Celal TAHİR

Tarih: 18.11.2019 13:14

ÜTOPYADAN DİSTOPYAYA

Facebook Twitter Linked-in

Thomas More’un eseri olan ütopya daha sonra başka yazarların da benzer eserler vermesi ile bu türün genel adı olur. Ve sadece edebiyatın bir dalını değil, bir düşünme disiplinini ifade eden kavram halini alır. Ütopya; modernite ile beraber öte-dünya inancının reddi veya reddi olmasa da ciddi ölçüde zayıflaması neticesinde bir yeryüzü cenneti hayalini özleminin ifadesidir. Bir başka açıdan da Eski Yunan’da ve ondan da ziyade Perslerde ve Hint düşüncesinde, Hindu dininde, metafiziğinde mevcut olan devirler öğretisi ile irtibatlıdır. Bu yönüyle Ütopya bir altın çağ toplumu insanlık evriminde bir altın çağ devresi özlemini ifade eder. Buna göre altın çağ bir tür cennet halinin yeryüzünde yaşanmasıdır. Burada insanlar arasında mutsuzluk, umutsuzluk, savaş, kötülük, sakatlık, noksanlık vs. gibi öğeler neredeyse yok gibidir. İnsanlar mükemmel, iyi, günahsız, kusursuz, noksansız gibidir. Bu telakkiye göre insanlık, altın çağ, gümüş çağ, bronz çağ, demir çağ gibi belli başlı dört çağa ayrılır. Hint düşüncesinde bunlar başka adlarla ifade edilmektedir. Modernite bu kadim anlayışlardan hareketle seküler bir cennet hayalini bir yazın(*) türü haline getirir ve bir yazın türü olarak ütopya yazma geleneği ortaya çıkar. Thomas More’un ütopyasının haricinde Campanella’nın “Güneş Ülkesi” vd. bu tür örnekleri arasındadır. . Ütopyalar da bir nevi bu özlemi dile getiren yapıtlar olarak okunabilir. İdeolojiler de altın çağa giden yolları gösteren kılavuzlar ve aynı zamanda ütopyalardır.

Ütopya: Sahte Cennet

Çünkü modern ideolojilerin vaadleri ve ütopyalar insanda zaten içkin olarak var olan cennet özleminin tersyüz edilmiş muhtelif tezahürleri ve ifadeleridir. Ütopya bir açıdan da Yahudi metafiziğine bağlanabilir. Yahudilikte Yeryüzü Cenneti inancı, insanlık evriminin sonuna yani kıyamete doğru gökyüzünün kapılarının açılacağı ve gökyüzü Kudüs’ünün, yani yeryüzü cennetinin görüneceği şeklindeki inançtır. Gökyüzü Kudüs’ü ya da yeryüzü cenneti Kudüs’ten görülecektir. Çünkü o, yeryüzü Kudüs’ünün gökyüzündeki arketipidir. Bu Yahudilerdeki Yeryüzü cenneti inancıdır. Bu, Kudüs ve adına Ortadoğu denilen Batı Asya İslam coğrafyasında, bir asırdır kopan fırtınanın metafizik arka-planının da izahıdır.

Ütopyalar gerçekleşmeyince ve gerçekleşmeyeceği anlaşılınca yerini, negatif ütopyalar, distopyalar alır. Yeryüzünün cehenneme döneceğine dair Hollywood filmleri de yapılmaya başlanır. Ütopyaların gerçeklikten uzak olması ve gerçekleşememesi, buna mukabil distopyaların ise gerçekliğe yakın, daha gerçekleşebilir olması ve daha da gerçekleşecek gibi gözükmesinin birkaç sebebi daha vardır. İçinde yaşadığımız âlem değişimler, oluş ve bozuluş âlemidir; dolayısıyla bir tür cennet özlemi ve tasarımı olan, bu yanı ile de sahte cennet gibi olan ütopyaların bu dünyada gerçekleşemeyecek olmasının en önemli ve temel sebebi budur; çünkü cennet hali açıkça bu âlemin üzerinde ve dışındadır.

Ütopyalar Neden ve Nasıl Distopyaya Dönüştü?

