakar düşünceye göre akıl, toplumun karmaşık tarihsel yapısını çözebilecek yeterlilikte değildir. Bundan dolayı aklın toplumu anlamlandırmak bakımından sınırlı bir etkinlik alanını ifade etmektedir. “Epistemolojik bakımdan akıl; tarihin ve toplumun yasalarını keşfedebilecek ve onun tabi olması gereken yasaları vazedebilecek veya ideal bir dünya kurma projesinin gerektirdiği tam bilgiye ulaşabilecek bir gücü ifade etmediğine göre siyaset, var olanı rasyonalist bir proje doğrultusunda total bir biçimde dönüştürmeyi öngören yaklaşımları ikincil bir etkinlik alanı olarak ifade edecektir”(Muhafazakarlık,s: 24)

Muhafazakarlık, en önemli temsilcisi ve bir sistem olarak kurucusu Edmund Burke olan, Fransız Devrimi gibi keskin tarihi dönüşümlere mesafeli, aydınlanmanın tanımladığı her şeyin kaynağı ve yeni bir dünyanın kurulabilmesinin tek dayanağı olan akıl anlayışına eleştirel yaklaşan, aydınlanma aklının karşısına muhafazakar aklı koyan; bundan dolayı aydınlanmanın hakikatin tek kaynağı olarak tanımladığı akıl anlayışına şüphe ile yaklaşan, mükemmel olmayan insan ve mükemmel olmayan akıl anlayışını savunan; toplumu ve onun gerçekliğini bireye önceleyen, toplumu bireylerin toplamını aşan bir gerçeklik olarak tanımlayan, toplumsal kurumları ve normları kaçınılmaz gören, toplumu bir arada tutan sembol ve değerlere önem veren ve biz duygusunu önemseyen, ani ve hızlı değişimlere karşı çıkan, özgürlüğü yasa ve normlar çerçevesinde değerlendiren, dünyayı değiştirmeyi amaçlayan köktenci siyasetleri reddeden, hükümeti insanın mükemmel olmayışının bir sonucu olarak gören siyasal ve toplumsal argümanlara dayanır.

Türkiye muhafazakarlığının kendine özgü farklı özellikleri olduğu muhakkaktır. Türkiye muhafazakarlığının en önemli özelliği kültürel değerlere yaslanmasıdır. Bu değerler arasında hiç şüphesiz dini değerlerin özel bir önemi vardır. Türkiye muhafazakar düşüncesini belirleyen temel parametreler şöyle sıralanabilir:

1-Kültürel ve siyasi keskin kopuşlara ve bunları temel alan tarih anlayışlarına karşı mesafelidir. Bundan dolayı Cumhuriyet dönemini Osmanlının bir devamı olarak değerlendirir.

2-Bir siyasal kurum olarak devletin varlığını önemser, tarihsel devamlılığına vurgu yapar, onunla ilgili sembolleri ve değerleri kutsallaştırır ve kaçınılmaz olarak görür

3- Dini toplum yaşantısının en önemli öğelerinden biri olarak görür. Bu nedenle din ve muhafazakarlık zaman zaman iç içe girmiş bir görünüm arz eder.

4- Siyasal muhafazakarlık, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasından beri toplumu bir mekanizmadan ziyade birbiriyle uyumlu bir organizma olarak değerlendirir; çünkü toplum  geçmişle kurulan sürekliliğe işaret eder.

5- Türk muhafazakarlığı materyalizme dayalı bütün felsefi sistemlere ve bunlara dayalı siyaset anlayışlarına,pozitivist ve evrimci bilim anlayışına, bireyi toplumun önüne koyan liberal düşüncelere karşıdır.

6- Cumhuriyetçi muhafazakar aydınlar Peyami Safa örneğinde görüleceği gibi, Kemalizm’i pozitivist aydınlanmacı olarak değil, karşı aydınlanmacı romantik bir siyasal eğilim olarak görürler.

7-Türk muhafazakarlığı Batı’yı genel olarak Türkiye’yi kültürel olarak yok etmeyi amaçlayan bir dış tehdit olarak görür ve kültür emperyalizmine vurgu yapar. 

Edebiyat dünyasında süregelen tartışmalardan biri de Ahmet Hamdi Tanpınar’ın muhafazakarlığıdır. Özellikle İnci Enginün ve Zeynep Kerman tarafından yayınlanan Günlükler, Ahmet Hamdi Tanpınar hakkında çok sayıda yeni bilgi içerdiği gibi, onun muhafazakarlığını da tartışmaya açtı. Hiç şüphesiz Günlükler, Tanpınar’ın siyasi anlayışı, dostlukları hakkındaki düşünceleri, yaşantısı ve psikolojik durumu hakkında verdiği yeni bilgilerle, edebiyat çevrelerinin ve okuyucuların zihnindeki Tanpınar imajını parçalayacak gibi görünüyor.

