Cumhuriyet tarihi aynı zamanda acıların da tarihi olmuştur. Sistemin kendisini temsil etmediğini düşünen insanlar potansiyel tehlike olarak görülmüş ve hadleri bildirilmiştir. Kurtuluş Savaşı'nın kahramanları düzme suikastlarla ilişkilendirilmiş ve idam edilmiştir. Bir kısmı ise evlerinde göz hapsinde tutulmuşlardır. Yazılı eserlerine ve belgelerine el konulmuştur. Özellikler Birinci Meclis'in kahraman milletvekilleri tasfiye edilmiş, sert eleştirilerde bulunan Ali Şükrü Bey bir suikastla susturulmuştur.
Rejimin adı cumhuriyetti fakat uygulamalar tamamen diktatörce idi. 1946'ya gelindiğinde çok partili hayata geçiliyor; CHP'den ayrılanlar yeni bir parti kuruyorlardı.
1923'ten beri yapılan çok partili hayata geçiş denemeleri başarısızlıkla sonuçlanmıştı. Bundan sonra kurulacak partilerin öncekilerle benzer bir akıbete uğramasından endişe ediliyordu. Demokrat Parti'yi kapatmamışlardı, seçimlere katılmasına müsaade edilmişti. Bu kez de seçimleri kazanacak olmasının verdiği korkuyla siyaset tarihinde kimsenin aklına gelmeyen şeytanca bir dürtü ile yeni bir oy sayım sistemi getirdiler. Açık oy, gizli tasnif. CHP'nin tek umudu bu oy sayım sistemiydi. Her türlü sandık dalavereleri 1946 seçimlerinde yapılmıştı. CHP'nin altı okundan oluşan bayraklarla kaplanmış seçim sandıkları valilerin, kaymakamların evlerinde, makamlarında sayılıyor ve oylar hep CHP'ye çıkıyordu. Türkiye'de illüzyonistliğin kurucusu kabul edilen Zati Sungur 1946 seçimleri için Sandıklarda öyle dalavereler yaptılar ki benim bile aklım ermedi. demiştir.
Ülkenin kurucusu ve sahibi olduğunu söyleyenler 27 yıllık tek parti iktidarları döneminde milletin maneviyatına da büyük darbe vurmuşlardı. Ezanın asli diliyle okunmasından, Kur'an eğitimine kadar birçok alanda halk sıkıntıya sokulmuş, İstanbul merkez olmak üzere birçok şehirde camiler ahıra, pavyona, meyhaneye çevrilmişti. 1950 ile milletin iktidarı dönemi başlamış ve halktan çalınan değerler birer birer geri alınmaya başlanmıştı. Bu geri alış birilerini, zinde kuvvetleri rahatsız etmiş ve notlarını almışlardı. Bir gün bunun hesabını soracaklardı.
Milletin iktidarına on yıl zar zor tahammül edenler 27 Mayıs 1960'ta darbe yaparak yönetimi gasp etmişlerdi. Aynen bugün de olduğu gibi kuru iftiralar gırla gidiyordu. Ankara'nın batısı Celal Bayar'ın, doğusu Menderes'in, kuzeyi Hasan Polatkan'ın, güneyi de Fatin Rüştü Zorlu'nun şeklinde iftiralar gazetelerde çarşaf çarşaf yayınlanıyordu. Menderes'in dört uçak dolusu altını yurt dışına kaçıracağı şeklinde yüz karası bir iftirayı da atmaktan geri durmuyorlardı. Utanmadan, sıkılmadan gençlerin kıyma makinelerinde öğütülüp asfalt yapıldığını bile söyleyebiliyorlardı. 12 Eylül'ü hazırlayanların gerekçeleri aynı şekilde 27 Mayıs'ı hazırlayanların da gerekçeleri olmuştu.
Menderes ve arkadaşlarını nasıl yargıladıklarını, ne türden iftiralar attıklarını biliyoruz. Yaptıkları hakaretler, vücudunun çeşitli yerlerinde sigara söndürmeler, önünde sopa sallayan utanmaz askerler Bunları tanıklarından dinledik. Bununla alakalı olarak Ezandan Darağacına Menderes isimli kitabımızı hazırladık. Çıra Yayınları tarafından basılan eserimiz bugünlerde kitapçılarda yerine alacaktır.
Menderes'i astılar da ne oldu? Netice aldılar mı? Milletin çalınan değerlerini geri almak için kefen giyme cesaretini gösterenleri bitirebildiler mi? Bir tane olsun numunelik bir siyasi lider çıkartabildiler mi? Adam gibi bir seçim kazandılar mı? Bu millet Menderes'ten sonra onlara bir daha iktidar yüzü gösterdi mi? Göstermedi, göstermeyecektir. Biz her sandığa gittiğimizde Menderes'in boynuna takılan urganı CHP'nin boynuna takmayı bir vefa ve hamiyetperverlik olarak görüyoruz. Böyle görmeye de devam edeceğiz. Menderes'i katledenler için yaşasın cehennem demekten de geri durmayacağız.
Ömer Naci YILMAZ