Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz


ALTAN TAN


Türkiye, Suriye ve Rojava

Altan Tan yazdı


Suriye yine toz duman. 8 Aralık 2024'den bugüne devam eden Suriye'deki yeni iktidar bir türlü tam bir istikrar sağlayamadı.

Ama tam olarak başarısız da diyemeyiz.

Altan Tan'ın konuşmasını içeren videonun linki:

https://x.com/i/status/2013583970428981594

Çünkü gerçekten Suriye'de ciddi sorunlar vardı. Bazıları bu kadar uzun bir süre ayakta kalabileceğini bile tahmin etmiyordu. Tam başarılı olmasa da adım adım bir istikrar ve Suriye'de egemenliğini sağlama yolunda ilerliyordu.  

İlk günden beri yani ilk gün derken 8 Aralık'ta Şam'a girmelerinden önce de sonra da daha önceki dönemdeki HTŞ'nin, Türkiye'nin, Rojava'daki PYD'nin, YPG'nin politikalarıyla ilgili çok konuştuk.

Benim durduğum yer, hiçbirisinin durduğu yer değil. Yani ne tam Türkiye Cumhuriyeti Devleti hükümetlerinin şu anki Suriye politikalarını doğru buluyorum, ne Şam'daki Ahmet Şara yönetiminin politikalarını yüzde yüz destekliyorum, ne de Rojava'daki YPG'nin politikalarını yüzde yüz destekliyorum.

Bunların her üçünün de yanlışlarını ve kendi durduğum nokta itibariyle ne yapılması gerektiğini defalarca kamuoyuyla paylaştım.

Tabi siyasetin şöyle bir kuralı var. Siz tam olarak bir yerde durmuyorsanız, yani bir yerde derken tam olarak mevcut Türkiye'deki hükümetin politikalarını %100 desteklemiyorsanız, Ahmet Şara'yı %100 desteklemiyorsanız, Mazlum Abdi'nin her yaptığı doğrudur demiyorsanız hepsi birleşip size sövüp sayıyor. Çok zor bir nokta. Bırakın aydının, entelektüelin vicdan sahibi herkesin yapması gereken doğru olan neyse kendi bakış açısı ile bir çıkar, menfaat, herhangi bir yandaşlık, herhangi bir yalakalık olmadan vicdanının sesini dinleyerek doğruları söylemek olmalı.

Ben de kendimce doğruları, kendimce diyorum tekrar, görebildiğim kadarıyla bir art niyet gütmeden, kimseye peşin bir dostluk veya peşin bir düşmanlık göstermeden söylemeye çalıştım.

Ne dedim? Dedim ki bir, Ortadoğu'da Kürt sorunu çözülmeden Türkiye'nin Suriye, Irak, Irak'taki Kürdistan Bölgesel Yönetimi, Lübnan, Ürdün daha aşağılara, inin veya Balkanlar veya Kafkaslar... Havzasını geliştirmesi doğru düzgün bir demokratik cumhuriyet kurmadan mümkün değil. Onun için de yapması gereken işlerin başında adına Kürt sorunu, Kürt meselesi, Kürtlerin istekleri ne derseniz deyin, mevzusunu bir doğru düzgün zemine oturtmasın. Bunu çözüm dedikleri o doğru düzgün zemine oturtmadan bu karın ağrısı sürekli devam eder.

Bunun da yolu nedir? Önce Türkiye'nin içinde Kürtleri bir halk olarak kabul etmek, eşit ortak olarak kabul etmek, eşit vatandaş olarak kabul etmek ve onların Türkiye'nin birliği ve bütünlüğü içerisinde demokratik bir cumhuriyette bütün kültürel kimliklerini ve aynen Türkler gibi kendilerini yönetebilmeleriyle ilgili merkezi yönetim ve bölgesel yönetim ilişkilerini düzenlemesi gerekirdi. Burada bir ayrılma yok, burada bir bölünme yok, burada bir sınır çizme yok. Burada birlikte nasıl daha güzel yaşanılır, onun projesi var. Türkiye'nin içinde bunların yapılması lazım.

İki, gelelim Suriye'ye. İşte dış Kürtler diyoruz tıpkı dış Türkler gibi. Suriye'de de aynı şeyin olması lazım. Yani nasıl ki Türkiye'de Alevi, Sünni, dindar, Laik, Kürt, Türk işte değişik etnisiteler, yani Arnavutlardan Araplara kadar... Bunlar için bir demokratik cumhuriyet gerekliyse Suriye için de gerekli olan o. Yani Suriye'de de yine aynı şekilde bizdeki gibi ciddi bir Alevi nüfus var. Yani Nusayrî çünkü Türkiye Alevilerinden farklı. İran ve Irak, Şiiliğinden de farklı bir Arap Nusayrîleri var. Şiiliğin bir zaman içerisinde farklılaşarak farklı bir hayat tarzına ve mezhebe dönüşme hali. Suriye'de Hıristiyanlar var ve üstelik öyle çok az da değil, %10'a yakın bir Hıristiyan nüfus var. Dürziler var. Türkmenler var Halep civarında ve bir de Kürtler var.

Dolayısıyla Suriye'nin de aynen eğer olabilirse Türkiye bir demokratik cumhuriyet haline dönüşmesi lazım. Onun için Suriye Arap Cumhuriyeti'nin lafına ilk başta karşı çıktım.

Çünkü bir ülkeyi bir etnik kimlikle tanımladığınız vakit zaten sorunlar baştan başlıyor.

Ve ne yazık ki çok az kişi hariç bu Suriye Arap Cumhuriyeti lafına bizim Türkiye'deki sözde çok bilmiş İslamcılardan da bir tepki gelmedi. İşte Ali Bulaç, Hakan Albayrak, son dönemde Hüseyin Çelik Bey gibi bazı arkadaşlar, bazı siyasetçi yazar ve düşünürler bu Suriye Arap Cumhuriyeti lafının yanlış olduğunu, bunun doğrusunun Suriye Cumhuriyeti olduğunu dillendirdi.

Dolayısıyla Ahmet Şara da ilk günden yapması gerekenleri yapmadı, geciktirdi.

Üçüncü bir kesim, işte dedim ya hepsi bir olup bana sövüp sayıyorlardı, Suriye'deki, Rojava'daki Kürt yönetimi, PKK yönetimi, PYD yönetimi adına ne derseniz deyin, HSD yönetimi, o da kendince bir hayal kurdu. Düğme ilk başta yanlış iliklendi. Yani 2011'de, Suriye'de, 2012'de halk ayaklandığı vakit Kürtler muhalif İslamcılarla birlikte hareket etmediler. Bunun da ciddi sebepleri var. Yani bütün suç Kürtler'de veya PKK'de değil. O dönemde de yine o Suriye'deki İslamcılar Kürtlere haklarıyla ilgili açık, net mesajlar vermediler. Bir gelecek vaat etmediler. İşte o dönemde Kürtler Baas Partisi ile ilişkili olarak Şam'la bugün adına Rojava dediğimiz Fırat'ın doğusunu ele geçirdiler veya Baas Partisi onlara teslim etti bunu daha doğrusu bu çünkü çok yakın döneme kadar Baas Partisi çökmeyene kadar Kamışlı Havaalanı Baas rejiminin, Esed rejiminin elindeydi. Memurların maaşlarını da Beşar Esed yönetimi ödüyordu. Bunu söylediğim vakitte tepki veriyorlardı. Biz orada bir devrim yaptık, şöyle yaptık, böyle yaptık ve bu devrim ilk olarak da muhalif Kürtleri, yani sözde devrimdir tırnak içinde, tasfiye etti. 250 binden fazla, 300 bine yakın Kürt, şu an Irak-Kürdistan bölgesel yönetiminde Rojava'ya dönmeyi bekliyor. Bunların bir kısmı öldürüldü yine oradaki PYD yönetimi tarafından.

Mesela Meşal Temo, işte Kızıltepe'deki Kikan aşiretinin Suriye kısmında kalan bölümünün lideri. Bunlar öldürüldü, büyük bir kısmı hapsedildi ve Barzani güçlerinin Rojpeşmerge'lerinin Rojava'ya girmesi engellendi. Tamamıyla kendilerine göre bir düzen kurdular. Amerika destek verdi, silah verdi, para verdi ve orada Arap aşiretleri de Beşşar Esed ile de bir ayakları Beşşar Esed'de bir ayakları işte Amerika destekli yeni yönetimde paralarını aldılar, silahlarını aldılar ve bir silahlı güç oluşturuldu.

İlk günler itibaren şunu söyledim, bakın burada 3 vilayet var. Biri Rakka, biri Deyrizor, biri Haseki. Kürtler en fazla Haseki'de. Yani Haseki vilayetinde. Kamışlı da Haseki vilayetine bağlı. Bir kısmı Afrin'de, bir kısmı da Halep sınırında, bir kısmı da Kobani'de. Şimdi böyle bir bölgede yani bu 3 ilin. Üç Suriye vilayetinin toplamı beş milyon civarında. Ve burada Kürtlerin maksimum nüfusu bu bölgede sadece yüzde yirmi hadi biraz daha abartılı konuşursak yüzde yirmi beş. Deyrizor ve Rakka'nın yüzde doksan doksan beşi Arap. Dengeler değiştiği an bu Arap aşiretlerinin maaşları kesildiği an Amerika geri çekildiği an bir de tabii İsrail'e bir bağlanıldı son dönemde. İsrail'de bir şekilde Türkiye'yle, Amerika'yla, Ahmed Şara'yla bir örtülü veya açık anlaşmaya girdiği an bu %75-80'lik Arap nüfusunun PKK yönetimiyle birlikte, PYD yönetimiyle birlikte hareket etmesi mümkün değil. Ve nitekim bu oldu işte. Bunları söylediğiniz vakitte dünyanın lafını söylediler. Bir hayal kurdular. İşte Amerika bizi destekleyecek, İsrail destekleyecek, İran başka sebeplerle Türkiye'ye karşı destekleyecek ve biz burada bu %75'lik, 80'lik Arap nüfusu da yöneteceğiz. E ne oldu? İşte Laz'ın dediği gibi ne oldu? Bütün bu söylediklerimiz ne yazık ki doğru çıktı. Ne yazık ki, niye diyorum, keşke daha doğru şeyler yapılsaydı, daha güzel şeyler yapılsaydı, daha kavga gürültüye girilmeden bir şeyler yapılsaydı. Ve bu arada Ahmet Şara, işte bu operasyonlar başlamadan evvel Kürt kimliğini tanıdığını, ki Türkiye'de de olmuştu bunlar, Kürtçenin seçmeli ders olabileceğini, yani seçmeli demiyor ama Kürt dilinin öğretilmesi, yani ana dilli eğitim yok yine. Kürtçe, ana dille eğitim yok. Bölgesel bir yönetim yok ama işte Haseke valisini Kürtlerden tayin edeceğiz diyor. Valilerin seçimle gelmesi yok. Yani anlayacağınız Suriye, Türkiye ile eşitlendi. Türkiye'de de şu an seçmeli ders var. Valiler seçimle gelmiyor. Belediye başkanları seçimle geliyor bizde, milletvekilleri. İşte Suriye'deki yeni Kürtlerin statüsü ile Türkiye'deki durum mevcut durum ama yani olmasını istediğimiz durum değil. Neredeyse birbirine eşitlendi. Belki bir tık Ahmet Şara daha ileri laflar etti.

