Konumuza ilahinin bir müzik formu olup olmadığına dair bir soruyla başlamış olalım;
“İlahi, müzik mi, değil mi?”
İşin erbabı, onun bir müzik formu olduğunu söyleyecektir, ama öteden beri, müzikle ilgili yalan, yanlış bilgilere sahip insanlara/Müslümanlara bakınca, onların kahir ekseriyetinin müziğin “zinhar!” haram olduğunu değil söyleyecekleri, öyle olduğuna inandıklarını ifade edebiliriz.
Müzik olgusunu da aynen felsefe, sanat ve estetik mevzuları kabilinden, zaman içerisinde, salim fıtrattan peyderpey uzaklaşma eğilimine dâhil olduğuna şahitlik ettiğimiz insanın ruhen incelmesini öngören, onu fıtratıyla 'yeniden' buluşturma çabasını güden ve onu düşünen aklın ve zikreden kalbin ortaya çıkarmaya çalıştığı bir 'dinlenim' formu olarak değerlendirebilirdik.(1)
Müzik ya da mûsîkî birçok lügatte şu anlamlarda geçer; " 1) Duygu ve düşünceleri sesle ifade etme sanatı, 2) vezinli düzenli sanatlar ilmi ve 3) çalgı takımı olarak" geçmektedir. (2)
Ayrıca müzik; " 1) Duygu, düşünce ve imgeleri teksesli ya da çoksesli olarak anlatma sanatı, 2) bu biçimde düzenlenmiş seslerden oluşan yapıtların çalınması ya da söylenmesi" (3) olarak da lügatte yerini almaktadır.
Müziğin mahiyetiyle ilgili, madde, madde ne anlama geldiği mes’elesi anlaşılmıştır sanırız.
Yukarıda da belirttiğimiz üzere, dünden bugüne Müslümanların kahir ekseriyeti, müziğin, İslam kültürünün, medeniyetinin önemli ve ayrılmaz bir unsuru olduğu gerçeğine rağmen, haram olarak adedilmesi, olsa olsa, cehalet ve salt köylülük olgusu üzerinden okunabilir.
Bunun salt cehalet boyutu bir tarafa, kendi coğrafyamızı da dahil ettiğimizde, Müslümanların dahil olduğu fıkhî mezheplerin, birçok konuda olduğu üzere müzik konusundaki tutumlarına bakıldığında; Hanefi mezhebin öğretildiği medreselerin büyük bölümünün şehir merkezlerinde, Şafiilik gibi mezheplere dair bilgilerin tedris edildiği medreselerin büyük bölümünün kırsal kesimde konuşlanmasına bakıldığında, birçok konuda olduğu gibi müzik konusunda da birbirinden farklı anlayışların var olduğunu görebiliriz.
Hayatın, köye, kırsal kesime nazaran şehirlerde daha hızlı akması beraberinde birçok avantaj ile birlikte dejavantajları da bünyesinde bulundurmaktadır.
Bu gerçeğe bağlı olarak; köy/kırsal kesim, masumiyetin, sadeliğin, ifsada uğramamışlığın sembolü olarak görülürken, şehir(Medine) ise, hayatın hızlı akışına bağlı olarak, bünyesinde birçok iyiliği, yeniliği ve hayrı barındırdığı halde, ifsadında tavan yaptığı mekân olarak düşünülür. Bu, bir gerçek olmakla birlikte, büyük bir yanılgıyı da beraberinde getirmiş olur.
O da, insan ifsad olacaksa ve birilerini de ifsad edecekse, bunun yerleşim yerinin mahiyetiyle bir alakasının olmayacağını, bilakis nefis ve şeytanın insanı ayartması ve onun dürtmesi insan tekine cazip gelecekse, bu iş her yerde, her mekânda söz konusu olabilir.
Uzağa gitmeden söylersek, ülkemizde Müslümanlarıın kahir ekseriyetinin Hanefi(Türk vb.) ve Şafii mezhebe bağlılıkları dikkate alındığında, fıkıh otoritelerinin –çoğu da kendi imdi yorumlarını dinin bizzat kendisi olarak görmesi sonucu- birçok alanda baskıcı uygulamaları, onların ifsad olgusu açısından müziğe olumsuz bakmalarına sebep olmuştur diyebiliriz.