 Günlükleri yayına hazırlayanlardan biri olan İnci Enginün, Beşir Ayvazoğu ile yaptığı söyleşisinde, Tanpınar hakkında yeni ortaya çıkan bilgiler ışığında yaşadığı hayal kırıklığını şöyle anlatıyor: “ Onun derslerinden bazılarını hatırlıyorum şimdi. O dersleri bize vermek için ne kadar çaba harcadığını tespit ettim günlükleri okurken. Bu hoş tarafları… Fakat Tanpınar’ın öğrencilerini sevmemesini anlamamışımdır. Bu bende büyük bir hayal kırıklığına yol açtı, kesin”(Gel Söyleşelim, Beşir Ayvazoğlu, Timaş yayınları) Öyle anlaşılıyor ki, Tanpınar’ın öğrencileri bile, Günlüklerde ortaya çıkan Tanpınar portresinden, bazı bilgilerini gözden geçirmek zorunda kalmışlardır.

Tanpınar neden bu kadar farklı değerlendirilmektedir sorusu son derece anlamlıdır. Ahmet Hamdi Tanpınar, kendisi hakkında sağ ve sol kesimin yargılarının bilinçsiz okumalardan kaynaklandığını savunmaktadır. “Gariptir ki, eserlerimi sathi okuyorlar ve her iki taraf da ona göre hüküm veriyorlar. Sağcılara göre benim angajmanlarım-Huzur ve Beş Şehir- hilafında sola kayıyorum solu tutuyorum. Solculara göre ise ezandan, Türk musikisinden, kendi tarihimizden bahsettiğim için ırkçılardan değilse bile sağcıların tarafındayım”(Ahmet Hamdi Tanpınar: Günlüklerin Işığında Tanpınar’la Baş Başa, haz: İnci Enginün, Zeynep Kerman, Dergah y. ) Anlaşılıyor ki, Tanpınar yaşadığı dönemde bile problemin farkındadır. Sağ ve sol hakkında yazdığı cümleler, Cemil Meriç’in konu hakkındaki fikirlerini hatırlatmaktadır.  

Artık okuyucunun zihninde canlandırdığı idealist ve muhafazakar Ahmet Hamdi Tanpınar’dan eser kalmamıştır. Günlüklerde ortaya çıkan Tanpınar imajı, öğrencilerini ve öğretmenliği sevmeyen, kendisinden çok etkilendiği Yahya Kemal hakkında olumsuz duygular besleyen ve sadece kendi çıkarlarını önceleyen bir kişiliktir. Günlükleri yayına hazırlayanlardan biri olan ve Tanpınar’ın yeniden tartışmaya açılmasını sağlayan Zeynep Keyman’ı dinleyelim: “Şimdi, ben daha önce mektuplarını neşrettiğim için zaten onca yıl yediği içtiği dostlarıyla,özellikle Yahya Kemal’le ilgili menfi duygularının- mektuplarında da çok var- farkındaydım. O zaman çok şaşırmıştım. Çünkü makalelerini topladığımda, Yahya Kemal’le ilgili olanlar bir bölüm teşkil etmişti. Orada gerek şahsiyeti, gerek sanatı hakkında çok yüceltici sözler vardı. Bu sebeple mektuplarında Yahya Kemal’le ilgili menfi ifadeleri beni çok rahatsız etmişti. Açıkçası, ondaki ikilemi daha önceden fark etmiştim. Evet, hocalığı sevmiyormuş. Ben talebesi olmadım, lise son sınıftaydım o vefat ettiğinde. Çok iyi hatırlıyorum o günü, karlı bir gündü. Behice Hanım dersime gelmedi, Behice Kaplan. Sonraki derse geldi çok üzgündü ve Tanpınar’ın cenazesinden geldiğini söyledi. Kitabın arkalarında bulunan Bursa’da Zaman şiirini tahlil etti o derste. Bir de Tanpınar’ın eserlerini, özellikle Beş Şehir’i okumamızı tavsiye etti. Üniversiteye gelmeden önce Beş Şehir’i okumuştum… hocalığı sevmediği muhakkak. Çünkü Cevat Dursunoğlu bana mektupları gönderirken bir de mektup yazmıştı, o mektupta Tanpınar’la nasıl tanıştığını anlatıyordu. Erzurum’a gittiğinde Cevat Dursunoğlu’na ilk sorusu: “Ne zaman emekli olabilirim”. Hocalıktan hoşlanmadığını oradan biliyorum. Siyasetten de pek hoşlanmıyordu.”(Gel Söyleşelim,s: 120-121)

Aslına bakılırsa Tanpınar din, siyaset, tarih konusunda yaşadığı çelişkilerin farkındadır. Şu ifadeler kendini değerlendirmek konusunda yaşadığı çelişkileri anlatmaktadır: “ Halbuki ben sadece eserimi, şahsen yapabileceğim şeyi yapmak istiyorum. Ben maruz müşahidim. Sempatilerim var… İnkılapların taraftarıyım ve dil meselesindeki ifratlar hariç, geriye dönmek, bir adım bile istemem. Feda edemeyeceğim şeyler var: Sağlara karşı hiç olmazsa inkılapların bugünkü statüsü. Sollara karşı Türk milletinin istiklali ve tarihi hakkı. İmkan bulsam, yaşım müsait olsa ve bir organ sahibi olsam müdafaa edeceğim tek fikir: Kalkınma ve Plan. İnkılapçılardan ayrılıklarım: Allah’a inanıyorum. Fakat tam bir Müslüman mıyım bilemem. Fakat anamım babamın dininde ölmek isterim ve milletimin Müslüman olduğunu unutmuyorum ve Müslüman kalmasını istiyorum. Garplıyım. Hıristiyanlığın daha iyi, daha zengin miraslarla, daha iyi işlendiğine eminim. Burada kendi kendimle tezattayım. Süleymeniye’den başka garpla ölçülecek bir iki musiki eserinden başka bir şey tanımıyorum… Hulasa evolue ettim, fakat değişmedim” (Ahmet Hamdi Tanpınar, Günlüklerin Işığında Tanpınar’la Başbaşa)

Eserleri YKY yayınlanmaya başladığından itibaren sola da açılan bir seyir izler Tanpınar. Sol için eserlerinin Dergah’tan yayınlanması okunmaması için yeterlidir. Solun Ahmet Hamdi Tanpınar’a olan engelleyici tavrını ilk aşanlardan birisi felsefeci Selahattin Hilav’dır. Selahattin Hilav, öğrencilerine ve çevresindeki insanlara Ahmet Hamdi Tanpınar okumalarını öğütlemiştir.

Günlüklerden öğreniyoruz ki, Tanpınar para sıkıntısı çeken, zaman zaman faizle borçlanan, emekli sandığından borç alıp rehin bırakan bezik oynayan, oturduğu evin kirasını ödemekte zorlanan, “Altıncı Filo’nun toplarını üzerime çevrilmiş hissediyorum” diyecek kadar ümitsiz, abisinin kendine sürekli borç çıkarmasından rahatsız bir kişiliğe sahiptir. Tanpınar’ın evli olmamasının da yaşantısı üzerinde iz bıraktığı muhakkaktır. Tanpınar mektuplarında evinin olmasına duyduğu özlemi sıkça dile getirmektedir. Evsizliğin insan hayatı üzerinde yaratacağı en önemli sorunlardan biri kendini bir yere bağlamamaktır. “Kırk yaşından sonra tek odalı bir evim oldu” diye hayıflanan Tanpınar’ın, evsizliğin yarattığı travmayı ve bunun psikolojik yapısında oluşturduğu yalnızlık duygusunu  anlayabiliriz. Belki de hayalindeki yarattığı dünya ile yaşantısı arasındaki çelişkiler, fikirlerindeki farklılıklar hakkında bilgi verebilir.

Tanpınar’ın hayatı çelişkilerle doludur: Yazdıklarının aksine sol aydınlara daha yakın davranması çevresindeki milliyetçi aydınları küstürüyor. Eserlerindeki Tanpınar, özellikle “Huzur”, “Beş Şehir” ve Saatleri Ayarlama Enstitüsü”nde tarihini önemseyen, kültürüne önem veren, vatansever birisi olarak karşımıza çıkar. Ancak yaşantısı ve ilişkileri dikkate alındığında karşımıza sanki ikinci bir Tanpınar çıkar. Tanpınar’ın farklı değerlendirilmesi, araştırmacıların hangi yönden baktıklarıyla ilgilidir. Oysa Tanpınar, yaşadığı geçiş döneminin özelliklerini taşıyan, modernleşme ve gelenek sorunsalının arasında kalmış, eserlerine bakıldığında muhafazakar, yaşantısına bakıldığında modern yanıyla karşımıza çıkar. Belki de onun hakkında verilebilecek en geçerli yargı modern bir muhafazakar olduğu yargısıdır. 

