Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz


ESAT HOCALAR


Türkiye'de Müslümanlığın Güncel Durumu Tesir Eksikliği ve Çözüm Yolları

Bugün Müslümanların bilgi, imkân ve görünürlük bakımından geçmişten daha ileri olduğu söylenebilir. Peki neden sözümüz tesir etmiyor? Neden bu kadar güç, bu kadar imkân, bu kadar kurum varken değişim gerçekleşmiyor? Bu yazı, sorunun bilgi eksikliğinde değil; temsil, ahlâk ve sahih gelenekle kurulan bağda olduğunu hatırlatıyor.


Türkiye'de İslam'ın toplumsal varlığı, son yıllarda niceliksel olarak büyük bir genişleme gösterdi. Ancak bu genişleme, niteliksel derinlik ve tesir gücüyle eşleşmiyor. Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) asrındaki gibi kalpleri dönüştüren, toplumları kökten değiştiren bir etki alanı yaratamıyoruz. Bu yazı, mevcut durumun samimi bir muhasebesini yaparak, neden tesir edemediğimizi sorguluyor ve çıkış yollarını işaret ediyor. Zira sorun, altyapı eksikliğinden değil; temsil, ahlak ve samimiyet zaafından kaynaklanıyor.

 

Geçmişten Günümüze Değişen Dinamiği

Günümüz Türkiye'sinde Müslümanlık, geçmiş yıllara kıyasla hem şuur hem de bilgi ve kültür açısından daha iyi bir noktada görünüyor. Ancak bu ilerlemeler yeterli değil; etkili bir dönüşüm sağlayamıyor. Tarihsel bağlamda ezilmişlik, yoksulluk, hor görülme ve dışlanma gibi faktörler, insanları bilgili olmasalar bile dinlerine sımsıkı bağlamış ve belli noktalarda kenetlenmelerini sağlamıştı. Ne var ki, bu olumsuzluklar azaldıkça, maddi refah arttıkça ve özgüven yükseldikçe dinî ve imanî anlamda gevşemeler başladı. Birlik ve beraberlik zayıfladı, zaaflar oluştu. Artık sözler tesir etmez hale geldi. Geçmişteki bilgi eksiklikleri bugün giderilebiliyor olsa da, hayatımızdaki sözler, haller, fiiller ve durumlar uyuşmadığı için ne kendi dışımızdakilere ne de birbirimize etki edebiliyoruz.

 

Dijital Çağın Zihin İfsadı Ve Etkileri

Elbette çağın getirdiği dijital dünyanın zihinleri ifsat etmesiyle de alakası var. Bunu körükleyen unsurlar mevcut. Dijital dünya zihinlerimizi işgal etmişken, biz ona bir şeyler vermemiz gerekirken tam tersi olmuş. Bütün bunların bilincindeyiz –bilincinde olmayanları hariç tutarak söylüyorum. Peki, neden Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) yaptığı gibi insanlara tesir edemiyoruz? Yeterince sevk edemiyoruz, yönlendiremiyoruz. İlahiyat fakülteleri, Kur'an kursları, medreselerdeki yetişenler de dijital dünyadan olumsuz etkileniyor. Zihinleri bulanık vaziyette insanlara bir şeyler anlatmaya çalışıyorlar. Anlattıklarında tutarsızlıklar, farklılıklar var; sahih gelenekten kopuşlar mevcut. Epistemik devamlılık yitirilmiş, kopukluk net bir şekilde görülüyor. Müslümanlara ve diğer insanlara yön verecek olması gereken kişiler, kendileri pusulalarını kaybetmiş halde. Söyledikleri ifadelerde neyi kastettikleri anlaşılmayan, indî yorumlar, İslam dışı zihnî bulanıklıkları içinde debelenip duruyorlar.

 

Liderlik Ve Birlik Zaafı

Müslümanların önündeki ilim ehli, kültür ehli, şuurlu zannettiğimiz kişiler –ilahiyat hocaları, imamlar, vaizler, müftüler, toplum önderleri, şeyhler– insanımıza bir şey veremiyor. Bir şeyh ölüyor, miras kavgası çıkıyor; bir lider gidiyor, bölünmeler yaşanıyor. Bir cemaatin etkili iki insanı ayrılıyor, kocaman cemaat parça parça hale geliyor. Birlik ve beraberlik şuuru kalmamış; nefisler, çıkarlar, maddiyat, bazen cinsellikler aramızı bölmüş, birliğimizi bozmuş, zihnimizi ifsat etmiştir.

Altyapı Zenginliği Karşısında Tesir Eksikliği

Altyapımız hazır gibi duruyor; eksik yokmuş gibi görünüyor. Ancak tesir edemiyoruz, sözümüz yerini bulmuyor. Neden?

106 ilahiyat fakültesi, yaklaşık 10.000 akademisyen, yüz binlerce talebe; 150.000 civarı din görevlisi; 1.600'ün üzerinde imam hatip lisesi, on binlerce hoca ve yaklaşık 500.000 talebe; binlerce dernek, vakıf, tarikat, cemaat, grup... Peki, niçin Peygamber Efendimiz'in meydana getirdiği o değişimi meydana getiremiyoruz? Niçin sabah namazlarında camiler boş? Niçin tesettürle buluşma oranı bu kadar düşük? Geçmişe göre bugün Müslümanlar siyasi güç kazanmış; toplumun kültürel ortalamasının üstünde duruyor. Muhalifler, muvafıklara göre daha düşük seviyedeler. Bürokratik güç, medya gücü, mecliste bugüne kadar olmayacak denli temsil, ekonomik ve sayısal güç var. Fakat tebliğ ettiklerimizi temsil edemiyoruz. İnsanların çoğu dinden, vaazlardan, hutbelerden, nasihatlerden kaçacak hale gelmiş.

 

Temsil Ve Ahlak Krizi
Asıl Sorun

Bugün halimizle, tavrımızla tesir edemiyorsak; fikirlerimiz, vaazlarımız, düşüncelerimiz, sözlerimizle de tesir edemeyiz. Yapacağımız tüm tebliğler, nasihatler boşta kalır, yerini bulmaz. İnsanlarımızı nasihatlerimizle, fikirlerimizle, yazılarımızla bir yerden bir yere sevk edemeyiz. Bu şartlarda değişim mümkün olmaz. İnsanlar davranışlara bakıyor. Adaletten bahsedip adaletsizlik yapıyorsak; haktan bahsedip hakkaniyetsizlik sergiliyorsak; dürüstlükten, samimiyetten söz edip samimi ve dürüst davranmıyorsak; kul hakkından bahsedip kul hakkına giriyorsak... Bütün bunları söylüyorsak ama yapmıyorsak, bu sözler kime tesir edebilir?

 

Ne Yapmalıyız? Çıkış Yolları

Peki, bu halde ne yapmalıyız? Öncelikle, birliği beraberliği bozan, sahih geleneği hiçe sayan, Kur'an'dan birkaç ayet okuyup kendini ön plana çıkarmaya çalışan kifayetsiz, psikolojik sorunu olan, İslam ahlakında zaafları bulunan, edebe mugayir söz ve fiilleri olan, söz sanatını icra ederken bunlara riayet etmeyen sözde liderlere, şeyhlere, grup önderlerine itibar edilmemesi için çaba harcamalıyız. Az konuşmalı, çok çabalamalı ve çok çalışmalıyız. İnsanların sahih beklentilerine cevap veremediğimiz zaman susmalı; verebileceğimiz zaman alabildiğine konuşmalıyız. Sahih geleneğimizi, epistemolojimizi devam ettirmeliyiz. İslam adına, Kur'an adına kim konuşuyorsa, konuştuklarında sahih bir gelenekten işaret yoksa, epistemik kopuş varsa, ahlaki zaaflar varsa, bunlara asla itibar etmemeliyiz. Küçük bir nüve oluşturulmalı: Tebliğ edilenleri temsil edebilecek kişiler, gruplar, dernekler ve vakıflar inşa etmeli, ihya etmeliyiz.

 

Son Söz

Türkiye'de Müslümanlığın geleceği, lafta değil fiilde yatıyor. Tesir etmek için önce kendimizi düzeltmeli, sahih geleneğe sımsıkı sarılmalı ve temsil gücümüzü en üst seviyeye çıkarmalıyız. Ancak bu yolla Peygamberî değişimi yeniden yakalayabilir, birlik içinde güçlü bir toplum inşa edebiliriz. Bu, her birimizin bireysel ve kolektif sorumluluğudur. Vakit kaybetmeden, halimizi ıslah ederek harekete geçme vaktidir. Zira değişim, sözle değil; örnek olmakla başlar. 

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

YAZARLAR