“Yolumuz belli, izimiz belli, dostumuz belli, düşmanımız belli…”
Bu cümleler kulağa çok hoş ve güçlü geliyor. Değil mi?
İddialı, kararlı ve inanç dolu…
Peki gerçekten de öyle mi?
Teoride yolumuz belli.
Kitapta belli.
Sözde belli.
Paylaşımlarda belli.
Ama pratiğe baktığımızda karşımıza çıkan tablo bambaşka. Parçalanmış bir ümmet, dağınık bir bilinç, yorgun bir irade…
Eğer yolumuz gerçekten belliyse ve doğru istikamette yürüyorsak neden bu haldeyiz?
Söz var, bedel yok... Görüntü var hareket yok...
Bugün ümmetin temel problemi bilgi eksikliği değildir. Herkes neyin doğru olduğunu az çok biliyor.
Sorun şudur:
Doğruyu yaşamanın bedeline kimse talip olmak istemiyor. Kimse düzenin ve düzeninin bozulmasını istemiyor.
Vahdet diyoruz, kardeşlik diyoruz, adalet diyoruz…
Ama iş konforumuzdan vazgeçmeye gelince geri duruyoruz.
Şunu bilmemiz gerekiyor: Bedel yoksa, birlik de olmaz. Bugün pek çok insan, farkında olmadan sistemin “uyumlu birey” projesinin parçası hâline gelmiştir.
Sistem şunu telkin ediyor:
“Sus, rahat et.”
“Uyum sağla, yüksel.”
“İtiraz etme, kazan.”
"Alkışla ödül al."
Buna modern kölelik denir.
Eskiden kölelerin el veya ayaklarında zincir vardı.
Şimdi maaş var, makam var, statü var. İnsanlar hakikati savunmaktansa, koltuklarını korumayı tercih ediyor.
Bu da mankurtlaşmadır.
Yani kimliğini unutmuş,
ruhu törpülenmiş, sistemin parçası olmuş insan tipi…
Bugün İslam coğrafyasının hâlini anlamak için çok uzağa gitmeye gerek yok.
Üç temel sebep karşımızda duruyor:
Birincisi: Zihinsel işgal.
Topraklardan önce zihinler işgal edildi. Müslüman artık kendi aklıyla kendi kavramlarıyla düşünemiyor.
İkincisi: Liderlik krizi.
Halkına karşı sorumlu, adil ve ahlaklı önderlik neredeyse yok oldu.
Üçüncüsü: Ayrıştırma politikaları.
Mezhep, etnik kimlik, cemaat, parti…
Bunlar toplumsal bir mozaik, zenginlik olması gerekirken hepsi ayrılık sebebine dönüştürüldü.
Kardeşlik yerine tarafgirlik üretildi.
Ancak bilmemiz gereken en öncelikli mesele kendimizle yapacağımız hesaplaşma olmalıdır.
Bu meseleleri konuşurken hep “başkalarını” suçluyoruz.
Yöneticiler… Batı… Küresel güçler…
Bunların hepsisin suçu var doğru.
Ama asıl soru şu:
Ben neredeyim?
Hakkın yanında mıyım?
Kolayın yanında mı?
Mazlumun yanında mıyım?
Gücün yanında mı?
Ümmet, bireylerden oluşur. Birey düzelmeden ümmet düzelmez.
Gerçek vahdet ve kardeşlik; Afişlerle olmaz,
Sloganlarla olmaz,
Paylaşımlarla olmaz.
Vahdet ahlakla olur.
Fedakârlıkla olur.
Cesaretle olur.
Adaletle olur.
Bugün ümmetin hâli, düşmanın gücünden çok, bizim dağınıklığımızın sonucudur.
Düşman plan yapıyor.
Bizler gaflet içindeyiz.
Düşman çalışıyor.
Bizler konforumuzu korumanın peşindeyiz.
Bu yüzden:
Yolumuz sözde belli...
izimiz afişlerde belli,
yürüyüşümüz net değil.
Hulasa İhtiyacımız olan şey: Yeni sloganlar değil,
yeniden eğitim, toplumsal diriliş ve vicdan sahibi olmakta saklıdır.
Selam ve dua ile...
Engin GÜLTEKİN
Eğitimci-Yazar-Sosyolog