Tanpınar’ın Yahya Kemal’le olan ilişkisi de çelişkili bir seyir izlemiştir. İnci Enginün’ün Tanpınar’ın Yahya Kemal değerlendirmesi hakkında şu bilgileri veriyor: “ Yahya Kemal’i insan olarak görmekle şair olarak görmek arasında büyük fark var zannediyorum. Şiirimizde bir yol açıcı olduğu muhakkak. Tanpınar ve arkadaşları adeta tapıyorlar Yahya Kemal’e. Fakat ondan sonra başka şeyler aramaya başlıyorlar, yolları ayrılıyor sonra zamanla başka şeyler aramaya başlıyorlar. Zannediyorum Yahya Kemal övülmeyi seven bir adam. Kendisine başka çevre buluyor. O çevreden de Tanpınar hoşlanmıyor.”(Beşir Ayvazoğlu, Gel Söyleşelim)

Tanpınar’ın kendisini insanlardan kaçıran, uzaklaştıran bir tarafı da vardır. Jurnal’de verdiği bilgiye göre Cemil Meriç, Ahmet Hamdi Tanpınar’la tanışmak istiyor ancak Tanpınar’ı tanıyanlar onu bu fikrinden vazgeçiriyorlar. Anlaşılıyor ki, Tanpınar’ın ilişkilerinde çevresindekileri kendisinden uzaklaştıran bir yapısı vardır.

Tanpınar’ın muhafazakarlığını tartışmaya açan tavırlarından birisi de Demokrat Parti gibi muhafazakar değerleri savunan bir partiye olan olumsuz bakış açısıdır. Konu ile ilgili İnci Enginün şu değerli bilgileri veriyor: “ Bir kere eğer demokrasiye inanıyorsanız, başka bir partinin veya partilerin olması kaçınılmazdır,bu bir. Tanpınar buna tahammül edemiyor. İsmet Paşa’nın hakim olduğu iki parti daha olsa hoşuna gidecek sanki. Söylediklerinden bu anlaşılıyor. Üstelik kendi partisindeki kişileri de sevmiyor. Mesela ben dehşete düştüm, Memduh Şevket Esendal gibi bir adamı sevmiyor. Ki, okuduğum kadarıyla, partisi için iyi bir şeyler yapmış Esendal. Fakat Tanpınar bunların hiçbirini sevmiyor. Peki ama partide tek kişinin idaresi olursa onun adı diktatörlük değil midir?”(Beşir Ayvazoğlu, Gel Söyleşelim).  

Tanpınar DP’nin kurulmasına da karşı çıkıyor ve onların devlete kötülük ettiklerini savunuyor. Ayrıca 27 Mayıs darbesini büyük bir iştahla savunması ve DP’lilerin idam edilmeleri gerektiğini söylemesi de onun muhafazakarlığını politik açıdan tartışmaya açan nedenlerin başında geliyor.

Aslında Tanpınar, Yahya Kemal, Cemil Meriç, İdris Küçükömer, Oğuz Atay gibi aydınların dışlanması, Türk modernleşmesinin temel felsefi varsayımlarıyla ilgilidir. Bilindiği gibi Türk modernleşmesi A.Comte ve E.Durkheim gibi Fransız pozitivist modernleşmecilerini izler. Batılılaşmayı bu felsefi temelden anlayan aydınlara göre, dinle ilgili her şey gericilik olduğundan, Ahmet Hamdi Tanpınar’ı aynı gözlükten değerlendirmişlerdir.

Besim F. Dellaloğlu’a göre ise Tanpınar muhafazakar değil moderndir. “Tanpınar muhafazakar mıdır? Aslında bu soruyu başka yazarlar ve düşünürler için de genişletebiliriz. Ama şimdilik Tanpınar ile sınırlı kalalım. Bence Tanpınar muhafazakar değildi. Ama bizim modernleşmeci, ilerlemeci, batıcı olan hegemonik zihniyetimiz, onu böyle değerlendirmiyordu. Muhafazakar Tanpınar fotoğrafı ancak belli bir açıdan mümkün olan bir fotoğraftır.”(Ahmet Hamdi Tanpınar, Modernleşmenin Zihniyet Dünyası Bir Tanpınar Fetişizmi, Kapı yayınları)

Tanpınar moderndir, çünkü muhafazakarlık tıpkı İslamcılık gibi modern bir ideolojidir. Tanpınar’ı muhafazakarlık içine hapseden, Türk modernleşmesinin kendine özgü kapalı dünyasıdır. Şu veya bu şekilde tarih ve gelenekle bağlantı kuran herkesi gelenekçi veya muhafazakar olarak tanımlamak Türk modernleşmesine özgüdür. Bundan dolayı modernleşmenin taşıyıcılığını yapan aktörlerin halkla sağlıklı iletişim kurmaları mümkün değildir. Tanpınar modern muhafazakarlık anlayışı için iyi bir referans noktasıdır. Tarihten gelen değerlere vurgu yapan, onları toplumsal yaşantıda önemseyen bir yazar olarak Tanpınar elbette muhafazakar olarak tanımlanabilir. Ancak yenileşme ve değişime açık yapısı Tanpınar’ı modern bir yazar haline getirmektedir. Tanpınar hakkında tüm bunlardan sonra varacağımız yargı şu: O modern  muhafazakar bir aydındır.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —