Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz


İsmail Hakkı Güleç


TOPLUMSAL ÇÖKÜŞ (2)

İsmail Hakkı Güleç'in yeni yazısı


 

Toplumsal çöküş ile ilgili birinci yazımızda, konuyu temellendirme, anlama ve de tanımlamaya çalışmıştık. Ayrıca da, konunun püf noktalarını, aciliyyet, hassasiyet ve inceliklerini irdeleme ve incelemeye gayret etmiştik. 

Bugün ki yazımızda ise, toplumsal çöküşün nedenleri, bu çöküş, çürüme, savrulma, yozlaşma ve de yok oluş ile ilgili, çözüm ve çareler, yapılması gerekenler üzerinde, bir nebzede olsa durmaya çalışacağız.. 

Bir toplum neden bozulur, çöker, çözülür, çürür, yok olur ve de yıkılır? 

Bir toplumu ayakta tutan, sağlıklı olmasını sağlayan, topluma ruh ve kimlik kazandıran, bir takım besleyici unsurlar olduğu gibi(inanç, bilgi, iman, çaba, gayret, vahdet, adalet vb.), toplumun yok olmasını, çürümesini, çözülmesini, yozlaşmasını yıkılmasını, ayakta kalmasını, olsumsuz etkileyen, birçok faktör söz konusudur. 

Bir önceki yazımızda, bu faktörlerden, kadın faktörü üzerinde bir nebze de olsa durmaya çalışmıştık. 

Kadının, sağlıklı bir toplumun oluşup, gelişip, ilerlemesinde ve sağlıklı bir neslin yetişmesinde, gerek birey, gerekse aile ve toplum bazındaki rolüne vurgu yapmıştık. 

Tabii ki, bir toplumun çözülüp yıkılmasında, sağlıksız bir hale gelmesinde, hastalanmasında, çözülüp, çürümesinde, çökmesinde sadece kadın faktörü yoktur. Bunun dışında da, bir çok faktörler söz konusudur. 

Bu faktörleri, birkaç madde ile sıralayacak olursak şayet, 

1.Taklitçilik, 
2.Cahillik, 
3.Eğitimsizlik, 
4.İnançtan yoksun olma, 
5.Büyük aile ortamının(mektebi) yok olup, dağılması, 
6.Bireyselleşme ve bencilleşme, 
7.Fertlerin din, dil ve tarihleriyle olan bağlarının koparılıp, köksüzleştirilmesi, 
8.Dijital, sosyal medya terörü, 
9.Dünyevileşme, dünyevi kaygı, korku ve kaygıların sürekli gündem edilip, tahrik ve teşvik edilmesi, pohpohlanması, 
10.Toplumu oluşturan, parti, sendika, cemaat, stk, tarikat, cami, cemevi vb. Yapıların içinin boşaltılıp, işlevsiz hale getirilmesi, 
11.Kitap okumamak, 
12.Sohbet ve muhabbet ortamlarının yok olması, 
13.Cami, cemevi gibi yerlerin terkedilmesi, 
14.Yaşlıların, evlerinden alınıp huzur(!) evlerine yerleştirilmesi, 
15.Helal kazanç ve bereketin kaybolup, evde herkesin çalışması, aile bireylerinin, birbirlerine zaman ayıramaması, 
16.İnsanların sürekli, çok ama verimsiz çalışıp, gerekli olan dinlenme, sosyal, ailevi, toplumsal etkinliklere zaman ayıramaması
17.Aza kanaat, sabır, şükür, katlanma ve de tahammülün kalmaması
18.Mal, mülk, para biriktirme hırsı, 
19.Emperyalizmin olumsuz, yıkıcı planları
20.Konforizm, lüks hayat, 
21.Üretmeden tüketme, tüketim toplumu olma, tüketim çılgınlığı, 
22.Şeytan ve dostlarının, insanları ayartması, 

“Sonra kesinlikle onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım. Çoğunu şükredici bulamayacaksın.” (7/A'râf, 17)

23.Öncelikle, aile, akraba, cemaat, vakıf, stk. vb. gibi sivil yapılarla olan, tüm bağların ihmal edilip, kopması, 
24.Tv, internet, film, seks, cinsellik, açık çıplaklık, spor, müzik adı altındaki, özellikle gençleri hedef alan bozucu, yıkıcı etkinlik ve proğramlar vb... 
25.Ahirete ve hesap verme inancına, yeterince sahip olmama, 

Sağlıklı bir toplum, sağlıklı bireylerden oluşur. Sağlıklı bireyler ise, hem ruhen, aklen, fikren, bedenen sağlıklı, doğal ortamlarda büyümüş, yaşadığı ülke, toprak, aile, inanç, kültür ve de içinde yaşamış olduğu topluma karşı görev, ödev, vazife ve sorumluluklarının bilincinde ve manevi inanç ve değerlerine sıkı sıkıya bağlı, ama bağnaz olmayan, kendini her konuda geliştirip, yetiştirmiş bireylerin oluşturduğu toplum, ancak sağlıklı bir toplumdur. 

Bir toplumu bozup, yıkıp, yoketmek için, önce o toplumun gençlerini bozmak gerekir. Çünkü gençler bir toplumun hem geleceği, temeli ve de hafızasıdır. Ayrıca da gençlerle, yaşlılar arasındaki irtibat ve tecrübe transferini kesmek lazımdır. Bir önceki kuşakla olan ilgi ve ilişkisini koparmak gerekir ki, bugün tam da bu yapılmaktadır. 

Gençler'deki, tarih bilincini, vatan ve iman gücünü zayıflatıp, ahlaki dejenerasyon, defermosyona ve de erezyona tabi tutup, onları kişiliksiz, ruhsuz, köksüz, bilgi ve bilinçten yoksun, hiç bir ulvi değeri, kutsalı olmayan, sadece midesini ve şehvetini, kişisel rahat ve konforunu düşünen, haz ve hız peşinde, bir robot haline getirdiğiniz zaman, o toplum çöker, yok olmaya yüz tutar ve ayakta durması, kalması ve de hayatiyetini devam ettirebilmesi mümkün değildir. 

Bir toplumu ayakta tutan, diğer bir madde ise, toplumu ıslah edecek, emri bil maruf, nehyi anil münkerker'de (iyiliği emir, kötülükten sakındırma) bulunacak, tüm kötülükleri, sapıklık ve sapkınlıkları yok edecek, tüm parazitlerden, hastalıklardan toplumu koruyacak, kurtaracak, tedavi edecek, adeta bir tabip gibi, toplumun kılcal damarlarına girerek, onlara uygun manevi reçeteler sunacak, tüm toplumun güven, sempati, ilgi, hürmetini kazanmış, alim, kanaat önderi, hoca, imam, abi, önder, dede, şeyh vb. gibi öncü ve önder şahsiyetlerin kalmaması, yetişmemesi, etkisiz, önemsiz, değersiz, gereksiz addedilmesi, ayrıca da sivil toplum ve cemaatlerin zayıflayıp, içinin boşaltılarak yok olmasıdır. Ya da asli görevlerinden uzaklaşıp, onların da bozulması para, mal, mülk, şirket ve holdingleşme davası yönünde savrulmaları... 

Bu konuda, İmam Gazali şöyle demektedir;  deri bozulmasın diye, tuz kullanılır, peki tuz bozulursa, işte o zaman felakettir. Yani bir toplum bozulursa onu akıllı, kültürlü, tecrübeli, alim, fazıl, mütefekkir, düşünce sahibi, kanaat önderleri konumundaki insanlar, onların bozulmasını engelleyici bir takım tedbirler alırlar ve çözülme, çökme ve çürümeyi önleyecek bir takım, çözüm ve çareler üretirler. 

Ancak o tuzun yaptığı gibi, toplumdaki kokuşma, çökme, çözülme ve de çürümeyi önleyecek, gerek toplumun önderi konumundaki, ailenin büyüğü ya da toplumun ileri gelen, düşünen, akleden, okuyan, araştıran, yazan, yaşayan, kuşatıcı, feraset ve basiret ehli, şeyh, kanaat önderi, alim, aydın, hoca, dede, profesör, sivil toplum ve kanaat önderleri vb. Kişilerin olması, oluşması, bulunması gerekir. 

Peki toplumu, içinde bulunmuş olduğu bu çöküş, çürüme, çaresizlik, yıkılış ve de yok oluş sürecinde, aktif rol alması umulan, beklenen yukarıda zikrettiğimiz isim, sıfat ve de vasıf'taki insanlar da bozulur, şayet, özellik, nitelik, görev, misyon, vazife ve sorumluluklarını ifa, icra etmekten kaçarlar ise, işte asıl sorun, problem burada başlar ve büyük çöküş'te, o zaman ortaya çıkar... 

Yine, tuz mesabesindeki insanlar görev, misyon, vazife, uyarı, ikaz ve de iyiliği emir, kötülükten men etme, tebliğ etme gibi, görev ve sorum luluklarından uzaklaştıkları ve gerçek görev, misyon ve vazifelerini hakkıyla yapmadıkları takdirde, toplum yanlış yerlerde kurtuluş, çözüm, çare aramaya, hastalıklarla boğuşmaya başlayacak ve beslenmesi gereken manevi dinamik, kaynaklardan yoksun bir halde, yeni yeni hastalık ve hastalıklara düçar olacaktır.
 
İşte o zaman, toplum hasta toplum olacak, kokacak ve çürüyecek, çökecek ve de yıkılıp, yok olup gidecektir... 

O açıdan, Rabbimiz (cc) Rad suresi 11.ayette toplumsal değişime vurgu yapmış, 

"Eğer bir toplum kendi özünde olanı değiştirmedikçe Allah (cc) onların o kötü halini, durum ve de gidişatını değiştirmez... 

Toplumu yıkan, onu olumsuz yönde etkileyen, anarşi, ayrımcılık, guruplaşma, nefret kültürü oluşturan, toplumun bölünmesine, çöküp, çürüyüp yok olmasına sebep olan, buna  zemin hazırlayan, toplumsal barışı dinamitleyen, her türlü fikir, düşünce, inanç, parti, sendika, cemaat, örgüt,  stk, dernek vb. ne ad altında olursa olsun, gerek çağdaşlık, laiklik, seküler akıl, hayat tarzı, ırkçılık, modernizm, eşcinsellik, homoseksüellik, gerekse de ilericilik vb. hangi isim altında olursa olsun, toplumun genleriyle oynayan ve toplumu ayakta tutan dinamikleri yıkıcı, her türlü düşünce, inanç ve örgütten toplumu korumak gerekir. 

Eğer bir toplum, kendi özünde olan, bu tür sapıklık, sapkınlık, saçmalık ve saplantıları, kötülük, günah, fıtratına, yaratılışına aykırı olan, tutum ve davranışları terk etmez ise, Allah (cc) onların bu kötü gidişatını değiştirmeyeceğini ve onları ıslah etmeyeceğini, hallerini düzeltmeyeceğini beyan ediyor...

Toplumsal anlamdaki değişim, zulümden, hakka adalete, karanlıktan aydınlığa, bencillik ve bireysellik'ten toplum düşüncesine, ifsat'dan ıslah'a, imha'dan ihya'ya, cehaletten ilme irfana vb. şeklinde bir değişim ve dönüşüm kaçınılmazdır. 

Toplumlar, tarih boyunca, bir çok büyük medeniyetler inşa etmişler, ancak daha sonra, iç kavga, çürüme, kriz, batıl inanç, yersiz siyasi kavga, tartışma ya da yeterli azim, gayret, özveri, fedakarlık, birlik beraberlik, çalışma, üretme, aklını kullanma, ilim, tartışma, eleştiri, araştırma, geliçtirme, icat, buluş, öneri, feraset ve de basiret gibi vb. konular ihmal edildiği vakit, toplumdaki çözülme, çürüme ve yok oluş başlamıştır. 