Gerçi bunun tersi de söz konusu. O da, çoğu, dönemi itibarıyla nüfusu on, on beş, yirmi bin olan vb. birçok Anadolu şehrinde, kendisini günümüzde kotarıldığı bilinen “bayağı, basit ve basmakalıp” ifadeler içeren ilahiler yerine, hakkı ve hikmeti içeren eserlerin icra edildiği tekke gerçeği, şehirde başlı başına müzik(musiki) adına ele alınabilir.
Birçok Anadolu şehrinde Sünnilik içerisinde değerlendirilen tasavvuf ekolüne bağlı tekkelerle birlikte, Bektaşî tekkelerinin de var olduğu, varlığını sürdürdüğü ve zikir halkaları oluşturarak icrada bulunduğu bilinmektedir.
Birçok tekkede zikir öne çıkarken, Mevlevilik gibi yapılarda sema ritüeli salt zikir ve müzik şeklinde karşımıza çıkmaktadır.
İslam kültüründe edebiyatla birlikte, her biri birer edebi form sayılan gazel türü formlar, gerek tekkede ve gerekse de o işin icra edildiği evlerde müzik içre icra edilmiş olup halende de yer, yer devam etmektedir.
Buna, asliyetinin henüz popülizm ve turizm uğruna bozulmadığı dönemlerde (bundan elli yıl öncesi diyelim) evlerde icra edilen sıra gecelerindeki uygulamaları örnek verebiliriz.
O güzelim durumdan, ilahinin ve “aynı zamanda” müziğin bayağılık ve basitlik kalıbı içerisinde olumsuz ve sözde “günah içeren” bir işleme tabi tutulması nasıl gerçekleşti?
Birçok soruya cevap vermek pek de kolay olmadığı gibi, bu soruya da kolay bir cevap vermekte pek kolay olmasa gerek.
Gerçi, işin uzmanı için, kolaylıkla cevap verilebilir. Adı üzerine soru uzmanlık sorusu ise cevabı da bir şekilde verilebilir.
Biz ise, birçok alanda var olan ve devam eden toplumsal çürümenin izine Osmanlı döneminde rastlamış olsak da, geçmiş ile var olan bağların tümden kesilmesi olarak okunması gereken, jakonben karakterli Kemalist uygulamalara bakıldığında; onların, değil İslam’a ait değerlerin, Batıyı çağrıştırmadığı, yerelliğe ve asilliğe vurgu yaptığından dolayı Türk “halk” müziğinin de yasaklanması hadisesine bakıldığında, bu kopuşun o çürüme ile basit bir din ve hayat anlayışını –Kemalistlerin de farklı şekilde var olan katkılarıyla birlikte- önemli bir paradigma olan İslamcılığa karşı salt gelenekçiliğin ikame edilmesi sonucunda, birçok alanda kel ve fodul uygulamaların sökün ettiğini söyleyebiliriz.
Bu kel ve fodul uygulamalardan birisi de müzik konusu idi.
Bununla birlikte, müzik, –o da var olan İslami çizgiye uyularak- kapatılan tekkelerin yerine evlerde “sıra geceleri kabilinden” zikir olgusu içerisinde varlığını bugüne dek sürdürmüş oldu.
***
Not: Bu yazının devamı niteliğinde olacak yazımızda ise, “devletin” ve mevcut iktidarın –konuya dair kendi yakınmalarını da dikkate alarak- bir kültür politikasına sahip olunmadığı için, var olan boşluğu “Kabe’de hû der Hacılar” vb. başlıklı olup dini kavramların popülist bir şekilde kültür politikalarına ram edildiğine dair konuları işlemeye gayret göstereceğiz.
Dipnotlar:
1) Sait Alioğlu; Müzik ve Türk Halk Müziği Üzerine Bazı Mülahazalar, (Haksozhaber.Net) 18.07.2011
-Bu konuda bkz. a)https://www.kitaphaber.com.tr/muzik-nedir-k2117.html, b)https://www.kitaphaber.com.tr/muzik-ve-populizm-kiskacinda-turk-halk-muzigi-uzerine-k5835.html”, c)https://yenipencere.com/yazilar/haramdan-proteste-muzik-ya-da-dini-muzik-sait-alioglu/ Sait Alioğlu
2)D.Mehmet Doğan; Büyük Türkçe Sözlük Mûsîkî Mad. Ülke yayın Haber, 10.Bas. 1994, İST
3) Ali Püsküllüoğlu; Türkçe Sözlük müzik mad. Doğan Kitap, 2.Bas. 1999 İST.

