Ahmet TAŞ

Tarih: 01.03.2022 13:37

ACISI DEVAM EDEN DARBE! 28 ŞUBAT

Facebook Twitter Linked-in

1990'larda Sovyetlerin dağılması ile rakipsiz kalan Batı dünyası kendine yeni bir rakip aramaya koyuldu. Çok geçmeden de buldu. Dünyada gelişen İslami akımlar.

Eğer dünyada yayılan İslami uyanışı daha beşikte iken yok etmez, önünü kesmezse geleceği tehlikedeydi Batının. Zira yeni yetişen ve devlet tecrübesi kazanan Müslümanlar Batının kendi ülkeleri ve diğer ülkelerdeki sömürü düzenlerini ortadan kaldırırlardı.

Birçok İslam coğrafyasında olduğu gibi Türkiye'de de İslamlaşma artmaya başlamış okullar, cemaatler, STK ‘ar ve siyasi partilerde okuma, öğrenme, hayata ortak olup değer katma yarışı 1980'lerden sonra 1990'larda da artarak devam ediyordu. Siyaset alanına da atılan Müslümanlar kendilerini ifade ettiğine inandıkları Refah Partisi'ni 1996 yılında 158 milletvekili ile meclise göndermişlerdi.

1996'da kurulan Doğru Yol ve Refah Partisi ortaklığı olan Refahyol hükümeti iktidar olarak ülkeyi idare etmeye başlamıştı. Buna bir türlü tahammül edemeyen Batı dünyası ülke içindeki uzantılarını (Lejyonerlerini) devreye koyarak (TÜSİAD, Odalar Birliği, Türk İŞ, DİSK, TUSKON ve diğerleri) orduyu da tetikçi seçerek Refahyol hükümetini devirme operasyonuna başladılar.

Nitekim 28 Şubat 1997 günü yapılan Milli Güvenlik Kurulu toplantısında anayasa ve hukuk yok sayılarak hükümete muhtıra verilerek darbe yaptılar. Bu girişim hükümete verilen muhtıra değil millete yapılan darbe idi sanki. Muhtıra talepleri ile İmam Hatip okullarının, Kur'an kurslarının kapatılması, mezunlarına katsayı engeli konularak üniversiteye girişlerinin engellenmesi dahil İslami uyanış saydıkları hayatın her alanındaki gelişmelere engeller konuluyordu.

1997 28 Şubat’ında başlayıp 2002 yılına kadar süren dönemde olmadık zulümler devlet yetkisi kullanılarak millete yapıldı. Bunların bazıları ise

İmam Hatip Liselerinin orta kısımlarının kapatılması.

Kur'an öğretimine 12 yaş sınırının konması.

İmam Hatip ve Meslek Lisesi mezunlarının üniversiteye girişlerinin engellenmesi.

Kamu kurumları, liseler ve yükseköğretimde başörtüsü yasağının uygulanması.

6 milyon oy alarak meclise giren iktidar partisi Refah Partisi'nin kapatılması.

Askeri Şura kararları ile Müslüman kimlikli asker personelin TSK’dan atılması.

Vakıflar, dernekler ve cemaatlere yönelik haksız, hukuksuz tutuklama, fişleme ve kapatmaların yaşanması.

İslami görünümlü şirketlerin kara listeye alınması.

Belediye başkanlarının uyduruk gerekçelerle görevden uzaklaştırma kararı.

Genelkurmay'da yargı mensuplarına verilen brifing emirleri ile binlerce insanın yargılanması ve uzun yıllara mahkum edilmeleri.

Sayılan zulüm ve mağduriyetlerin büyük bir bölümü 2002'den sonra gelen hükümetler ve mecliste çıkarılan yasa kararname ve 2010 yılında yapılan anayasa değişikliği ile giderildi. Ama biri var ki ateş düştüğü yeri yakar misali muhataplarını ve ailelerini yakmaya devam ediyor.

28 Şubat döneminde İslami kimlikli insanları haksız, hukuksuz yargılama emrini darbecilerin daveti ile Genelkurmay'da alan hâkim ve savcıların uzun yıllara mahkum ettiği dönemin mahpusları.

Sayıları 28 Şubat döneminde binleri bulan bu mazlumların yeniden adaletli yargılanma talepleri bir kısmı dışında ne yazık ki cevap bulmadı.

Şu an sayıları 150 kadar olan ve 25 yıldan bu yana cezaevinde ömür tüketen bu insanların derhal yeniden ve adil yargılama ile hürriyetlerine kavuşturulmaları siyaset ve adalet kurumunun vazgeçilmeyecek sorumluluğudur.

Gerek 28 Şubat'ın mazlum mahpusları gerekse 1993’lerde yaşanan Sivas olaylarının mazlum ve mahpuslarının adil bir yargılama ile hürriyetlerine kavuşturulması için MAZLUMDER’in çalışmaları uzun yıllardır birçok platformda devam ediyor.

Cumhurbaşkanı, TBMM, Adalet Bakanlığı, Kamu Denetçiliği Kurumu ve siyasi partiler nezdindeki çalışmalardan ne yazık ki istenilen sonuç alınamadı. 2022 yılında da MAZLUMDER ve diğer insan hakları kurumları bu taleplerini dillendirmeye devam edecekler.

Sonuçta 28 Şubat bin yıl sürmedi, ama acısı yakmaya devam ediyor.

Selam ve dua ile


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —