Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz


Oktay YILMAZ


Türkiye, Ortadoğu ve Küresel Düzlemde Yeni Yılın Güvenlik Gündemi

Oktay Yılmaz'ın yeni yazısı...


Yeni yıl, Türkiye ve yakın çevresi açısından güvenlik, istikrar ve güç dengeleri bakımından yüksek belirsizliklerle başladı. İç politikadaki “yeni süreç” tartışmalarından Ortadoğu’daki kırılgan ateşkeslere, küresel ölçekte ise büyük güç rekabetinin sertleşen başlıklarına kadar uzanan tablo, çok katmanlı ve iç içe geçmiş bir risk alanına işaret ediyor.

 

Türkiye’de “Yeni Süreç”: Örgüt kendini feshetti mi, yoksa yeni bir pazarlık zemini mi inşa ediliyor?

Siyasi partilerin sürece ilişkin raporlarını TBMM Komisyonu’na sunmasıyla birlikte, “yeni süreç” tartışmaları daha somut bir çerçeve kazanmış görünüyor. Ancak PKK’nın fesih ve silah bırakmaya yönelik açıklamalarına rağmen, eş zamanlı olarak yeni taleplerini gündemde tutması, bu beyanların ne ölçüde bağlayıcı ve samimi olduğu sorusunu beraberinde getiriyor.

Örgütün özellikle Suriye’deki uzantısının özerk yapı ve bölgesel statü talebinde ısrarcı olması, meselenin yalnızca Türkiye’nin iç politikasıyla sınırlı olmadığını açık biçimde ortaya koyuyor. Bu tablo, Türkiye açısından güvenlik meselesinin artık yalnızca ulusal sınırlar içinde değil, bölgesel jeopolitik denklemin ayrılmaz bir parçası olarak ele alınmasını zorunlu kılıyor.

Uyuşturucu ticareti ve organize suç yapılarıyla bağlantılı ilişkilere dair kamuoyuna yansıyan iddialar ise devlet kapasitesi, denetim mekanizmaları ve toplumsal güven başlıklarını yeniden gündeme taşıyor. Bu bağlamda, parlatılmış medya figürlerinin hızla kararan profilleri, sektör içindeki yapısal çürümeyi gözler önüne seriyor. Meselenin vahim tarafı, bireysel alışkanlıklardan veya kişisel zaaflardan ziyade; gücün araçsallaştırılması, mobbing yoluyla çalışanlar üzerinde baskı kurulması ve kurum çalışanlarını kirli ilişki ağlarının içine çekmeye yönelik sistematik yöntemlerdir.

Terörle mücadele kapsamında Yalova’da DEAŞ’a yönelik bir operasyonda üç polis memurunun hayatını kaybetmesi ise Türkiye’nin aynı anda farklı ideolojik ve örgütsel tehditlerle mücadele etmek zorunda kaldığını bir kez daha acı biçimde hatırlattı.

 

Gazze’den Yemen’e: Ortadoğu’da Kırılgan Dengeler

Ortadoğu cephesinde Gazze’de varılan ateşkesin özellikle İsrail tarafından sık ihlal edilmesi, sahadaki askerî gerçekliğin diplomatik metinlerden daha belirleyici olmaya devam ettiğini gösteriyor. Anlaşmanın ikinci aşamasına geçilmesinin gündemde tutulması, tarafların çatışmayı tamamen bitirmekten ziyade “yönetilebilir” seviyede tutma iradesine sahip olduklarını düşündürüyor. Buna rağmen ateşkesin kalıcılığı hâlâ ciddi belirsizlikler barındırıyor.

Yemen’de Birleşik Arap Emirlikleri’nin, Suudi Arabistan’la yaşanan görüş ayrılıklarının ardından ülkeden askerî varlığını çekme kararı alması, Körfez içi dengelerde yeni bir saflaşma ihtimalini gündeme getirdi. Bu gelişme, Yemen savaşının yalnızca yerel aktörler arasında değil, bölgesel güç rekabetinin bir yansıması olarak şekillenmeye devam ettiğini ortaya koyuyor.

Suriye’de Şam yönetimi, siyasi bütünlük ve istikrarı sağlama konusunda ciddi yapısal sorunlarla karşı karşıya bulunuyor. Merkezi otoritenin zayıflığı, farklı yerel ve dış aktörlerin sahadaki etkisini artırırken, ülkeyi uzun vadeli bir belirsizlik ve kırılganlık sarmalında tutuyor. Sudan’daki iç çatışmalar ise devlet çöküşünün, insani kriz ve bölgesel istikrarsızlıkla nasıl iç içe geçtiğinin bir başka çarpıcı örneğini oluşturuyor.

 

Küresel Düzlem: Büyük Güç Rekabeti Sertleşiyor

Küresel ölçekte Rusya–Ukrayna savaşı, tüm diplomatik girişimlere rağmen askerî boyutunu korumayı sürdürüyor. ABD Başkanı Trump tarafından gündeme getirilen barış planı taraflar arasında tartışılıyor olsa da, sahadaki güç dengeleri kalıcı ve adil bir çözüm ihtimalini halen sınırlıyor. 

ABD’nin Venezuela’ya yönelik operasyon ihtimalini, Latin Amerika’daki kriz alanlarını yeniden hareketlenebileceğine işaret ediyor. Aynı dönemde Çin’in Tayvan’a yönelik askerî müdahale seçeneğini daha açık biçimde dillendirmesi ise Asya-Pasifik hattında gerilimin yeni ve daha sert bir evreye girebileceğini gösteriyor.

 

Sonuç: “Yönetilen Krizler” Dönemi

Ortaya çıkan genel tablo, uluslararası sistemin artık “çözülen krizler”den ziyade “yönetilen krizler” dönemine girdiğini düşündürüyor. Türkiye açısından bu süreç; iç güvenlik meseleleri, bölgesel gelişmeler ve küresel güç dengelerinin birbirini doğrudan ve eş zamanlı etkilediği çok katmanlı bir risk alanı anlamına geliyor.

Yeni yılın ilk günlerinde şekillenen bu gündem, 2026’nın öngörülebilirlikten çok stratejik esneklik, soğukkanlı analiz ve kurumsal direnç gerektiren bir yıl olacağının gösteriyor.

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

YAZARLAR