Ve bunun ile beraber eskiden beri bir takım insanların ve cemiyetlerin üzerinde durduğu ölümsüzlüğün de içinde bulunduğumuz âlemde tahakkuk etmesi mümkün değildir. Ölümsüzlük de yine değişmezler âleminde, cennet halinde, cennette tahakkuk edebilecektir; çünkü içinde yaşadığımız âlemin/dünyanın bizatihi kendisi ölümlüdür.

Ve buna bağlı olarak da ikinci sebep şu şekilde izah edilebilir:

1-) İçinde yaşadığımız âlem belirli ilahi, asli prensipler üzerine bina olunmuştur.

2-) Bu âleme, asli prensiplere ve asli prensiplere bağlı olarak tezahür eden süreçlere, olgulara müdahale edilmeden ütopyaları gerçekleştirmeye dönük düzenlemeler yapılması, bunların ortaya çıkması mümkün değildir.

3-) Dolayısıyla ütopyalar tasavvur ve tahayyül edilir ve tanımlanırken, bu âleme bu prensipleri bozucu bir şekilde müdahale edilmektedir;

Ve bu, bu meselenin can alıcı noktasıdır.

Bu müdahaleler gerçekleşirken, asli-ilahi prensiplere göre bina olunan dünya fesada uğrama sürecine girer. Oluş ve bozuluş evreninde bozulma/ifsad evresinde olduğumuz bütün yaşadıklarımızla sabittir. Ki modern dünya bir yanıyla bu müdahalelerin gerçekleşme sürecidir. Yani dünyadaki fesat, ifsat, bozulma, bozuluş süreci esasen insanların bir tür sahte cennet arayışı ile tetiklenen, başlayan, gelişen, yaşanan bir süreçtir. Bu süreç yaşanmakta ve artan bir ivme ile devam etmektedir. İşte bu süreç başladıktan, geliştikten, yaşandıktan sonra dünyanın gerçekliği distopyalar istikametinde dönüşmeye başlamaktadır.

Demek ki, sahte cennet özlemleri-vaadleri ile oluşmuş tasarımlar olan ütopyalar gerçekleşememektedir. Lakin buradan hareket ile modern ütopyalar özlemi müdahaleler neticesinde distopyalar gerçeklik kazanmaktadır. İdeolojiler rehberliğindeki hareketlerin müdahaleleri de, aynı neticeyi vermektedir. Tüm bunlar ütopya ile harekete geçen modern insanın doğrudan distopyaları gerçekleştirmesinin ana hatlarıdır. Yani ütopyalar gerçeklikten-gerçek dünyadan uzaktır. Fakat distopyalar ise modern ütopyalar özlemi müdahaleler neticesinde oluşan hal ve gidişat ile uyumludur. Tam olarak bugün olanı değilse de yarın olabilecek olanı yani bilkuvve var olanı bize anlatırlar. Bu nokta önemlidir; çünkü bu, ütopyaların distopyalara dönüşmesinin de sebebidir, bu dönüşümün izahı burada aranmalıdır. Ve bu, modernitenin ilk evresinden daha farklıdır. İlk evre ağırlıklı olarak ifsad evresidir. Bu ikinci evre ise ilahlık gösterilerine tanıklık edilecek olan, varlığı tanımlama evresidir. Bu durumda cennet haline ulaşılamamış; lakin insanlığın asli metafizik prensiplerle bağı zayıfladığı için bu defa dünya altı, insan altı bir alana yani cehennemi hâle doğru düşüş/dönüşüm başlamıştır ve devam etmektedir.

Sahte Cennetten Gerçek Cehenneme

Ortada yaşananlar aslı olmayan suretler gibidir. Çünkü asli-ilahi prensiplerden epey kopmuş ve uzaklaşmış kişi, olay, olgu ve süreçler aynı zamanda fikirler, düşünceler, sanat ve fikir ürünleri ortadadır. Özgürlük namına birçok sanat akımının ortaya koyduğu ürünler ve yine özgür düşünce namına ideolojik cenderelerin içine hapsolmuş zihinlerin ortaya koyduğu garip hatta bazen doğrudan sapkın fikirler ve garip siyasi, kültürel, toplumsal akımların, olguların ve yapıların ortaya çıkışı da bu bağlamda anlam kazanmaktadır. Ayrıca olacak olanı Hollywood’un distopya filmleri de anlatmaktadır.

