ESAT HOCALAR

Tarih: 05.02.2026 17:35

Ahlâkî Çözülmenin İki Yüzü Oktar Ve Epstein

Facebook Twitter Linked-in

Giriş

Modern dünyanın en büyük yanılsamalarından biri, ahlâkî çöküşün yalnızca “ötekine” ait olduğu düşüncesidir. Oysa son yıllarda yaşanan bazı hadiseler, kötülüğün ne coğrafya ne de ideoloji tanıdığını; yalnızca uygun zemin bulduğunda serpildiğini göstermektedir. Adnan Oktar ve Jeffrey Epstein vakaları, bu gerçeğin iki farklı yüzünü gözler önüne seren ibretlik örneklerdir.

Dünya, Epstein dosyalarıyla sarsılıyor. Küçücük çocuklara yapılan insanlık dışı istismar iddiaları; devlet başkanları, siyasetçiler, iş insanları ve bürokratlara kadar uzanan karanlık bir ağı işaret ediyor. Çetenin Türkiye’deki uzantılarına dair de ciddi iddialar gündemde.

 

Aynı Çöküşün İki Ayrı Yüzü

Son yıllarda kamuoyunu sarsan Adnan Oktar ve Jeffrey Epstein vakaları, ilk bakışta birbirinden tamamen farklı dünyalara ait gibi görünse de, özünde aynı ahlâkî ve sosyolojik çöküşün iki ayrı tezahürü olarak karşımızda durmaktadır. Biri “yerli ve dinî” bir söylemin arkasına gizlenmiş, diğeri ise küresel elitlerin, siyaset ve sermaye çevrelerinin himayesinde palazlanmıştır. Ancak her ikisinin de merkezinde istismar, teşhircilik ve insan onurunun ayaklar altına alınması vardır.

 

Dinî Söylem Maskesi Altında Bir Kült: Adnan Oktar

“Türk Epstein’ı” olarak nitelendirilen, kendisinin Yahudî olduğunu ve Harun soyundan geldiğini ifade eden Adnan Oktar, mehdiyet iddiasını merkeze alan ve kendi adıyla anılan bir kült yapılanmanın lideri olarak 1980’li yıllardan itibaren tanınmaya başlamıştır. Özellikle varlıklı ailelerin çocuklarını ailelerinden koparması, cinsel istismar, şantaj ve tehdit gibi suç iddialarıyla gündeme gelen bu yapı; 11 Temmuz 2018’de gerçekleştirilen operasyonla büyük ölçüde deşifre olmuştur. Adnan Oktar ve beraberindeki 176 kişi, çok sayıda ağır suç isnadıyla tutuklanmıştır.

 

Küresel Elitlerin Karanlık Yüzü Jeffrey Epstein

Benzer şekilde ABD’de Jeffrey Epstein adı, reşit olmayan kız çocuklarının cinsel sömürüye maruz bırakıldığı bir fuhuş ve insan ticareti ağıyla anılmıştır. Epstein, 6 Temmuz 2019’da bu suçlamalarla ikinci kez tutuklanmış; 10 Ağustos 2019’da cezaevinde hayatını kaybetmiştir. Her iki dosya da, çocuk yaşta istismarın bireysel bir sapkınlık değil, örgütlü ve sistematik bir suç biçimi hâline geldiğini açıkça göstermektedir. Bu vakaları yalnızca birer “suç dosyası” olarak okumak, meselenin esas boyutunu ıskalamak olur.

 

Teşhircilik,  Güç Ve Bağlılık Mekanizması

Adnan Oktar yapılanmasının dikkat çeken yönlerinden biri, teşhircilik ve gösterişi sistematik bir propaganda aracına dönüştürmesidir. Lüks mekânlar, pahalı kıyafetler, estetikle şekillendirilmiş bedenler, şatafatlı sahneler, göz alıcı, şuh duruşlar ve sürekli kameralar önünde sergilenen bir hayat tarzı; hem cazibe unsuru olarak kullanılmış hem de örgüt içi bağlılığı pekiştiren bir araç hâline getirilmiştir. Bu teşhirci dil, ahlâkî sınırların bilinçli biçimde aşılmasını ve sıradanlaştırılmasını hedefleyen ideolojik bir zemine yaslanmıştır.

 

Çocuk İstismarı  Ve Fuhşun Ticareti

Çocuk yaşta fuhuş, yalnızca bireysel bir ahlâksızlık değil; örgütlü suç ağlarının, istismar ekonomisinin ve insan haysiyetini yok sayan bir zihniyetin ürünüdür. Reşit olmayan çocukların cinsel sömürüye maruz bırakılması, fuhşun bir “piyasa faaliyeti”ne dönüştürülmesi anlamına gelir ve bu durum insan ticareti suçunun en ağır biçimlerinden biridir. Bu tür yapılar, çocukları birer meta olarak görür; suskunluklarını tehdit, şantaj ve korku yoluyla garanti altına almaya çalışır. Bu nedenle çocuk fuhşu, sadece hukûkî değil, aynı zamanda vicdanî ve insanî bir çöküşün göstergesidir.

 

Değerlerden Kopuş  Ve Küresel Tefessüh

İnançtan, İslâmî gelenek ve değerlerden, tarihsel birikimden kopuş; edep ve hayânın önemsizleşmesiyle birlikte ahlâkın giderek yozlaşmasına yol açmaktadır. Fuhuş, kumar, hırsızlık, dolandırıcılık, rüşvet, adam kayırma ve “neme lâzımcılık” gibi olumsuzlukların, dijital dünya üzerinden neredeyse bütün insanlığı etkilediği görülmektedir.

Bu tefessüh öylesine hızlı ve yaygın bir biçimde ilerlemiştir ki, mevcut şartlar içinde bunun önüne geçebilmek belki de uzun yıllar alacaktır. Elbette ilahî iradenin, aklımızın ve hafsalamızın almayacağı ölçüde büyük ve sosyolojiyi kökten değiştiren hadiselerin meydana gelmesi ihtimali her zaman vardır ancak bu, insanın sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.

 

Çıkış Yolu  İhya mı, Kaos mu?

Bugün bazı insanlar adeta birer suç makinesine dönüşmüş durumdadır. Üstelik bu kişilerden bir kısmı, içinde bulundukları hâlin farkında bile değildir. Toplum, farkına varmadan belli bir yöne doğru sürüklenmekte; kötülük önderleri, kitleleri sistemli biçimde kötülüğe kanalize etmektedir.

Bu şartlar altında asıl soru şudur: Çıkış yolu nedir, ne olmalıdır ve nasıl bir yol izlenmelidir? Bu noktada yapılması gereken, yalnızca kötülüğü teşhir etmek değil; iyiliği yeniden anlamlı, yaşanabilir ve cazip kılmaktır. Ahlâk, soyut bir öğüt olmaktan çıkarılıp günlük hayatın merkezine yerleştirilmedikçe kalıcı bir dönüşüm sağlanamaz. Aile, eğitim, dil, sahih temsil ve örneklik üzerinden inşa edilmeyen hiçbir değer dünyası, dijital çağın yıkıcı rüzgârlarına karşı ayakta kalamaz.

Aksi hâlde insanlık, sadece ahlâkî bir çözülme değil; aynı zamanda sosyolojik, zihnî ve vicdanî bir dağılma yaşayacak; bu da kaosu geçici bir hâl olmaktan çıkarıp kalıcı bir kader hâline getirecektir.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —