Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz


Engin GÜLTEKİN


ÜMİTVAR OLUN, AMA ÜMİTLENMEYİN...

Engin Gültekin'in "yeni" yazısı...


“ümitsizlik” çoğu zaman ilgisizlikten değil, fazla düşünmekten, fazla dert edinmekten gelir.

Umursamayan biri muhasebe yapmaz.

Kişi neden kendini ümitsiz hisseder?

Şundan dolayı: Doğruyu görür, yanlışı bilir. Ama yanlışı değiştiremediğini de hisseder. Bu durum  insanı yorar.

Bir süre sonra insan kendi kendine şunu der:  “Ben görüyorum, ama kimse duymuyor.”

Bu durum modern zamanların en ağır yüküdür.Toplumsal ihya ve inşa çalışmaları yapan herkes bu ağır yükün altında kalmıştır. Bu ümitsizlik ve zayıflık değildir.

Tam tersine: Bu, vicdanın hâlâ canlı olduğunu gösterir. Bu bir vicdan hareketidir.

Asıl tehlike “Bana ne ya” diyenlerdir. "Bana değmeyen yılan bin yaşasın." diyenlerdir.

Kendini düşünüp diğer insanların dertleriyle ilgilenmeyenlerdir.

Bunlar kaybetti veya er geç kaybedeceklerdir.

Ama vicdanını canlı tutanlar kaybetmedi ve her zaman kazanacaklardır. 

Kazanma ve kaybetmenin ne olduğunu bilenler için,

Tarih bunun şahididir.

Tarihe şahitlik edenler her zaman ümitvar olmuşlardır.

“Ey ehl-i İslâm!

Ümitvar olunuz.

Şu istikbal inkılâbatı içinde en yüksek gür sada, İslâm’ın sadası olacaktır.”

“Evet bir çiçekle bahar gelmez ama her bahar bir çiçekle başlar.”

"Ufkumuzda sönenler, doğanlar olur,

Göklerden yere inen fermanlar olur,

Zaferle taçlanan zamanlar olur,

Yarın, elbet bizimdir, elbet bizimdir.

Gün doğmuş, gün batmış,  elbet bizimdir."

Bu sözler bizim Ümitsizliğe karşı direnci,

İmanla beslenen geleceğe güveni ve bir milletinin yeniden dirilişini

vurgular.

Kur’an’da  mezkûr bu durum ve duygu Peygamberler örnekliğinde bize sunulmaktadır.

Hz. Nuh:

“Rabbim, ben çağırdım ama dinlemediler…”

Hz. Musa:

“Rabbim, bu kavim bana karşı geliyor…”

Hz. Muhammed (sav): Taif’te taşlandıktan sonra ne dedi?

“Rabbim, gücüm kalmadı…”

“Deyin ki:

Allah’a, bize indirilene, İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a ve torunlarına indirilene, Musa’ya ve İsa’ya verilene ve bütün peygamberlere Rablerinden verilene iman ettik. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz.

Biz O’na teslim olanlarız.”

(Bakara;136)

Eğer Allah'a, Onun Kitabına iman edenler isek hayatımız ve hissettiklerimiz peygamberlerin yolundan bir iz taşımalıdır.

Bugünün en büyük yalanı: “Her şey iyi ve her şey kontrolümüzde” yalanıdır.

Biz sonuçtan sorumlu değiliz. Biz yaptıklarımızdan sorumluyuz. Biz şahitlikten sorumluyuz.

“İçlerinden bir topluluk şöyle demişti:

‘Allah’ın helâk edeceği veya şiddetli bir azapla cezalandıracağı bir kavme niçin öğüt veriyorsunuz?’

Onlar da: ‘Rabbinize karşı bir mazeretimiz olsun diye ve belki sakınırlar diye (öğüt veriyoruz)’ dediler.” (Araf: 164)

Hakikati savunmak, kazanmak değildir.

Hakikati savunmak bir  vazifedir. İşte biz bugün malesef bu vazifeyi kaybettik. Ama şunu da unutmayalım. Bulanlar neyi kaybettiğini bilenlerdir. Yeniden bu vazifeyi yüklenmek zorundayız.

Umutsuz olmayalım yorgunluk mühim değil...

Gelecek rahatından vaz geçip yorgun olanların olacaktır.

İnsan kendini; Kırgın, yorgun ve  yalnız hissedebiliyor. 

“Bu kadar çaba boşa mı gitti? diyebiliyor.

Bu normal. Toplumlar bir anda düzelmez.

Ama: Bir öğretmen 10 öğrenci, 10 öğrenci 100 insan, 100 insan  bir nesil olursa düzelir.

Şunu unutmamalıyız.

Sistemler çöker.

Saltanatlar biter.

Algılar söner.

Ama bir insanın kalbine atılan hakikat tohumu asla ölmez.

Bundan dolayı umutsuzluk daha çok nereden geliyor? sorusunun cevabını bulmamız gereklidir.

Ülkenin gidişatı mı?

Dinin istismarı mı?

Gençlerin mevcut hali mi?

Yoksa kendi mücadelemizin karşılık bulmaması mı?

 

Selam ve dua ile...

 

Engin GÜLTEKİN

Eğitimci-Yazar-Sosyolog

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

YAZARLAR