Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz


Nevzat KAYA


Üç Gömlek: Kanlı, Yırtık, Şifalı

Nevzat Kaya'nın "yeni" yazısı...


Tarih dediğimiz şey sadece olup bitmiş olayların kronolojik sıralaması değildir. İnsanlığın zaaflarını, ihanetlerini, direnişlerini ve umutlarını taşıyan büyük bir aynadır. Bu aynaya bakıldığında bazı kıssaların zamanı aşıp bugüne konuştuğu görülür. Hz. Yusuf’un kıssası da böyledir. Kur’an’ın “kıssaların en güzeli” diye sunduğu bu anlatı aslında bir insanın değil, bir ümmetin düşüşünü, imtihanını ve yeniden ayağa kalkışını anlatır.

Yusuf’un kanlı gömleğiyle başlar her şey. Kardeşleri onu kuyuya attığında, getirdikleri gömlek yalandan kana bulanmıştı. O gömlek sadece bir çocuğun kayboluşunu değil, kardeşliğin ihanetle kirlenişini temsil ediyordu. Yusuf’u yok etmeye çalışanlar düşmanları değil, en yakınlarıydı. Bu gerçek değişmeyen bir yasayı hatırlatır. Büyük yıkımlar çoğu zaman dışarıdan değil, içeriden başlar.

Osmanlı’nın son dönemleri bu açıdan ibretliktir. Dış baskılar ve savaşlar elbette vardı. Fakat asıl kırılma içeride yaşandı. Adalet sarsıldı, liyakat zayıfladı, ümmet bilinci parçalandı. Tıpkı Yusuf’un kardeşleri gibi içeriden bir çözülme başladı. Herkes kendi hesabına yönelince, bir medeniyet kendi elleriyle kendi kuyusuna indirildi.

Ardından gelen dönem ise sadece siyasi bir değişim değil, aynı zamanda bir hafıza kopuşudur. Osmanlı’nın yıkılışından sonra gerçekleştirilen inkılaplar, kurumlarla birlikte zihniyeti de dönüştürdü. Geçmişle bağ koparılmak istendi, tarih yeniden yazıldı, kimlik yeniden tanımlandı. Tıpkı Yusuf’un kardeşlerinin, babaları Yakub’un gözündeki değeri yok etmek için bir hikaye kurmaları gibi, burada da hakikatin yerine yeni bir anlatı yerleştirildi.

Kanlı gömlek bu yüzden sadece bir hatıra değil, bir zihniyettir. Gerçeği örtmek, sorumluluğu gizlemek ve yalanı meşrulaştırmak. Oysa Yakub’un feraseti o gömleğin yalanını sezmişti. Tarih de bütün çarpıtmalara rağmen hakikati içinde saklar. Yalan üzerine kurulan hiçbir düzen kalıcı değildir.

Hilafetin ortadan kaldırılması ise bu kopuşun en derin yarasıdır. O gün yalnızca bir kurum değil, ümmetin birlik duygusu da büyük bir darbe aldı. Bu, Yakub’un Yusuf’u kaybettiği ana benzer. Nasıl ki Yakub yıllarca hasretle ağlayıp gözlerini kaybettiyse, ümmet de yönünü kaybetti ve uzun bir dağınıklık sürecine girdi. Son yüzyıl, bu anlamda kuyunun dibinde geçen bir zaman dilimidir.

Fakat kıssa burada bitmez. Asıl hikaye kuyudan sonra başlar. Yusuf’un ikinci gömleği, arkadan yırtılmış bir gömlektir. Bu, bir düşüşün değil, bir direnişin işaretidir. Yusuf, arzunun değil ahlakın tarafında durmuştur.

Bugün ümmet de benzer bir imtihandan geçmektedir. Kuyudan çıkmak önemlidir, fakat belirleyici olan güçle karşılaşıldığında gösterilen duruştur. Dünyevileşme çağımızın en büyük sınavıdır. Makam ve iktidar ya dirilişe kapı açacak ya da yeni bir savrulmaya yol açacaktır.

Gömlek önden yırtılıyorsa bu teslimiyettir, arkadan yırtılıyorsa bu direniştir. Yusuf’un zindandan saraya uzanan yolculuğu ahlaki direnişin sonucudur. Bu sadece bireysel değil, toplumsal bir yasadır. Ahlakı kaybeden kaybeder, koruyan ise eninde sonunda kazanır.

Bugün dünya farkında olarak ya da olmayarak bir Yusuf arayışındadır. Güç karşısında bozulmayan, adaleti önceleyen bir duruş. Bu, bir kişinin değil, bir ümmetin yeniden inşa edeceği bir bilinçtir. Bu bilinç oluştuğunda, kuyudan çıkan bir topluluk yönünü yeniden bulacaktır.

Ve nihayet üçüncü gömlek. Şifa taşıyan gömlek. Yusuf’un gömleği Yakub’un yüzüne konulduğunda, yıllardır görmeyen gözler yeniden açılmıştı. Bu sahne karanlığın sonsuz olmadığını gösterir.

Bugün ümmetin gözleri yorgun, yönü dağınık olabilir. Ancak bu durum kalıcı değildir. Doğru bir bilinç, doğru bir ahlak ve yeniden kurulan bir birlik ile o şifalı gömlek tekrar gelecektir. Bu bir temenniden öte, tarihsel bir hakikattir.

Şifa kendiliğinden gelmeyecek. Bir asır önce kaybedilen hilafet fikrinin yeniden anlaşılması, ümmetin birliğini ve adaletini temsil eden bir bilinç olarak yeniden inşa edilmesi gerekecek. Bu, geçmişi aynen tekrar etmek değil, onun ruhunu bugüne taşımaktır.

O gün geldiğinde dağılmış parçalar birleşecek, yorgun gözler yeniden görecek ve ümmet kendi hakikatine dönecektir.

Bu üç gömlek bize şunu hatırlatır. Düşüş, imtihan ve diriliş bir bütündür. Mesele, bu sürecin neresinde durduğumuzdur.

Ve unutulmamalıdır ki bu sadece bir hikaye değil, bir hesap çağrısıdır. Yaşanan her şeyin, alınan her tavrın bir karşılığı vardır.

O gün geldiğinde ne kanlı gömlek saklanabilecek, ne yırtık gizlenebilecek, ne de şifa inkar edilebilecektir. Her şey ortaya konulacak.

Ve hüküm, en adil olan tarafından verilecektir.

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

YAZARLAR