Bu vurdumduymazlık, sorumsuzluk, birlik beraberlik disiplin ve de çalışma terk edilince, toplumdaki boş vermişlik ve tembellik sonucu, o medeniyetler, ahlakı zafiyetler ve birçok başka nedenden dolayı yıkılıp, yok olup  gitmişlerdir. 

Bir toplum hastalandığı, çürüme ve çözülmeye başladığı zaman, Allah (cc) o toplumu ıslah etmesi, temizlemesi, düzeltmesi, tezki'ye etmesi, onlara doğru yolu göstermesi için, toplumu uyarıcı, inzar ve tebşir vazifesi ile görevli Peygamberler (as) göndermiştir.

Sonuç olarak olarak, şunu ifade edebiliriz ki, bugün çağdaş egemen, fasit, zulüm ve küfür kültürü, sistemi dünyadaki bütün kadim kültür ve dinleri bertaraf ederek, yerel, milli olan her şeyi yok ederek, tek tipleştirilen bir dünya, tek tip insan, tek tip toplumlar oluşturulmaya gayret edilmektedir.

Yeme'sinden, içmesine, giyim'inden, kuşamına, inancına ve ibadetine kadar herkesi tek tip'leştirerek, kendi dizayn ve inşa ettikleri sömürüye dayalı, insanı, özellikle de kadın, para ve makamı, dini, milli duyguları, inancı ve her şeyi araçsallaştırarak, insanın her şeyini kullanmaya yönelik, yönlendirme ve algılar yaparak, reklamlar sonucu, insanları ve toplumları, kendi yerel kültür, tarih, kök, öz ve de dinlerinden, sosyo kültürel yaşamlarından, inançlarından uzaklaştıran global bir kültürel emperyalizm ile karşı karşıyayız... 

İşte bu küresel, emperyalist şer eksenine karşı, direnebilmek, yok olup, yıkılmamak için, yerel güç, dayanak, sığınak, merkez, mezhep, meşrep, medrese, mektep ve ocaklar'ımıza değer vermemiz, onları sahiplenerek, yaşatmamız, canlı tutmamız gerekir.

Ayrıca da, inanç ve  kültürümüzle olan bağlarımızı sıkı, sağlam tutmalı, kendi öz, kimlik, inanç, kültürümüzden de kopmamamız, uzaklaşmamamız gerekir.Toplumsal yapımızı ancak bu şekilde çökme, çürüme, çözülme ve de yok olmaktan koruyabilir, kurtarabiliriz...

Şayet, bu bu şekilde yapmaz, gereken önlem ve tedbirleri almaz isek, azgın bir sel, güçlü bir rüzgar, hepimizi alıp götürecek ve bu toplumsal çöküş, aile içi kavgalar, toplum içi gurup'laşmalar, tartışma, kavga, bölünmeler olacak, hedefsiz kitleler ve  ruhsuz gençlik ve intiharlar, sonu gelmeyen buhranlar, toplumu kasıp kavuracaktır. 

Biran önce, gerek sivil toplum, cemaat, vakıf, dernek, cemevi, cami, gerekse de devlet veya kanaat önderleri, kişiler, aile büyükleri, anne, babalar, eğitimciler olmak üzere, bu konular masaya yatırılmalı, toplumun bu kötü gidişatı, doğru yönde ıslah ve ihya edilerek, toplumun çürüme, çözülme ve çökmesine yol açan, tüm hastalıklara acilen çözüm ve çareler bulunmalıdır... 

Dedi ki: “Beni saptırmana karşılık, ben de onları (saptırmak) için senin dosdoğru yolunun üzerine oturacağım.” (7/A'râf, 16)

Selam ve dua ile...

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

YAZARLAR