Şimdi e bu iyi mi? Yani Türk siyasal çevrelerinde büyük bir, nasıl diyeyim, bir şok var. Bir memnuniyetsizlik var. Ne oldu böyle hemen bir anda işte HSD, SDG bu noktaya geldi. Nasıl Rakka ve Deyrizor bir anda işte düştü. Haseki'nin önlerine kadar nasıl geldi? Bu durum yani şu an Ahmet Şara'nın geldiği, Suriye yönetiminin geldiği nokta bundan öncekinden iyi. Hani derler ya kötünün iyisi, yani Kürtlere bütün vatandaşlık haklarının verileceği söylendi, kimlikleri tanındı. Vatandaş olmayanların kesinlikle vatandaş olacakları söylendi. Nevruz Bayramı ilan edildi vs. vs. Yani bunlar geçmişten iyi şeyler. Yeterli mi? Değil. Türkiye'deki mevcut durum ve nihai yani sonuç en son nokta değil. Bana göre Suriye'de değil. Yani buranın biraz daha bu şeylerin yükselmesi lazım, demokratik hakların tam verilmesi lazım ana dili eğitim dahil, yerel yönetimlerin seçimlerinin daha belli kurallara yani valilerin, belediye reislerinin ve yetkilerinin oturtulması lazım. İşte bu Türkiye'de de, Suriye'de de yeni anayasa süreci de olacak. Peki HSD'e SDG'e ne yapacak? İşte bazıları şu an feryat figan ediyorlar. İşte direnin, çarpışın, ölün, öldürün. E nereye varılacak? Yani bunun kazananı kim olacak? Onun için ne yazık ki bu düğme ilk baştan yanlış iliklendi. Beşşar Esed'e bel bağlandı. Suriye'nin kuzeyi ondan teslim alındı. İran desteği çok önemsendi. Amerika'ya çok güvenildi. Ve bu gelinen noktada Ortadoğu'daki bütün dengeler değişince işte bu durum da ortaya çıktı.

İnanın 3 ay evvel bile Rojava'daki yönetim, Mazlum Abdi bu daha makul isteklerle masaya oturabilseydi, otursaydı, son dakikaya kadar bu bahsettiğim İsrail ve Amerika'ya bel bağlamasaydı, bugünkünden çok daha fazla, çok daha iyi bir statü elde edilebilirdi. E Kürtlere gelince, bizlere gelince, yani ben şahsen utanıyorum. Yani birileri utanmıyor. İşte Biji Serok Obama'dan, Biji İsrail'den, Biji bilmem nelerden, bugün de Amerika bizi sattı. Yahu niye satmasın seni? Yani niye satmasın? Yani bugün dünyada öyle insanlar birbirlerini, öyle devletler birbirlerini satıyor ki tarih bu satışlarla dolu. Bunlardan ders çıkarmak önemli. Devlet adamı olmak önemli. Şu an Türkiye'nin içinde de seçimler var. Kürtlerin %20 oyu var. Bu oyları dikkate almadan, bu siyasi hesapları, pazarlıkları doğru düzgün yürütmeden eğer siz böyle kör parmağın kör gözüne dümdüz giderseniz sonuç hiçbir zaman değişmeyecek.

Onun için ben her şeye rağmen yine bu gelinen noktada kanın akmaması, bu işin bir katliama, iç savaşa dönüşmeden belli bir noktaya gelmesini çok da olumsuz görmüyorum. Ama Türkiye Cumhuriyeti hükümetlerinin de daha yapacakları çok şey var. Ahmet Şara'nın da daha Kürtlere çok borcu var ve Suriye'deki, Türkiye'deki Kürt siyasetinin de aklını başına alarak daha doğru düzgün, dünyayı doğru okuyan, bölgeyi doğru okuyan bir siyasete evrilmesine acilen ihtiyaç var.

İlk günden beri şunu söyledim ben, Kürtlerin önünde iki yol var.

Bir, Türkiye ile çatışarak, savaşarak, bir şeyler yapmaya çalışmak veya Türkiye ile anlaşarak. "Efendim işte Türkiye ile anlaşılmaz." O çok bilmişler var ya özellikle Diaspora'da, adamlar kefi yerinde gece saat 12'den sonra sabaha kadar küfrediyorlar. "Efendim Türkiye ile anlaşılmaz, Türkiye şudur budur." E peki anlaşılmaz da sen bu dünya ve Ortadoğu dengesinde 3-5 tane derme çatma silahla nereye varabileceksin, ne yapacaksın? Yani anlaşılmaz dediğinle yine ne yapıp edip siyasetin bütün dengelerini, bütün kurallarını kullanarak Türkiye ile birlikte bir Türkiye ve Ortadoğu inşa etmekten başka bir yol yok.

Allah bütün iyi niyetli insanlara, bütün hayır isteyenlere güç ve kuvvet versin.

 

Kaynak: Independnet Türkçe

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

YAZARLAR