Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz


Engin GÜLTEKİN


TÜRKİYE; İNSANLARI İSRAF OLAN BİR TOPLUM

Engin Gültekin'in "yeni" yazısı...


İsraf, İslam düşüncesinde yalnızca maddi kaynakların ölçüsüz tüketimiyle sınırlı olmayan, insanın varoluşunu, zamanını, emeğini ve nihayet hayatını anlam ve amaç dışı tüketmesini ifade eden kapsamlı bir kavramdır.

Ama en zararlı ve tehlikeli olan israf insan israfıdır. Diğer bir deyişle; hayatların israf edilmesidir. Türkiye toplumunda bireyin Allah merkezli bir hayat yerine nefs, şeytan ve tağut eksenli bir yaşamı tercih etmesinin ontolojik, ahlaki ve sosyolojik sonuçları eğer tedbir alınmazsa acı olacaktır.

Türkiye toplumunda modernleşme ve batı özentisi adına israf olgusunun yaygınlaşması, zaman, emek ve hayat planlaması bağlamında ele alındığında İslam medeniyetinin iktisatlı hayat tasavvuru ile çağdaş müreffeh hayat anlayışı arasındaki temel çelişki ortaya çıkmaktadır.

İsraf, Kur’an’da açık ve net biçimde zemmedilen ahlaki ve toplumsal bir hastalıktır. Yüce Allah şöyle buyurur:

“Yiyiniz, içiniz; fakat israf etmeyiniz. Çünkü Allah israf edenleri sevmez.”
(A‘râf, 31)

Bu ayet, israfı yalnızca yeme-içme ile sınırlamaz; bir hayat ilkesini ortaya koyar. İsraf, ölçüyü kaybetmektir. Ölçüsüzlük ise insanı hem bireysel hem toplumsal çöküşe sürükler.

Kur’an’da başka bir ayette israf edenlerin konumu daha çarpıcı biçimde ifade edilir:

“Şüphesiz savurganlar, şeytanların kardeşleridir.”
(İsrâ, 27)

Bu bağlamda israf, şeytanî bir yaşam biçimiyle doğrudan ilişkilendirilmiştir.

Suyun israfı kötüdür, yemeğin israfı kötüdür, zamanın israfı kötüdür; ancak bütün bunlardan daha kötüsü, insanın kendi hayatını israf etmesidir. Bugün bu toplumda hayatlar israf edilmekte insanlar bozuk para gibi harcanmaktadır.

Hayat israfı; insanın kendisine emanet edilen ömrü, Allah’a kulluk zemininden kopararak
nefsin, şeytanın ve tağutların belirlediği bir yaşam tarzına teslim etmesidir. Bu tercih, insanın bedenini ve imkânlarını cehenneme ipotek etmesi anlamına gelir.

Kur’an bu tercihi şu şekilde ifade eder:
“Allah’a kulluk edin ve tağuttan sakının.”
(Nahl, 36)

Hayatını Allah’ın istediği istikamette yaşamayan insan, varoluş amacını israf etmiş olur. Çünkü hayatın değeri, süresiyle değil; hangi amaç için yaşandığıyla ölçülür.

Türkiye toplumunun sosyolojik analizi, israfın neredeyse bütün boyutlarıyla yaşandığını göstermektedir.

Bunlar arasında:
Zaman israfı, emek israfı,
Plan ve hedef yoksunluğu, hayatın rastgele ve amaçsız yaşanması öne çıkmaktadır.

İnsana sınırlı olarak verilen hayatın plansız, programsız ve sorumluluk bilincinden uzak yaşanması, varoluşsal bir savurganlıktır ve israftır.

Oysa insan için temel hakikat şudur:
Her insan, yarın ölecek kadar yaşlı, bir süre daha yaşayacak kadar da gençtir. Şeytanın insanı yaş üzerinden aldatması Kur’an’da açıkça ifade edilir:

“Şeytan onlara vaatte bulundu ve onları boş ümitlere sürükledi.”
(Nisâ, 120)

İnsan, “henüz erken” ya da “daha vakit var” düşüncesiyle hayatını erteledikçe, aslında hayatını israf etmektedir.

Doğumla başlayan ve ölümle son bulan hayat çizgisi, her insanda farklı uzunluktadır. Hiç kimse kendisine ait olmayan bu hayat için bir takvim belirleyemez.

Bu nedenle İslam, zaman konusunda son derece hassas bir bilinç inşa etmiştir.

Hz. Peygamber (sav), suyun israfı konusunda bile şöyle buyurmuştur:
“Bir nehir kenarında olsan bile suyu israf etme.”
(İbn Mâce, Tahâret, 48)

Böylesine titiz bir medeniyetin mensuplarının, bugün hayatlarını israf eder hale gelmesi, üzerinde ciddi biçimde düşünülmesi gereken bir çelişkidir.

Hayat tasavvurunu İslam’ın şekillendirdiği birey, hayatını iktisatlı yaşayan kişidir.
Çünkü onun bilinci şudur:
Sınırlı bir hayatla, sınırsız bir hayat kazanma mücadelesi içindeyiz.

Kur’an bu gerçeği şöyle ifade eder:

“Ahiret yurdu, takvâ sahipleri için daha hayırlıdır.”
(A‘râf, 169)

Modern dünyada “müreffeh hayat” adı altında insanlara empoze edilen anlayış, haz merkezli, tüketim odaklı ve sorumluluk dışı bir yaşam biçimini meşrulaştırmaktadır. Bu anlayış, İslami bir hayat tasavvuru ile bağdaşmaz.

İslam ahlakında söz namustur. Sözün israf edildiği toplumlarda, hakikat değersizleşir, yalan sıradanlaşır.
Herkesin her konuda konuştuğu, sözün sorumluluktan koparıldığı toplumlarda, sözün namusu kirlenmiş olur.
Bu da ahlaki çözülmenin bir göstergesidir.

Bir hocanın ders esnasında burnu kanadığı hâlde dersi bırakmadığı ve “Kaybedecek zamanımız yok” diyerek eğitime devam ettiği rivayet edilir.

Bu tavır, zamanın bir saniyesinin bile israf edilmemesi gerektiğine dair güçlü bir bilinçtir.
Bu bilinç, sahabe hayatında fazlasıyla görülür. Uhud Savaşı’nda (veya Huneyn’de rivayet edilir) elinde hurma yiyen bir sahabi, cennetin vaadini duyunca:
“Bu hurmaları bitirene kadar yaşamak uzun" deyip elindeki hurmaları saçıp şehit olduğu rivayet edilir.

Kur’an bu bilinci şöyle ifade eder:

“Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma; bilakis onlar diridirler.”
(Âl-i İmrân, 169)

Bu örnekler, hayatın bir saniyesini bile israf etmeyen bir iman ve bilinç düzeyini göstermektedir.

İsraf, yalnızca tüketimle ilgili bir sorun değil; bir hayat tasavvuru problemidir. Hayatını Allah merkezli bir kulluk bilinciyle yaşamayan insan, en büyük israfı yapmış olur:

Kendi varlığını israf eder.
Bugün ihtiyaç duyulan şey; hayatı yeniden anlamlandıran, zamanı emanet bilen, sözünü namus kabul eden ve sınırlı ömürle sonsuzluğu hedefleyen, İslami bir hayat tasavvurunun yeniden inşasıdır.

Selam ve dua ile...

Engin GÜLTEKİN
Eğitimci-Yazar-Sosyolog

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

YAZARLAR