Ortaya cayborg gibisinden varlıkların çıkacağı mümkün gözükmektedir. Hatta bu tip varlıkların şu anda da yeryüzünde birtakım laboratuvarlarda üretilmiş ve hazır olarak bekletildiğini düşünmemiz mümkündür. Bir yandan organ nakli ve sonrasında yapay organ üretimi ile beraber bazı hastalıkların önüne geçilebilmesi de mümkündür. Lakin bu tür yapay eklentilerle hiç tahmin edilemeyecek sorun ve marazların da ortaya çıkması ayrıca ihtimal dâhilindedir. Bir yandan bu şekilde kesip biçilerek yarı suni-biraz makine şeklindeki insan-yeni insan varlığının bazı distopya filmlerinde gösterildiği/anlatıldığı gibi bir tür zombileşmesi de mümkündür.

Ve organ nakli, genetik bilimi ve yapay zekâ yoluyla tüm bunların bileşimi-karışımı ile bir tür yapay, zeki varlık veyahut ‘’insan ‘yaratma’ ‘’ proje, çaba ve süreçleri de insan, hayvan ve bitki genetiğine müdahale de bu bağlamdadır ve bu süreçte anlam kazanmaktadır. İnsan klonlama işleminden vazgeçildiği söylenmekle beraber, bundan vazgeçilmesi için bir sebep yoktur. Bu bilimsel çalışmalar bir üst prensip tarafından yönlendirilmelidir. Bu üst prensip de açıktır ki manevi prensipler olmalıdır. Bu olmadığı takdirde, bazı bilimsel çalışmaların sonuçları itibariyle insanlığın hayrına olmayacağı açıktır: garip mahlûklar, acayip bitkiler de ortaya çıkarılabilir. Gündemde olan Homo-Deus ise bir tür üst-insan ise ‘tanrısal insandır’. Burada nano teknoloji, hücrenin oluşumuna dair bir takım verilerin ortaya çıkması, yapay-dijital zekâ ve genetik biliminin yardımıyla bir üst insan türünün, bir nevi tanrısal-insan modelinin inşa edileceği öngörülmektedir. Esasen dünyanın egemen zümreleri ve elitleri ortaya çıkacak işe yarayan ürünleri ve neticeleri de öncelikle ve çoğunlukla sadece kendileri için düşünmektedirler. Dolayısıyla dünya bir azınlık bir elit için yapay bir cennet haline dönüştürülmeye çalıştırılacaktır. Ancak bu adı üzerinde yapay bir cennettir bir nevi cennetin taklidi gibidir ve fakat kendisi değildir.

İnsanlığın geri kalan ve çoğunluğu ise bu yapay cennetten mahrum olacaktır. Onlar için dünya bir cehenneme dönüşecektir. Bu sinemada da kendini gösterir. Hollywood’un özellikle 70’lerdeki Logan’nın Kaçışı, 80’lerdeki Mad Max ile başlayan Terminatör, Yeni Cennet, Matrix ve daha başka birçok film ile devam eden bu distopya serisi filmleri de ayrıca dikkate değerdir. Modern dünyanın aklı artık insanlığa sahte dahi olsa bir cennet vaadinde bulunamamaktadır. Bunun yerine insanlığın karanlık geleceği insanlığa anlatılmakta resmedilmektedir. Dünyamız cehennemi bir hâle, koşar adım yaklaşmaktadır.

Bu sebepten de dünya kontrol altına alınmaya özen gösterecektir ve hatta bugünden de buna gayret edilmektedir. Zaten üç asırdır insanlık ideolojilerin oluşturduğu matrix evreninde yaşamaktadır. Kendisi ve dünya hakkında doğru bir algı ve kavrayıştan uzaklaşmış/uzaklaştırılmıştır. İdeolojilerin bu rolü ortadan kalkmayacak fakat buna internetin ve sanal âlemin oluşturacağı matrix evreni eklenecektir/eklenmektedir. İşte bu hakiki distopyanın kendisidir.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —